Görüntülenen kategori ‘Bilgi Bul’
Bitkilerde Solunum
Bitkilerin solunumu da temel olarak insanın ve bütün gelişmiş hayvanların solunumuna benzer. Bu canlılarda da solunumun amacı oksijeni dokulara alıp, besin maddelerini yakarak gerekli enerjiyi sağladıktan sonra karbon dioksidi dışarı atmaktır. Ne var ki bitkiler, hayvanlardan farklı olarak, havanın oksijenini almadan ve dışarıya karbon dioksit vermeden de solunum yapabilirler. Bu ayrıcalığın nedeni bitkilerin fotosentez yeteneğidir. Bilindiği gibi bitkiler, havadan aldıkları karbon dioksit ile topraktan aldıkları suyu birleştirerek şeker ve nişasta gibi karbonhidratlar ile oksijene dönüştürürler. Fotosentez denen bu özümseme sürecinde oluşan yüksek enerjili besinler dokularda depolanırken oksijen dışarı atılır {bak. Fotosentez). Solunum ise fotosentezle tam ters yönde gelişen bir metabolizma olayıdır.
Peynir
Peynir en önemli süt ürünlerinden olan, sütün maya vasıtası ile pıhtılaştırılmasından elde edilen çökeleğin olgunlaşmış hali. Pekçok peynir çeşidi vardır. Bunlar yumuşak, sert veya yarı sert olabildikleri gibi, peynir imalinde kullanılan sütün cinsine, yağının azlığına çokluğuna, ayrıca kaymak ilave edilip edilmediğine, çiğ veya pişmiş sütten yapılışına bağlı olarak çeşitlenir. Peynir denilince akla önce beyaz peynir gelir. Fakat yapılışına, görünüşüne ve lezzetine bağlı olarak da çok çeşitli peynir vardır.
Peynir türleri
Modernizm ve postmodernizm
Dekonstrüktivist felsefe
Dekonstrüktivist felsefenin mimarlık teorisine yansıması Peter Eisenman’nın filozof Jacques Derrida’nın görüşlerinden etkilenmesiyle başlamıştır. Peter Eisenman bu hususta görüşlerini oluştururken yapısöküm düşünce hareketini felsefi bir başlangıç noktası olarak kabul etmiş ve Jacques Derrida ile Parc de la Villette projesinin yarışması dahil olmak üzere pratik alanda çalışmalar yürütmüştür. Yürütülen tüm bu çalışmalar Chora L Works adlı bir kitapta toplandı. Jacques Derrida ve Peter Eisenman’a ek olarak Daniel Libeskind de “bulunuş metafiziği” konusuna ilgi duyuyorlardı ki bu kavram dekonstrüktivist felsefenin mimari teori ile açıklanmasının en önemli ve ana konusudur. Mimarlığın dil felsefesinin metodları kullanarak iletişim kurma kapasitesine sahip bir dil olduğu kabul edilmektedir. Varlık ve yokluğun veya doluluk ve boşluğun diyalektiği kavramları Peter Eisenman’ın uygulama fırsatı bulan veya bulmayan tüm tasarımlarında yer alan kavramlardır. Hem Jacques Derrida hem de Peter Eisenman bulunulan mekânının mimarlık olduğu ve de var olmak ile yok olmak diyaletiklerinin hem inşaat (İngilizce: construction) hem de dekonstrüksiyon (İngilizce: deconstruction) kavramlarından bulunduğu görüşünü benimsemektedir.
Jacques Derrida’ya göre metinlerin anlaşılması en kolay klasik açıklamalar ile mümkün olabilir. Bu bağlamda bakıldığında dekonstrüksiyon stilinde tasarlanmış herhangi bir mimarlık eseri de var olabilmesi için son derece köklü bir geçmişten gelen geleneksel bir yapının varlığına ihtiyaç duyar; böylece o yapının varlığına karşı esnek bir tasarım olduğunu ortaya koyabilir.
Frank Gehry’nin 1978 yılında Santa Monica’da kendisi için tasarladığı konut projesi dekonstrüktivist stilde tasarlanmış örnek bir yapı olarak nitelendirilmektedir. Bu yapının tasarımında başlangıç noktası olarak tipik bir banliyö evi ve o evin sahip olması beklenen tipik sosyal anlamlardan yola çıkılmıştır. Daha sonra Frank Gehry bu yapının kütlesini, üç boyutlu biçimini ve diğer tasarım unsurlarını adeta bir oyuncak ile oynar gibi parçalamış ve yapıyı yeniden inşa etmiştir.
Jacques Derrida oluşturduğu ve sıklıkla kullandığı bulunuş metafiziği ve dekonstrüksiyon kavramlarına ek olarak söküme almak (under erasure veya sous rature) kavramlarını de mimarlıkla ilgili yazılarına yansıtmış ve dekonstrüksivist düşünce yapısına katkıda bulunmuştur. Daniel Libeskind mimarlık kariyerindeki ilk tasarımlarını adeta bir yazı şekli şeklinde yarattığını belirtmiş ve bir inşaat malzemesi olan betonu bir nevi şiir gibi tasarımlarına yansıttığını söylemiştir. Tasarımlarını oluştururken kitapları mimari şekiller gibi tasvir etmiş ve yazı biçimlerini bu yapı kütlelerinin üzerine uygulamış ve bu şekilde mimarlık stilini edebiyata gönderme yapmıştır. Bu bağlamda Daniel Libeskind’in söküme almak (under erasure veya sous rature) ve iz sürme (trace) kavramlarına özellikle Berlin Yahudi Müzesi tasarımında yansımalarını gözlemlemek mümkündür. Holokost dönemini hatırlatması amaçlanan bu yapıda olduğu gibi Maya Lin’in Vietnam Şehitleri Anıtı veya Peter Eisenman’ın Katledilen Avrupalı Yahudiler Anıtı projeleri de söküme almak ve iz kavramlarının uygulamaya yansıtıldığı örneklerdir
Konstrüktivizm ve Rus Fütürizmi
Dekonstrüktivizmi mimari stil olarak benimseyen bir grup mimar da 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkmış, daha çok grafiksel ve hayalperest mimari tasarımları olan ve çok azının inşa edildiği Konstrüktivizm ve Rus Fütürizmi akımlarından etkilenmişlerdir.
Naum Gabo, El Lissitzky, Kazimir Malevich ve Alexander Rodchenko gibi sanatçılar dekonstrüktivizmi uygulayan Zaha Hadid ve Coop Himmelbau gibi mimarların tasarımlarındaki geometrik biçimlerinin gelişiminde etkili olmuşlardır. Bu mimarlar hem Dekonstrüktivizim hem de Konstrüktivizm akımlarını benimseyerek soyut mimari biçimler oluşturmakla ilgilenmişlerdir. Her iki mimari akımın başka bir ortak yanı, tıpkı grafik sanatları veya heykeltraşlıkta olduğu gibi, geometrik şekillerin temelden basitleştirilmesine önem vermeleridir. Ancak iki akım belli noktalarda birbirlerinden ayrılırlar. Konstrüktivizm genelde kavramların ve biçimlerin saflaştırılması yani özlerine dönülmesine önem verirken bu kavrama dekonstrüktivizmde önem verilmez. Dekonstrüktivizm akımını benimseyenler biçim ne kadar bozulursa (İngilizce: deformed) tasarım da o kadar parçalanmış (İngilizce: deconstructed) olur fikrini benimsemektedirler.
Konstrüktivizmde yaygın olarak kullanılan grafik motifler dikdörtgen çizgiler ve üçgenimsi şekillerdir; ayrıcı kare ve daire gibi basit şekiller de kullanılmıştır. Prouns adı verilen soyut resimler dizisinde El Lissitzky birçok geometrik şekli farklı açılardan uzayda asılı göstermiştir. El Lizzitzky Bunu yaparken de betornarme çeliği veya biçilmiş kerestenin son derece sıkı bir şekilde veya gevşek bir şekilde birbirine bağlandığı; ya da ortalığa saçılmış bir şekilde durdukları sembolize edilmek istemiştir. Aynı kompozisyonları Daniel Libeskind’nin dekonstrüktivist çalışması olan Micromegas’da da görmek mümkündür.
Konstrüktivist eğik ve çapraz çizgi motifleri kullanılarak duvarın sembolik olarak parçalanması çizgileri tanımlayan duvarın yok olmasına sebep oluyor….Son derece belirgin olan bu kaotik durum çizgiyi tanımlayan duvarın inşa edilmesini yani çizginin alyapısının oluşmasını sağlıyor. Bu içsel karmaşıklık çizginin varolmasını sağlarken aynı zamanda o çizginin, duvar üzerinde çentikler gibi, parçalanmasını da beraberinde getiriyor.
—Phillip Johnson ve Mark Wigley, Dekonstrüktif Mimari adlı kitaptan alıntı.
Konstrüktivizm akımı ile dekonstrüktivizm arasındaki önemli başka bir fark da siyasi ideolojileridir. Konstrüktivizm akımı mevcut teknolojinin 1920′lerin SSCB’sinin kuruluş ve Komünist ideolojisine uygun bir sosyal amaçla kullanmayı amaçlarken, dekonstrüktivizm akımının böylesi bir sosyal amacı yoktur. Tasarımlarının bazılarının dekonstrüktivizm akımı ile özdeşleştirildiği Hollanda kökenli bir mimar olan Rem Koolhaas, 1977 yılında yayınladığı The Story of the Pool (Türkçesi: Havuzun Hikayesi) adlı kitapta Konstrüktivistlerin kendi kendine enerji üreten bir Modernist bir havuzun içinde SSCB’den kaçtığını ve ABD’ye vardığını kurgusal bir hikayede tasvir eder. Bu hikayeye göre, tıpkı Stalinizm altında olduğu gibi Konstrüktivizm akımı ABD’de de ölmeye mahkumdur.
Çağdaş sanat
Çağdaş sanatın dallarından en fazla minimalizm ve kübizm akımlarının dekonstrüktivizme etkisi olmuştur. Form ve içeriğin birbirinden ayrılması ve de farklı bakış açılarından aynı anda bakılması nedeniyle Kübizm akımının bir parçası olan Analitik Kübizm’in, bu mimarlık akımına etkisi daha fazla olmuştur. Frank Gehry ve Bernard Tschumi’nin birçok tasarımında parçalanmış boşlukların eşzamanlı yer alması son derece sık rastlanan bir durumdur. Kübizm akımı içindeki başka bir alt akım olan Sentetik Kübizm’in dekonstrüktivizime etkisi Analitik Kübizm kadar olmasa bile Frank Gehry’nin mimari kariyerinin ilerki dönemlerindeki tarzında kendini göstermektedir. Dekonstrüktivizm akımı tıpkı Minimalizm gibi kültürel referanslardan kendini bağımsız kılmayı amaçlar.
Deformasyon yani biçiminin bozulması ve dislokasyon yani altüst olma kavramlarına yatkın olan dekonstrüktivizm akımı bunlara ek olarak Dışavurumculuk ve Dışavurumcu Mimarlık akımlarımdan da etkilenmiştir. Dekonstrüktivist bazı tasarımların Dışavurumculuk, Yeni-Dışavurumculuk ve Soyut Dışavurumculuk akımlarının taşıdığı özellikleri aynen taşıdıkları bazı örneklere de zaman zaman rastlanmıştır. Bu duruma bir örnek vermek gerekirse Coop Himmelbau tarafından tasarlanmış ve farklı açılardan oluşmuş şekillerden oluşan Ufa-Kristallpalast soyut geometrik şekillerden oluşan resimler yapmış Franz Kline’nin çalışmalarını anımsatmaktadır. Ufa-Kristallpalast açısal şekilleri ile Almanya kökenli dışavurumcu bir ressam olan Ernst Ludwig Kirchner tarafından tasarlanmış Almanya kasabalarının caddelerini anımsatır.Wassily Kandinsky’nin çalışmaları da dekonstrüktivist mimariye benzerlikler göstermektedir. Kandinsky’nin figüratif ve somut sanattan uzaklaşıp soyut dışavurumculuğa yönelmesi de dekonstrüktivist mimarların aşina olunan geometriyi süs olarak kullanmaktan vazgeçmesi arasında da oldukça belirgin bir benzerlik vardır.
1980′li ve 1990′lı yıllarda oluşturulmuş bazı sanat eserleri ve mimari yapılarda da dekonstrüktivizimin izlerini bulmak mümkündür. Buna en iyi iki örnek Maya Lin ve Rachel Whiteread’in çalışmalarıdır. Maya Lin’in 1982 yılında tasarladığı Vietnam Şehitleri Anıtı’nın granit plakaların yer döşemesi ile çok keskin bir biçimde pozisyonlanması bu duruma güzel bir örnektir. Bu plakaların adeta kırılmış dağılmış gibi gözükmeleri ve üzerlerindeki yazıların minimalist bir şekilde sınırlanmış olması ile bu tasarımın dağılmış, parçalanmış hissi verilmek istenmiş ve tasarımın kendisine yazıdan daha fazla okunması ve anlanması amaçlanmıştır ki bu dekonstrüktivizm anlayaşı ile birebir örtüşmektedir. Maya Lin dekonstrüktivist bir yapı olan ve Peter Eisenman tarafından tasarlanmış Wexner Sanat Merkezi’nin tasarlanması çalışmalarına da katılmıştır.Büyük Britanyalı bir heykeltraş ve sanatçı olan Rachel Whiteread’in tasarladığı mimari mekân düzenlemeleri de çağdaş sanatın mimari ile biraraya geldikleri tasarımlar olarak nitelendirilirler. Mesela 1990 yılında yaptığı bir çalışma olan Ghost tüm bir mekânı alçı ile kaplanmasıyla tüm boşlukların kapatılması simgelenmişti ki bu Jacques Derrida’nın mimarlığın var olma kavramı ile uyumludur.
Dekonstrüktivizim akımına etkisi olan veya birbirini etkileyan başka birisi de ABD’li bir sanatçı olan Gordon Matta-Clark’dır. Eğitimi sırasında Fransız kökenli dekonstrüksiyon felsefecilerinden etkilenen Gordon Matta-Clark; süreç içinde détournement adı verilen var olan sanatsal unsurların yeni bir oluşum için kullanılması anlayışını ortaya koymuş ve tasarımlarını da bu yönde oluşturmuştur. Bina parçaları/kesikleri (İngilizce: Building cuts) adını verdiği; terk edilmiş kullanılmayan binaları bazen içlerindeki yer döşemeleri, tavanları, taşıyıcı sistemleri veya duvarlarını yıkarak sergi mekânı olarak yeniden oluşturması (dekonstrüktive etmesi) ile sanat galerileri ve sanat eserlerini sergileme olanaklarını sunmuştur. Bu uygulama biçimleri sonradan hem dekonstrüktivizm felsefesine, hem de bunun mimarlıkta uygulanmasına oldukça önemli etkileri olmuştur
Küratörlüğünü Yeni Zelandalı bir mimar olan Mark Wigley ve ABD’li bir mimar olan Philip Johnson’un yaptığı, 1988 yılına ait Modern Sanatlar Müzesi (MoMa) sergisi dekonstrüktivist akıma enerji vermiş ve onun takipçilerinin birçoğunun ün kazanmasına yardımcı olmuştur.Sergiyle ilgili duyuru makalesini yazan Mark Wigley genelde birbirlerinden farklı olduğu için tanınmış bu mimarların ortak noktalarını bu duyuru makelesinde işlemiştir.
Bu sergide yer alan projeler son derece farklı bir hassasiyete işaret ediyorlar. Bu hassasiyet saf formun rahatsız edilmesi rüyasıdır. Düşünme şeklimizi rahatsız edebilme yeteneğimiz bu projeleri dekonstrüktivist yapan önemli bir unsurdur. Bu sergi modernizmin gizli potensiyelini incelen birçok mimarın sıradışı bina tasarımlarının birbiri ile bağlantısıni incelemektedir.
—Phillip Johnson ve Mark Wigley, Dekonstrüktif Mimari adlı kitaptan alıntı
23 Haziran 1988 ile 30 Ağustos 1988 tarihleri arasında düzenlenen ve Deconstructivist Architecture (Türkçesi: Dekonstrüvist Mimarlık) isimli bu MoMa sergisinde döneminde oldukça tanınmış yedi mimarın dekonsrüktivist öğeler içeren bazı tasarımları yer almıştır. Sergiye katılan mimarlar arasında Peter Eisenman, Frank Gehry, Zaha Hadid, Coop Himmelblau, Rem Koolhaas, Daniel Libeskind ve Bernard Tschumi vardı.Mark Antony Wigley ve Philip Johnson bu sergiyi düzenlerken Fransız felsefeci Jacques Derrida’nın Dekonstrüksiyon felsefesi görüşlerinden ayrıca Konstrüktivizm’den etkilenmişlerdir. Ancak sergiye katılan yedi mimardan sadece Peter Eisenman ve Bernard Tschumi tasarımlarının Jacques Derrida’nın görüşleri ile bağlantısının olduğunu kabul etmiştir. Ayrıca sadece Zaha Hadid tasarımlarının sadece Konstrüktivizm akımından etkilendiğini kabul etmiştir. Diğer mimarlar zamanla bu kavramların yaygınlaşmasıyla kendilerinin bu akımlarla ilgisi olmadığı görüşünu savunmuşlarsa da, dekonstrüktivizm akımı denilince akla gelen mimarların başında gelmeye devam etmişlerdir.
Bilgisayar destekli tasarım
Bilgisayar Destekli Tasarım günümüzün çağdaş mimarlık eserlerinin inşaatı için oldukça önemli bir araçtır. Dekonstrüktivizm stilinde tasarlanmış projelerde bu teknolojinin kullanılması diğer mimari stillere kıyasla daha fazla önem taşımaktadır. Üç boyutlu modelleme ve hem kurgusal hem de gerçek animasyonlarda son derece karmaşık mekânların tasarlanması Bilgisayar Destekle Tasarım ile (İngilizce: CAD veya Computer Aided Design) mümkün olmasının yanı sıra bu teknoloji ile tasarlanmış eserlerin Bilgisayar Destekli Üretim (İngilizce: CAM veya Computer Aided Manufacturing) ile son derece karmaşık bina detaylarının birebir ve ekonomik olarak üretilmesi mümkündür.
Ayrıca zaman içinde teknolojinin gelişmesi ile daha karmaşık mimari modellerin oluşturulması imkanı doğmuştur. Bu yazılımlardan en popüler olanlarından birisi ve Frank Gehry tarafından da kullanılan Digital Project hem CAD programlarının, hem de CATIA adı verilen eşgüdümlü üç boyutlu etkileşimli uygulama programlarının bir araya getirilmesi ile oluşmuş programdır. VectorWorks, ArchiCAD, SolidWorks, Revit gibi farklı yazılımlar da bu amaçla kullanılmaktadır.
Geçmişte inşa edilmiş birçok dekonstrüktivist yapıya bakıldığında bunların tamamımın bilgisayar desteği ile inşa edildikleri düşünülebilir ancak bunun istisnaları da mevcuttur. Örneğin Zaha Hadid’in birçok tasarımı bilgisayar ortamında üretilmemiştir. Ayrıca Frank Gehry’nin birçok eseri, her ne kadar bilgisayar da kullanılmışsa da, daha çok üzerinde çalıştığı maketler ile tasarlanmıştır. Ayrıca hatırlanması gereken başka bir husus bilgisayarlar her ne kadar dekonstrüktivist tasarımların gerçekleşmesini kolaylaştırsalar da her tuhaf gözüken bilgisayar tasarımı dekonstrüktivist değildir.
Dekonstrüktivizm hakkındaki eleştiriler
Kenneth Frampton’a ait Modern Mimari: Bir Eleştiriler Tarihi (İngilizcesi: Modern Architecture: A Critical History) adlı kitabın 1980 yılındaki ilk basımında beri mimarlık teorisinin eleştirilmesi hususunda genel bir bilinçlenme mevcuttur. Bu bağlamda dekonstrüktivizm akımı da Jacques Derrida’nın felsefi bakış açısı baz alınarak postmodernizmin diğer akımları gibi eleştirilmiştir. Bu teorik bakış açısında dekonstrüktivizmin aciliyet ve analiz kavramları baz alınarak eleştirildiği gözlemlenebilir. Ayrıca dekonstrüktivizm akımının eleştirileri incelendiğinde geçmişte inşa edilmiş diğer çalışmaların da yeniden analiz edildiği ve estetk kaygıların arka planda kaldığı görülmektedir; bu bağlamda Wexner Sanat Merkezi iyi bir örnek sayılabilir. Eleştiri Teorisi özünde kapitalizmin eleştirir; oldukça pahalı olan ve genel elit bir tabakanın faydalanabildiği dekonstrüktivist yapılar, teoride ne iddia ederlerse etsinler uygulamada bu beklentiyi karşılamaktan son derece uzaktadır. Yapılan tüm eleştirilerde Frank Gehry’nin dekonstrüktivzim akımının en önemli temsilcilerinden birisi olduğu kabul edilse de mimarın kendisi tasarımlarınin dekonstrüktivist olduğu görüşünü reddetmektedir.
Dekonstrüktivizm akımını eleştirenler bu tasarım biçiminin tamamen fiziksel bir çalışma olduğunu; sosyal hiçbir mesaj içermediğini ve sosyal bağlamda önemsiz oldukları yorumunu getirmektedir. Bu görüşü paylaşan Kenneth Frampton dekonstrüktivizmi “elitist ve gerçeklerden uzak” olarak nitelendirirken; Nikos Salingaros ise bu akımın yıkılmış formları inşa etmek için tasarımın düşüncesini ele geçirmiş bir “virütik dışavurumculuk” olduğunu söylemiştir. Nikos Salingaros’un eleştirileri Derrida ve Philip Johnson’un tanımları ile benzerlik gösterse de, kendisi bu tanımı dekonstrüktivizmi tamamen olumsuz bir şekilde eleştirmek için yapmıştır. Mimari alanda uygulanan dekonstrüktivizme getirilen diğer eleştiriler dekonstrütivist felsefeye getirilen eleştiriler ile benzerlikler göstermektedir. Yani yeniden inşaat (İngilizce: deconstruction) planlanmış bir aşamalar zinciri değildi, mimar nasıl isterse öyle sonuçlanabilir; hatta mimarın eserlerinde tutarsızlığa da yol açabilir.
Bu bağlamda getirilen başa bir eleştiride günümüzdeki dekonstrüktivizm uygulamalarının ilk felsefi kökeninin tamamen uzaklaştığı ve elimizde sadece dekonstrütivizmin estetik yani görsel yanının kaldığıdır. Bazı eleştirmenler ise mimarlığın dilsel felsenin konusu olamayacağı veya geçmişte mümkünse bugün artık bunun mümkün olmadığını, bu bağlamde dekonstrüktivizmin felsefi bağlamlarda eleştirelmeyeceği görüşünü savunmaktadırlar. Başka bir grup ise geçmişi rededen ve yerine başka bir alternatif önermeyen bir mimarlık akımı olan ve tasarım stratejilerinin insanlara vahşi gelebilen dekonstrüktivizmin gelecek nesillere ne tür bir etki yaratacağını sorgulamaktadır.
Dekonstrüktivizm
İnsanlık Anıtına Özgürlük Kısa Sürdü
Başbakan Erdoğan’ın “ucube” diye nitelendirdiği İnsanlık Anıtı yıkılacak. Heykeltıraş Mehmet Aksoy’un açtığı dava sonucu alınan yıkımı durdurma kararı Erzurum Bölge İdare Mahkemesi tarafından bozuldu.
Filatelik taklit ve sahtekarlıklar
Filatelik taklit ve sahtekarlıklar deyimi Posta pulu görünümü verilmiş ama posta pulu olmayan etiketler için kullanılır, bunlar genellikle kandırmak ve dolandırmak amacı ile üretilirler. Gerçekleri ile taklit/sahte olanları ayırmak filatelinin uzmanlık isteyen bir dalıdır.
Saint Andrews Üniversitesi
Mau Mau isyanı
Pig Squeal Vokal
Pig Squeal Vokal genel olarak adından da anlaşılabileceği gibi domuz çığlığına benzer seslerdir. Pig Vokal olarakta bilinir. Inhale ve Exhale şekilde farklı yapılış yöntemleri vardır. Genel olarak Pigfuck Vokal ile karıştırılır. Pig Squeal Vokal ince fakat sert bir vokaldir. Domuz çığlığına benzer. Pigfuck Vokal ise domuz hırıltısı (Pig Growl) ya da domuz homurtusu (Pig Grunt) diye geçer. Domuz sesine benzer ve çok aşırı kalın ve çok aşırı derin bir vokal tarzıdır. Low Guttural Vokalin bir sonraki aşaması olarak da söylenebilir. Fakat Pig Squeal Vokal incedir fakat domuz sesine benzer. Örneklerine Brutal Death Metal, Slam Brutal Death Metal, Death/Grind, Teknik Death Metal, Grindcore, Goregrindda rastlanabilir. Brutal Death Metaldeki örnekleri Prostitute Disfigurement, Human Rejection gibi gruplarda rastlanabilir. Teknik Death Metalde Decaying Form grubunda rastlanabilir. Slam Brutal Death Metalde Sikfuk, Kretan gibi gruplarda görülebilir. Grindcore’da Insect Warfare grubunda görülebilir. Pig Squeal Vokalde okunan sözcükler genel olarak anlaşılamaz. Low Guttural Vokal ile benzerlikleri görülür.
Metilparaben
Tetbeş
Tetbeş (fr. tête-bêche, türkçesi kafa ve kuyruk), bir pulun diğerine göre ters basıldığını gösteren filatelik bir terimdir. Bütün çift pullarda olduğu gibi tetbeş bir çiftte “yatay çift” veya “düşey çift” olarak görülebilir. Üçgen şeklindeki pullarda gerçekten kafalar ile kuyruklar birbirlerinin yanında olur.
Ağaçlar Çağı
Gömülü Linux
Gömülü Linux Birliği
IBM, Intel, LynuxWorks, Motorola, Panasonic, Samsung, Sharp, Siemens ve Sony gibi firmaların katılımıyla oluşan Gömülü Linux Birliği (ELC http://www.embedded-linux.org/ ), 15 Temmuz 2003 tarihinde San Francisco’da, ürün geliştiricileri, kullanıcı arayüzü tasarımcıları ve gömülü Linux uygulamaları için gerçek zamanlı performans çalışmaları yapan tasarımcılara yardım edecek bir yönergeler dizisinin hazırlanması amacı ile standartlaşma etkinliklerinin yeni bir evresinin başlatıldığı duyuruldu. Standardın amacı, küresel olarak kabul edilen, test uygulamaları sunacak ve pazarlamayı iyileştirecek, marka oluşturacak bir platformun yaratılmasıydı. 2002 yılında ELC, Embedded Linux Consortium Platform Specification (ELCPS) isimli standardını tanıttı.
2005 yılında OSDL bünyesine katılan bu yapılanma, 21 Ocak 2007 tarihinde, aralarında Fujitsu, Intel, AMD, IBM, Oracle, Hitachi, Cisco, Motorola, Siemens, Sun Microsystems, Google, Nokia, Dell ve Toshiba gibi 60 kadar dev firmanın bir araya gelerek oluşturduğu Linux Foundation’a ile birleşti.
Linux üstünde çalışan mobil telefonlar
E28 E2800
Motorola A760, A768, A780, E680, A1200
Panasonic P901i
NEC N901ic
Samsung SCH-i519
Telepong
Wildseed
Üzerinde Linux olan mobil telefonlar
Road S101
Linux Smartphone Referansı
Linux çalıştıran tek kart bilgisayarlar
Gumstix – Intel XScale işlemcili (200MHz ve 400MHz).
ECB AT91 – ARM9 işlemcili (180MHz).
Omniflash – ARM9 işlemcili (200MHz).
Folik asit
Folik asit (Folat-polisin, C19H19N7O6): B grubundan bir vitamindir(B 9). Yeşil yapraklarda yaygın olarak bulunduğundan bu ad verilmiştir. Çünkü Latincede folum yaprak manasındadır. Mitchell ve arkadaşları bu vitamini , 1941 yılında ıspanak yapraklarında keşfettiler.
Özellikleri
Kimyaca adı pteroil glutamik asit (PGA)tır. Çünkü “pteridin”, “PABA” ve “glutamik asit” bileşiminden oluşmuştur. Bc faktörü de denir. Bu madde suda mızrak şeklinde kristallenen portakal sarısı renginde bir katıdır ısıtılmakla erimez, fakat 250 °C’de esmerleşerek bozunur. Serbest asit halinde az, fakat sodyum tuzu halinde suda çok çözünür. Bazik ve nötr çözeltilerinde ısıya pek dayanıklı değildir.
Eksikliği
Eksikliği sonucu megaloblastik kansızlık meydana getirir. Tropikal bölgelerde çok rastlanır. Bu eksikliğin başlıca sebebi protein-kalori eksikliğine dayanmaktadır. Normal beslenen insanlarda ancak sindirim bozukluğunda ve gebelikte görülebilir. Sarada kullanılan ilaçlar verilirken de bu vitaminin verilmesi gerekir. Bazı antibiyotikler (mesela Trimetoprim + Sulfamid kombinonyonları) bu vitamini yok edebilmektedir. Bira, şarap, rakı vs. fazla içen kimselerde bu vitamin eksikliği oldukça sık görülmektedir.
Sindirimi
Serbest stil yüzme
Klasik Türk müziği
Klasik Türk müziği, makamlı bir Türk müzik türüdür.Klasik Türk Müziği, klasik Batı müziği ve Hint müziği ile beraber dünya üzerinde süreklilik ve gelenek oluşturma bakımından mevcut üç klasik müzikten birisi olarak kabul edilir. Bu terimdeki “Türk” ve “klasik” kelimeleri, Cumhuriyet döneminde Osmanlı Devleti’nden süregelen müziğe karşı Batı müziği taraftarlarınca ileri sürülen bazı iddialara cevap vermek için türetilmiştir. Bu iddialardan en önemlisi Osmanlı müziğinin Türklerin değil, Bizans ve İran müziği kaynaklı olduğuna dair olan tezdir. Hüseyin Sadettin Arel ve Rauf Yekta gibi Batılı müzik çevrelerince de saygın görülen kimi müzikologlar, bu iddiaları belge ve bilgilerle çürütmüşlerdir.
Runge teoremi
Psikotrop madde
RCI
Demir Baba Tekkesi
Demir Baba Tekkesi, Bulgaristan’ın Razgrad ili Kemallar ilçesindende bulunmaktadır. Hasan Demir Baba Pehlivan 500 yıl önce Deliorman’da yaşamış bir Bektaşi babasıdır birçok keramette bulunduğu anlatılır. Demir Baba’nın adına yaptırılan tekke 19. yüzyılın başlarında Rusçuk Paşası Pehlivan Baba tarafından tamir edilmiş,Macar bilim adamı Feliks Kanits’e göre, Demir Baba türbesi 1490 yılında yapılmış. Tarihçi Babinger onun Ali Dede adında bir Horasanlı’nın oğlu olduğunu belirtiyor. Zamanla gelip Kemallar(İsperih) bölgesinde Kuvançiler köyüne yerleşmiş. Dağlık ve ormanlık yerde yer alan tekke, Türk–İslam kültürünün tüm motiflerine sahip. Sağ tarafında adak kurbanı kesmek için özel yer vardır. Ufak bir havuz mevcut. Senenin 12 ay’ı da, suyun derecesi aynıdır.