boş

Görüntülenen kategori ‘Hukuk’

TSK’nın el koyacağını tahmin etmeliydiler

Hürriyet, darbe soruşturması kapsamında 31 yıl sonra ifadesine başvurulan Kenan Evren’in ifadelerine ulaştıç.

Darbe soruşturması kapsamında rahatsız olduğu için 6 Haziran’da evinde soruşturma savcısı Hüseyin Görüşen’e, avukatları Ömer Nihat Özgün ve Haydar Kanıcıoğlu eşliğinde ifade veren Kenan Evren’e yöneltilen sorular ve yanıtları özetle şöyle:

Soru: 12 Eylül 1980 tarihinde, yürürlükte olan 1961 Anayasası ve kanunlara göre herhangi bir yetkiniz olmamasına rağmen, daha önce yapmış olduğunuz gizli plan çerçevesinde, TSK’nın komuta kademesinde yer alan diğer kuvvet komutanları ve diğer askeri erkânla birlikte, anayasa ve kanunlara aykırı olarak, yürürlükte olan 765 sayılı TCK’nın 146 ve 147. maddelerini ihlal ederek, Türkiye Cumhuriyeti halkının vergileriyle alınan ve ülke savunması için emanetinize tevdi olunan silahları kullanarak meşru bir yetkiye dayanmadan fiilen oluşturulan Milli Güvenlik Konseyi Başkanı olarak askeri darbe yapıp ülke yönetimine el koyduğunuz, yayınlamış olduğunuz 1 Numaralı Bildiri ve takip eden süreçte almış olduğunuz kararlarla Anayasa’ya göre oluşmuş TBMM’yi ve hükümeti feshederek ortadan kaldırdığınız anlaşılmıştır. Bakanlar Kurulu’nu ortadan kaldırmak ve vazifesini yapmasına güç kullanarak engel olmak eylemleri suç olarak düzenlenmiştir. Bu hususlarda ne diyorsunuz?
12 Eylül 1980 tarihi öncesi Türkiye’nin ne halde olduğunu detaylı olarak anlatmaya gerek yoktur. Ülkenin o zamanki durumu herkes tarafından bilinmektedir. Özellikle sağ-sol kavgaları yoğunlaşmış, banka soygunları artmış, polis ikiye bölünmüş, görev yapamaz hale gelmiştir. Kahramanmaraş olaylarında 102, Çorum olaylarında 80’e yakın vatandaşımız terör olayları nedeniyle can vermiştir. Türkiye sathında her gün 10-15 vatandaşımız terör olaylarında hayatını kaybeder hale gelmiştir. İç Hizmet Kanunu’nun 35’inci maddesi TSK’ya cumhuriyeti koruma ve kollama görevi vermektedir. 12 Eylül öncesi bu terör olayları Devamını Oku… »

Evlilik dışında koruma-4320 değişiklik tasarısı

AİLENİN KORUNMASINA DAİR KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR
KANUN TASARISI TASLAĞI
MADDE 1- 14/1/1998 tarihli ve 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanunun 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“MADDE 1- Türk Medenî Kanununda öngörülen tedbirlerden ayrı olarak, eşlerden birinin veya çocukların veya aynı çatı altında yaşayan diğer aile bireylerinden birinin veya mahkemece ayrılık karan verilen veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı olan veya evli olmalarına rağmen fiilen ayrı yaşayan aile bireylerinden birinin veya evlilik birliği boşanma ile sona ermiş olan eski eşlerden birinin veya çocukların veya diğer aile bireylerinin ya da resmî evlilik olmaksızın bir arada yaşayan bireylerden birinin veya bunların müşterek çocuklarının veya diğer aile bireylerinin aile içi şiddete maruz kaldığını veya şiddete uğrama tehlikesi altında olduğunu kendilerininveya Cumhuriyet Başsavcılığının bildirmesi üzerine Aile Mahkemesi Hâkimi meselenin mahiyetini göz önünde bulundurarak kural olarak duruşma yapmaksızın ve şiddetin belgelenmesini aramaksızın re’senaşağıda sayılan tedbirlerden bir ya da birkaçına birlikte veya uygun göreceği benzeri başka tedbirlere de hükmedebilir: Şiddet uygulayan veya şiddet uygulama ihtimâli bulunan bireyin;
a) Birinci fıkrada belirtilen bireylere karşı şiddete veya korkuya ya da tehdide yönelik söz ve davranışlarda bulunmaması,
b) Müşterek evden uzaklaştırılarak bu evin birincifikrada belirtilen bireylere tahsisi ile bu bireylerin birlikte ya da ayrı
oturmakta olduğu eve veya işyerlerine ya da bu bireylere yaklaşmaması,
c) Birinci fıkrada belirtilen bireylerin eşyalarına zarar vermemesi,
ç) Birinci fıkrada belirtilen bireyleri iletişim araçları ile rahatsız etmemesi,
d) Varsa silah veya benzeri araçlarım genel kolluk kuvvetlerine teslim etmesi,
e) Alkollü veya uyuşturucu herhangi bir madde kullanmış olarak şiddet mağduruna yaklaşmaması ya da şiddet mağdurunun yaşamakta olduğu konuta veya işyerine gelmemesi veya bu yerlerde bu maddeleri kullanmaması,
f) Bir sağlık kuruluşuna muayene veya tedavi için başvurması.
Yukarıdaki hükümlerin uygulanması amacıyla öngörülen süre altı ayı geçemez ve kararda hükmolunan tedbirlere ayları davranılması halinde tutuklanacağı ve hakkında hapis cezasına hükmedileceği hususu şiddet uygulayan veya şiddet uygulama ihtimâli bulunan bireye ihtar olunur.
Eğer şiddet uygulayan veya şiddet uygulama ihtimâli bulunanbirey aym zamanda ailenin geçimini sağlayan yahut katkıda bulunan kişi ise hâkim, bu konuda mağdurların yaşam düzeylerini göz önünde bulundurarak daha önce Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre nafakaya hükmedilmemiş olması kaydıyla talep edilmese dahi tedbir nafakasına
hükmedebilir. Bu Kanun kapsamındaki başvurular ve verilen kararın infazı için yapılan icraî işlemler harca tâbi değildir.”
MADDE 2- 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanunun 2 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“MADDE 2- Koruma kararının bir örneği mahkemece Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi olunur. Cumhuriyet Başsavcılığı kararın uygulanmasını genel kolluk kuvvetleri marifeti ile izler. Koruma kararma uyulmaması hâlinde genel kolluk kuvvetleri, mağdurların şikâyet dilekçesi vermesine gerek kalmadan re’sen soruşturma yaparak evrakı en kısa zamanda Cumhuriyet Başsavcılığına intikal ettirir. Cumhuriyet Başsavcılığı koruma kararına uymayan şiddet uygulayan veya şiddet uygulama ihtimâli bulunan bireyler hakkında Sulh Ceza Mahkemesinde kamu davası açar.
Fiili başka bir suç oluştursa bile, koruma kararma aykırı davranan şiddet uygulayan veya şiddet uygulama ihtimâli bulunan bireyler hakkında ayrıca üç aydan altı aya kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin hususlar yönetmelikle düzenlenir.”
MADDE 3 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
MADDE 4 – Bu Kanun hükümlerim Bakanlar Kurulu yürütür.
GENEL GEREKÇE
17/1/1998 tarihli ve 23233 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 14/1/1998 tarihli ve 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun, aile içi şiddeti önleme konusunda reform niteliği taşıyan önemli bir yasal düzenlemedir. Ailenin Korunmasına Dair Kanunla Devlet, aile içi şiddetin önlenmesi için yükümlülükler üstlenerek; şiddetin kaynağında önlenmesini amaçlamıştır, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nİn (TBMM) 25/6/2005 tarihli ve 853 sayılı Kararıyla oluşturulan Töre ve Namus Cinayetleri ile Kadınlara ve Çocuklara Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan TBMM Araştırma Komisyonu Raporu ve anılan Rapora istinaden hazırlanan, 4/7/2006 tarihli ve 26218 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2006/17 sayılı Başbakanlık Genelgesi ile kadına ve çocuğa yönelik her türlü şiddetin en etkin biçimde önlenmesini sağlamak amacıyla 4320 sayılı Kanunda da değişiklikler yapılması öngörülmüştür. Her ne kadar, 4/5/2007 tarihli ve 26512 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 26/4/2007 tarihli ve 5636 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunla 4320 sayılı Kanunda önemli değişiklikler yapılmış ise de gerçekleştirilen bu değişiklikler yeterli olmamıştır. Tasarı, kadına ve çocuğa yönelik şiddetin önlenmesini temel amaç edinen 4320 sayıb Kanunun daha etkin tedbirler alınarak uygulanabilmesi, uygulamadan doğan tereddütlerin ve kavram kargaşasının giderilmesi amacıyla hazırlanmıştır. Bilindiği üzere 4320 sayılı Kanunda, Kanunun uygulanmasından doğan aksaklıkların giderilmesi amacıyla 5636 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle Kanunun kapsamı genişletilmekle birlikte, Kanunla öngörülen koruma, tedbirleri, uygulamada sadece resmî evlilik bağı bulunan birlikteliklerdeki şiddeti kapsamakla sınırlı kalmaya devam etmiştir. Oysa ki, evrensel bir sorun olan kadına ve çocuğa yönelik şiddetin sadece resmî evliliklerde değil yakm yaşam arkadaşlığı şeklinde devam eden birlikteliklerde (zorla yaptırılan çocuk evlilikleri gibi) de kadına ve çocuğa yönelik olarak önemli bir tehdit oluşturduğu hatta şiddetin en üst boyutu olan ölümle sonuçlanabildiği gerçeği karşısında, 4320 sayılı Kanunun genel uygulama sonuçlan itibariyle sadece resmî beraberlik bağı içerisindeki aile içi şiddeti kapsaması, şiddet mağdurlarının eşit olarak korunamamasına ve telafisi imkânsız olumsuz sonuçların doğmasına neden olabilmektedir. Bu bağlamda, 4320 sayılı Kanunda yapılan olumlu değişiklikler uygulamada sadece 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu kapsamında kurulmuş olan evliliklerdeki şiddete karşı koruma tedbirleri getirmekte, bu evlilikler dışındaki şiddet mağdurlarına karşı alınması gereken önlemleri kapsamamaktadır. Oysa ki, şiddete karşı koruma amacım taşıyan yasaların öncelikli ana hedefi insan hakları temelinde “şiddet gören veya şiddete uğrama tehlikesi altındaki kişinin korunması”dir. Devlet, gerek anayasal sorumluluğunun gerekse taraf olduğu uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülüklerinin bir gereği olarak da şiddet mağduruna bu korumayı sağlamakla yükümlüdür. Bilindiği Üzere, Türkiye’nin de 1985 yılında imzaladığı ve 1986 yılında yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin (CEDAW) 1 İnci maddesinde, “eşit haklar ilkesinin medeni durumuna bakılmaksızın bütün kadınlar için geçerli olduğu” hususu açık olarak düzenlenmiştir. Gerek taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler gerekse Anayasa’nın 90 ıncı maddesi
ve iç hukukumuzdaki düzenlemeler, şiddete karşı koruma sağlarken şiddet mağdurunun medenî durumunun bu “korumayı sağlamada araştırılması gereken yasal bir koşul olamayacağım açıkça göstermektedir. Her ne kadar bazı mahkemelerce 4320 saydı Kanun hükümleri geniş yorumlanarak resmî olmayan birlikteliklerde ve özellikle eski eşler
tarafından şiddet uygulanması durumunda koruma tedbirlerine karar verilmekte ise de 4320 sayılı Kanun kapsamında verilen koruma kararlarına karşı kural olarak temyiz olanağının bulunmaması nedeniyle bu konuda uygulamada içtihat birliği sağlanamamıştır. 4320 sayılı Kanun kapsamında koruyucu tedbirlere hükmedebilmek için şiddetin gerçekleşmiş olması şartı aranmamalıdır. Kanunun ruhuna uygun olarak “şiddete uğrama tehlikesinin varlığı” koruma tedbirinin verilmesi için yeterlidir. Tasarı ile uygulamada bu konuda da yaşanılan tereddütleri gidermek amaçlanmıştır. Bu bilgiler ışığında Tasarı ile 4320 sayıh Kanunun; 1 inci maddesinin birinci fıkrasına “veya evlilik birliği boşanma ile sona ermiş olan eski eşlerden birinin veya çocukların veya diğer aile bireylerinin ya da resmî evlilik olmaksızın bir arada yaşayan bireylerden birinin veya bunların müşterek çocuklarının veya diğer aile bireylerinin” İfadesi ile “veya şiddete uğrama tehlikesi altında olduğunu” İfadesinin, 1 inci maddenin, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarına “şiddet uygulayan veya şiddet uygulama ihtimâli bulunan birey”, 2 nci maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarına “şiddet uygulayan veya şiddet uygulama ihtimâli bulunan birey” ifadelerinin eklenmesi uygun bulunmuştur.
MADDE GEREKÇELERİ
MADDE 1- Kadına ve çocuğa yönelik şiddeti sadece resmî beraberlikler çerçevesinde kurulmuş olan aile içinde gerçekleşen şiddet olarak algılamamak gerekmektedir. Bu gerçeklikten hareketle de Devlet mağdurların medenî durumuna bakmaksızın, şiddet mağdurlarını koruma yükümlülüğünü yerine getirmelidir. Gerçekten de Türkiye’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin (CEDAW) birinci maddesinde “eşit haklar ilkesinin medenî durumuna bakılmaksızın bütün kadınlar için geçerli olduğu” hususu açık olarak düzenlenmiştir. Gerek taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler gerekse Anayasa’nm 90 mcı maddesi ve iç hukukumuzdaki düzenlemeler şiddete karşı koruma sağlarken şiddet mağdurunun medenî durumunun bu korumayı sağlamada araştırılması gereken yasal bir koşul olamayacağım açıkça göstermektedir. Bu nedenlerle ve Kanunun uygulanmasında yaşanılan aksaklıkları gidermek amacıyla maddenin birinci fıkrasına “veya evlilik birliği boşanma ile sona ermiş olan eski eşlerden birinin veya çocukların veya diğer aile bireylerinin ya da resmî evlilik olmaksızın bir arada yaşayan bireylerden birinin veya bunların müşterek çocuklarının veya diğer aile bireylerinin*’ ifadesinin eklenmesi gerekli görülmüştür. Koruma kanunlarının var olma nedenlerine uygun olarak, 4320 sayılı Kanun kapsamında koruyucu tedbirlere hükmedebilmek için şiddetin gerçekleşmiş olması şartı aranmamalıdır. Kanunun ruhuna uygun olarak “şiddete uğrama tehlikesinin varlığı” koruma tedbirinin verilmesi için yeterlidir. Tasarı ile uygulamada bu konuda da yaşanılan tereddütleri gidermek amacıyla maddenin birinci fıkrasında değişiklik yapılması gerekli görülmüştür. Maddenin ikinci fıkrasına birinci fıkrada yapılan değişikliklere paralel olarak “şiddet uygulayan veya şiddet uygulama ihtimâli bulunan birey” ifadeleri eklenmiştir. Maddenin üçüncü fıkrasına birinci fıkrada yapılan değişikliklere paralel olarak “şiddet uygulayan veya şiddet uygulama ihtimâli bulunan birey” ifadeleri eklenmiştir.
Maddenin dördüncü fıkrasına birinci fıkrada yapılan değişikliklere paralel olarak “şiddet uygulayan veya şiddet uygulama ihtimâli bulunan birey” ifadeleri eklenmiştir.
MADDE 2- 4320 sayılı Kanunun 1 inci maddesinde yapılan değişikliğe paralel olarak maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarına, “şiddet uygulayan veya şiddet uygulama ihtimâli bulunan birey” ifadeleri eklenmiştir.
MADDE 3- Yürürlük maddesidir.
MADDE 4- Yürütme maddesidir.

AİLENİN KORUNMASINA DAİR KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİRKANUN TASARISI TASLAĞI
MADDE 1- 14/1/1998 tarihli ve 4320 sayılı Ailenin KorunmasınaDair Kanunun 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.”MADDE 1- Türk Medenî Kanununda öngörülen tedbirlerden ayrıolarak, eşlerden birinin veya çocukların veya aynı çatı altındayaşayan diğer aile bireylerinden birinin veya mahkemece ayrılık karanverilen veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı olan veya evli olmalarınarağmen fiilen ayrı yaşayan aile bireylerinden birinin veya evlilikbirliği boşanma ile sona ermiş olan eski eşlerden birinin veyaçocukların veya diğer aile bireylerinin ya da resmî evlilik olmaksızınbir arada yaşayan bireylerden birinin veya bunların müşterekçocuklarının veya diğer aile bireylerinin aile içi şiddete maruzkaldığını veya şiddete uğrama tehlikesi altında olduğunu kendilerininveya Cumhuriyet Başsavcılığının bildirmesi üzerine Aile MahkemesiHâkimi meselenin mahiyetini göz önünde bulundurarak kural olarakduruşma yapmaksızın ve şiddetin belgelenmesini aramaksızın re’senaşağıda sayılan tedbirlerden bir ya da birkaçına birlikte veya uygungöreceği benzeri başka tedbirlere de hükmedebilir:Şiddet uygulayan veya şiddet uygulama ihtimâli bulunan bireyin;a) Birinci fıkrada belirtilen bireylere karşı şiddete veyakorkuya ya da tehdide yönelik söz ve davranışlarda bulunmaması,b) Müşterek evden uzaklaştırılarak bu evin birincifikradabelirtilen bireylere tahsisi ile bu bireylerin birlikte ya da ayrıoturmakta olduğu eve veya işyerlerine ya da bu bireylere yaklaşmaması,c) Birinci fıkrada belirtilen bireylerin eşyalarına zarar vermemesi,ç) Birinci fıkrada belirtilen bireyleri iletişim araçları ile rahatsız etmemesi,d) Varsa silah veya benzeri araçlarım genel kolluk kuvvetlerine teslim etmesi,e) Alkollü veya uyuşturucu herhangi bir madde kullanmış olarakşiddet mağduruna yaklaşmaması ya da şiddet mağdurunun yaşamakta olduğukonuta veya işyerine gelmemesi veya bu yerlerde bu maddelerikullanmaması,f) Bir sağlık kuruluşuna muayene veya tedavi için başvurması.Yukarıdaki hükümlerin uygulanması amacıyla öngörülen süre altıayı geçemez ve kararda hükmolunan tedbirlere ayları davranılmasıhalinde tutuklanacağı ve hakkında hapis cezasına hükmedileceği hususuşiddet uygulayan veya şiddet uygulama ihtimâli bulunan bireye ihtarolunur.Eğer şiddet uygulayan veya şiddet uygulama ihtimâli bulunanbirey aym zamanda ailenin geçimini sağlayan yahut katkıda bulunan kişiise hâkim, bu konuda mağdurların yaşam düzeylerini göz önündebulundurarak daha önce Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre nafakayahükmedilmemiş olması kaydıyla talep edilmese dahi tedbir nafakasınahükmedebilir.Bu Kanun kapsamındaki başvurular ve verilen kararın infazı içinyapılan icraî işlemler harca tâbi değildir.”MADDE 2- 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanunun 2 ncimaddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.”MADDE 2- Koruma kararının bir örneği mahkemece CumhuriyetBaşsavcılığına tevdi olunur. Cumhuriyet Başsavcılığı kararınuygulanmasını genel kolluk kuvvetleri marifeti ile izler.Koruma kararma uyulmaması hâlinde genel kolluk kuvvetleri,mağdurların şikâyet dilekçesi vermesine gerek kalmadan re’sensoruşturma yaparak evrakı en kısa zamanda Cumhuriyet Başsavcılığınaintikal ettirir.Cumhuriyet Başsavcılığı koruma kararına uymayan şiddet uygulayanveya şiddet uygulama ihtimâli bulunan bireyler hakkında Sulh CezaMahkemesinde kamu davası açar.Fiili başka bir suç oluştursa bile, koruma kararma aykırıdavranan şiddet uygulayan veya şiddet uygulama ihtimâli bulunanbireyler hakkında ayrıca üç aydan altı aya kadar hapis cezasınahükmolunur.Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin hususlar yönetmelikle düzenlenir.”MADDE 3 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.MADDE 4 – Bu Kanun hükümlerim Bakanlar Kurulu yürütür.GENEL GEREKÇE
17/1/1998 tarihli ve 23233 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarakyürürlüğe giren 14/1/1998 tarihli ve 4320 sayılı Ailenin KorunmasınaDair Kanun, aile içi şiddeti önleme konusunda reform niteliği taşıyanönemli bir yasal düzenlemedir. Ailenin Korunmasına Dair KanunlaDevlet, aile içi şiddetin önlenmesi için yükümlülükler üstlenerek;şiddetin kaynağında önlenmesini amaçlamıştır,Türkiye Büyük Millet Meclisi’nİn (TBMM) 25/6/2005 tarihli ve 853sayılı Kararıyla oluşturulan Töre ve Namus Cinayetleri ile Kadınlarave Çocuklara Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Araştırılarak AlınmasıGereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan TBMM AraştırmaKomisyonu Raporu ve anılan Rapora istinaden hazırlanan, 4/7/2006tarihli ve 26218 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2006/17 sayılıBaşbakanlık Genelgesi ile kadına ve çocuğa yönelik her türlü şiddetinen etkin biçimde önlenmesini sağlamak amacıyla 4320 sayılı Kanunda dadeğişiklikler yapılması öngörülmüştür. Her ne kadar, 4/5/2007 tarihlive 26512 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 26/4/2007tarihli ve 5636 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanunda DeğişiklikYapılması Hakkında Kanunla 4320 sayılı Kanunda önemli değişiklikleryapılmış ise de gerçekleştirilen bu değişiklikler yeterli olmamıştır.Tasarı, kadına ve çocuğa yönelik şiddetin önlenmesini temel amaçedinen 4320 sayıb Kanunun daha etkin tedbirler alınarakuygulanabilmesi, uygulamadan doğan tereddütlerin ve kavramkargaşasının giderilmesi amacıyla hazırlanmıştır.Bilindiği üzere 4320 sayılı Kanunda, Kanunun uygulanmasındandoğan aksaklıkların giderilmesi amacıyla 5636 sayılı Kanunla yapılandeğişiklikle Kanunun kapsamı genişletilmekle birlikte, Kanunlaöngörülen koruma, tedbirleri, uygulamada sadece resmî evlilik bağıbulunan birlikteliklerdeki şiddeti kapsamakla sınırlı kalmaya devametmiştir.Oysa ki, evrensel bir sorun olan kadına ve çocuğa yönelikşiddetin sadece resmî evliliklerde değil yakm yaşam arkadaşlığışeklinde devam eden birlikteliklerde (zorla yaptırılan çocukevlilikleri gibi) de kadına ve çocuğa yönelik olarak önemli bir tehditoluşturduğu hatta şiddetin en üst boyutu olan ölümle sonuçlanabildiğigerçeği karşısında, 4320 sayılı Kanunun genel uygulama sonuçlanitibariyle sadece resmî beraberlik bağı içerisindeki aile içi şiddetikapsaması, şiddet mağdurlarının eşit olarak korunamamasına ve telafisiimkânsız olumsuz sonuçların doğmasına neden olabilmektedir. Bubağlamda, 4320 sayılı Kanunda yapılan olumlu değişiklikler uygulamadasadece 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu kapsamında kurulmuş olanevliliklerdeki şiddete karşı koruma tedbirleri getirmekte, buevlilikler dışındaki şiddet mağdurlarına karşı alınmasıgereken önlemleri kapsamamaktadır. Oysa ki, şiddete karşı korumaamacım taşıyan yasaların öncelikli ana hedefi insan hakları temelinde”şiddet gören veya şiddete uğrama tehlikesi altındaki kişininkorunması”dir. Devlet, gerek anayasal sorumluluğunun gerekse tarafolduğu uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülüklerinin bir gereğiolarak da şiddet mağduruna bu korumayı sağlamakla yükümlüdür.Bilindiği Üzere, Türkiye’nin de 1985 yılında imzaladığı ve 1986yılında yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her TürlüAyrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin (CEDAW) 1 İnci maddesinde, “eşithaklar ilkesinin medeni durumuna bakılmaksızın bütün kadınlar içingeçerli olduğu” hususu açık olarak düzenlenmiştir. Gerek tarafolduğumuz uluslararası sözleşmeler gerekse Anayasa’nın 90 ıncı maddesive iç hukukumuzdaki düzenlemeler, şiddete karşı koruma sağlarkenşiddet mağdurunun medenî durumunun bu korumayı sağlamada araştırılmasıgereken yasal bir koşul olamayacağım açıkça göstermektedir.Her ne kadar bazı mahkemelerce 4320 saydı Kanun hükümleri genişyorumlanarak resmî olmayan birlikteliklerde ve özellikle eski eşlertarafından şiddet uygulanması durumunda koruma tedbirlerine kararverilmekte ise de 4320 sayılı Kanun kapsamında verilenkoruma kararlarına karşı kural olarak temyiz olanağının bulunmamasınedeniyle bu konuda uygulamada içtihat birliği sağlanamamıştır.4320 sayılı Kanun kapsamında koruyucu tedbirlere hükmedebilmekiçin şiddetin gerçekleşmiş olması şartı aranmamalıdır. Kanunun ruhunauygun olarak “şiddete uğrama tehlikesinin varlığı” koruma tedbirininverilmesi için yeterlidir. Tasarı ile uygulamada bu konuda dayaşanılan tereddütleri gidermek amaçlanmıştır.Bu bilgiler ışığında Tasarı ile 4320 sayıh Kanunun;1 inci maddesinin birinci fıkrasına “veya evlilik birliğiboşanma ile sona ermiş olan eski eşlerden birinin veya çocukların veyadiğer aile bireylerinin ya da resmî evlilik olmaksızın bir aradayaşayan bireylerden birinin veya bunların müşterek çocuklarının veyadiğer aile bireylerinin” İfadesi ile “veya şiddete uğrama tehlikesialtında olduğunu” İfadesinin,1 inci maddenin, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarına “şiddetuygulayan veya şiddet uygulama ihtimâli bulunan birey”,2 nci maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarına “şiddetuygulayan veya şiddet uygulama ihtimâli bulunan birey”ifadelerinin eklenmesi uygun bulunmuştur.MADDE GEREKÇELERİ

MADDE 1- Kadına ve çocuğa yönelik şiddeti sadece resmîberaberlikler çerçevesinde kurulmuş olan aile içinde gerçekleşenşiddet olarak algılamamak gerekmektedir. Bu gerçeklikten hareketle deDevlet mağdurların medenî durumuna bakmaksızın, şiddet mağdurlarınıkoruma yükümlülüğünü yerine getirmelidir. Gerçekten de Türkiye’nintaraf olduğu Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her TürlüAyrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin (CEDAW) birinci maddesinde “eşithaklar ilkesinin medenî durumuna bakılmaksızın bütün kadınlar içingeçerli olduğu” hususu açık olarak düzenlenmiştir. Gerek tarafolduğumuz uluslararası sözleşmeler gerekse Anayasa’nm 90 mcı maddesive iç hukukumuzdaki düzenlemeler şiddete karşı koruma sağlarken şiddetmağdurunun medenî durumunun bu korumayı sağlamada araştırılmasıgereken yasal bir koşul olamayacağım açıkça göstermektedir. Bunedenlerle ve Kanunun uygulanmasında yaşanılan aksaklıkları gidermekamacıyla maddenin birinci fıkrasına “veya evlilik birliği boşanma ilesona ermiş olan eski eşlerden birinin veya çocukların veya diğer ailebireylerinin ya da resmî evlilik olmaksızın bir arada yaşayanbireylerden birinin veya bunların müşterek çocuklarının veya diğeraile bireylerinin*’ ifadesinin eklenmesi gerekli görülmüştür.Koruma kanunlarının var olma nedenlerine uygun olarak, 4320sayılı Kanun kapsamında koruyucu tedbirlere hükmedebilmek içinşiddetin gerçekleşmiş olması şartı aranmamalıdır. Kanunun ruhuna uygunolarak “şiddete uğrama tehlikesinin varlığı” koruma tedbirininverilmesi için yeterlidir. Tasarı ile uygulamada bu konuda dayaşanılan tereddütleri gidermek amacıyla maddenin birinci fıkrasındadeğişiklik yapılması gerekli görülmüştür.Maddenin ikinci fıkrasına birinci fıkrada yapılan değişikliklereparalel olarak “şiddet uygulayan veya şiddet uygulama ihtimâli bulunanbirey” ifadeleri eklenmiştir.Maddenin üçüncü fıkrasına birinci fıkrada yapılan değişikliklereparalel olarak “şiddet uygulayan veya şiddet uygulama ihtimâli bulunanbirey” ifadeleri eklenmiştir.Maddenin dördüncü fıkrasına birinci fıkrada yapılandeğişikliklere paralel olarak “şiddet uygulayan veya şiddet uygulamaihtimâli bulunan birey” ifadeleri eklenmiştir.MADDE 2- 4320 sayılı Kanunun 1 inci maddesinde yapılandeğişikliğe paralel olarak maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarına,”şiddet uygulayan veya şiddet uygulama ihtimâli bulunan birey”ifadeleri eklenmiştir.MADDE 3- Yürürlük maddesidir.MADDE 4- Yürütme maddesidir.

ID:- 1359Blog Adı:- Günlük Süt
Pagerank:- N/A Çiftliğimden Süt %100 Doğal %100 Katkısız Günlük Sütünüz… çocuk ve kadın ... Çocuğunuza güvenle içirebileceğiniz katkısız doğal günlük süt. sütlaç uzun ömürlü sütlere göre tadı daha güzel olan süt. bunun piyasasına ilk olarak  süt hakimmiş fakat möö süt kutu süt satmaya başlayınca işleri daha  iyi olduğunu gördük. GÜNLÜK SÜTÜN ÖZELLİKLERİ. “Taze” sütler modern çiftliklerden toplanır. Her Sabah Özenle Sağılan İnek ve Keçilerimizin Taze Doğal Sütleri Evinize Teslim Katkısız ve doğal çiğ süt kapınıza kadar geliyor. %100 katkısız, doğal ve günlük çiğ sütü kapınıza getiriyoruz. Sütlerimizi kargo ile değil, soğutuculu dağıtım
Açıklama:- Günlük Doğal Çiftlik Sütü Evinize teslim. Samsun 'da kapınıza teslim. Kapıya teslimat taze köy sütü için bizi arayın. Alosüt hattı:0533 593 1615. Arayın çiftlikten sofranıza taze yoğurt tereyağ süt gelsin. Kategori:- çelik kasaYemek Ekleyen:- osman
Ekleme Tarihi:- December 07, 2016 11:28:58 AM Hitleri:- 0 RSS:- http://www.moosut.com/feed/ Gönderileri: süt yoğurt - blog linkleri - kasa