boş

Görüntülenen kategori ‘ilginç’

Raylarda tedavi

Endonezya’nın Batı Cava Eyaleti’ndeki Rawa Buaya’da yaşayan insanlar tren raylarında bulunan elektirik enerjisinin çeşitli hastalıkları tedavi ettiğine inanıyorlar.

RAWA BUAYA – Tren raylarındaki elektirik enerjisinin, birçok hastalığı tedavi edici etkisi olduğununa inanan bölge insanları, sıklıkla tren raylarına yatıyor.

Rawa Buaya’da bulunan demiryolu üzerinde, şifa bulma umuduyla raylara uzanan insanları her zaman görmek mümkün. Kullanımda olan demiryolunda, trenin geçtiği zaman tedavilerine ara veren insanlar bazen bütün gününü demiryolu üzerinde geçirebiliyor.

42 yıldır benzin içiyor

Çin’de bir adamın ağrılarına iyi geldiği gerekçesiyle 42 yıldır benzin içmesi ve buna rağmen hala hayatta olması uzmanları şaşırtıyor.

ÇİN’in Çongçing şehrinde yaşayan 71 yaşındaki Çın Dıcün ağrılarına iyi geldiği gerekçesiyle 42 yıldır benzin içiyor.

Taş ustası ve bambu dokumacılığı yapan Dicun ayda ortalama 3-3.5 kilo benzin tüketiyor.

Yaşlı adam “1969 yılında göğsüme bir ağrı girdi. İlaçlar fayda etmeyince benzin içmeye başladım.

Ağrılarım geçti ancak bağımlı oldum” diyor. Çinli profesörler yaşlı adamın yaşamasının bir mucize olduğunu belirtirken Dıcün’un 42 yılda 1.5 tondan fazla benzin tükettiği tahmin ediliyor.

Temel ve aile hekimliği..

Temel parmağını camla kesmiş. Telaşla, yeni kurulan aile hekimliği merkezlerinden
birine gitmiş. İçeri girince, malum iki kapı çıkmış karşısına: Birinde “Hastalıklar”, diğerinde “Yaralanmalar” yazıyormuş. Durumuna uyan “Yaralanmalar” kapısından
içeri girmiş. Önünde yine iki kapı belirmiş: Birinde “Kanamalı” diğerinde “Kan…amasız” yazıyor. “Kanamalı” kapıdan girince iki kapı daha: “Hayati önemde olan” ve “Hayati önemde olmayan” Hayati önemde olmayan yazılı kapıdan girince kendini sokakta bulmuş. Evde sormuşlar:
-Temel sana iyi baktılar mı?
-Hiç bakmadilar ama organizasyon müthiş!

Hatay ve İlçeleri Efsaneleri

Efsaneler

Her Adımı Tarih

ANTAKYA

Hatay, adım başı tarihtir Antakya bu tarihin önsözü, başlangıcı sayılır Ne zaman kurulmuş Antakya şehri Tarih kitapları, efsanelerle dolu bu şehrin kuruluşunu şöyle anlatır:Makendonya kralı Büyük İskender’in ölümünden sonra, O’nun şöhretli generallerinden Antiokos oğlu Selefkos, bir devlet kurmak üzere, bugünkü Hatay iline gelmiş, devletin başkenti için münasip bir yer aramaya başlamıştı Her taraf güzeldi, bir türlü karar veremeyince İlahların ilahı Zeus’e dua ederek, bir mucizeyle şehrin yerini seçmesini dilemişti. Devamını Oku… »

Pil ömrünü uzatın

Akıllı telefonunuzun pil ömründen şikayçiyseniz yalnız değilsiniz. Zira bu harika cihazların en büyük zayıf noktası genellikle pilleri. Ancak bir-iki gün zor dayanan pilinizin ömrünü bazı ipuçları sayesinde uzatmanız mümkün. İşte pilinizin üzerindeki yükü azaltacak bazı ipuçları.
Ekranı ayarlayın: Telefonunuz destekliyorsa, en çok hangi bileşenin enerji tükettiğini inceleyin. Listenin en başında muhtemelen ekranı göreceksiniz. Ekranın tükettiği gücü azaltmanız ise birkaç yolu var: Otomatik parlaklığı kapatın ve ekran zaman aşımını azaltın (Örneğin 1 dakikadan 30 saniyeye).
Eşitleme ayarlarını düzenleyin: Görüntü ayarlarından sonra piliniz üzerinde en çok etkide bulunan ayar eşitleme ayarlarıdır. Çeşitli uygulama ve widget’lar yükledikçe bunlar sizi uyarmadan otomatik olarak eşitleme yapmaya çalışırlar. Bunun için arka planda otomatik eşitlemeyi kapatabilir, eğer mümkünse gerektiğinde elle eşitleyebilirsiniz.
Buna alternatif olarak telefonunuz destekliyorsa eşitleme yapan uygulamaları kendiniz belirleyebilir ve eşitleme aralığını uzatabilirsiniz.
Telsiz bileşenler, göz alıcı öğeler ve uygulamalar
Alıcılarınızı yönetin: Birçok akıllı telefon, açık olduğunda pil ömrünü etkileyebilen birçok telsize sahip. Kullanmadığınız zaman Wi-Fi bağlantısını kapatarak telefonunuzun Wi-Fi ağalarını aramasını ve boş yere pil harcamasını engelleyebilirsiniz. Bluetooth ve GPS’i de kullanmadığınızda kapatarak pil ömrünü uzatmanız mümkün. Telefonu hiç kullanmayağınız zamanlarda ise ‘Uçak modu’na geçebilir, tüm kablosuz bağlantıları kapatabilirsiniz.
Göz alıcı özellikleri kapatın: Hareketli masaüstü resimleri, araçlar, alternatif giriş ekranları harika görünüyor olabilirler ancak bunlar telefonunuzun pili üzerinde ek yük oluşturabilir. Canlı duvar kağıtları kullanmaktan kaçınarak ve animasyonları kapatarak pil ömrünü uzatabilirsiniz.
Uygulamaları ve araçları yönetin: Bazı uygulamalar kendi kendine açılabilir ve giriş ekranlarınızdaki araçlar pilinizi tüketebilir. Uygulamalarınızı yönetmek için örneğin Android telefonlarda Advanced Task Killer gibi bir programı kullanabilirsiniz. Bu tür bir uygulama ile bellekte yüklü gereksiz yüklemeleri kapatabilir, işlemci üzerindeki yükü azaltabilirsiniz.

Kitaplara giren unutulmaz sözler

Dişlerinin arasında olmasına rağmen bazen kendi diline bile hâkim olamıyorsan, başkalarının söylediklerini önemsememelisin.

İmkânın sınırını görmek için imkansızı denemek lazım.(Gemilerin karadan yürütüleceğini söylerken)

Gözyaşının bile görevi varmış; ardından gelecek gülümseme için temizlik yaparmış.

Gittiğinde ağlarsın, şarkılarda, filmlerde, ona-buna, her şeye ağlarsın. Aklın başına gelince de boşa harcadığın zamana ağlarsın.

Okuyun, diyor okuyun. Çünkü mürekkebin akmadığı yerde kan akıyor.

Nasrettin Hoca'ya sormuşlar: “Kimsin?” “Hiç” demiş Hoca, “Hiç kimseyim.” Dudak büküp önemsemediklerini görünce, sormuş Hoca: ...“Sen kimsin?” “Mutasarrıf” demiş adam kabara kabara. “Sonra ne olacaksın?” diye sormuş Nasrettin Hoca. “Herhalde vali olurum” diye cevaplamış adam. “Daha sonra?” diye üstelemiş Hoca. “Vezir” demiş adam. “Daha daha sonra ne olacaksın?” “Bir ihtimal sadrazam olabilirim.” “Peki, ondan sonra?” Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp son makamını söylemiş: “Hiç.” “Daha niye kabarıyorsun be adam. Ben şimdiden senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım: "Hiçlik makamında!”

 

Ben ölünce bir elimi tabutumun dışına atın. İnsanlar görsünler ki, padişah olan Kanuni bile bu dünyadan eli boş gitmiştir.

Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.

Aslında insanlar seni hayal kırıklığına uğratmıyor. Sadece sen, yanlış insanlar üzerinde hayal kuruyorsun.

Toprak bir gün yağmurun kıymetini anlayacak; fakat o gün yağmur yağmayacak.

Sevmek; güzel birinde aşkı aramak değil. O kişide, bilmediğin bir zamanın beklenmedik bir anında, 'kendini bulmaktır'.

İnsanlar çok değişti; dikkat etmek lazım. Biriyle el sıkıştıktan sonra, beşide yerinde mi diye parmaklarını saymak zorundasın.

Her zaman doğruyu söyle; ne dediğini hatırlamak zorunda kalmazsın.

Biz güle başka bir şey deseydik de o gene güzel kokacaktı!

Bana okuduğum kitapların en güzelinin hangisi olduğunu sorarsanız, Söyleyeyim: ANNEM'dir.

Gitme zamanı gelmişse 'dur' demenin; zaman geçmişse 'dön' demenin ve aşk bitmişse 'yeniden' demenin; hiçbir anlamı yoktur.

Bir gün, güzellik ve çirkinlik bir deniz kıyısında karşılaştılar ve dediler, ‘haydi denize girelim.’ Giysilerini çıkartıp suda yüzdüler. Bir süre sonra, çirkinlik kıyıya dönüp, güzelliğin giysilerine büründü ve yoluna gitti. Güzellik de denizden çıktı, kendi giysilerini bulamadı; ama çıplak olmak utandırıyordu onu, çaresiz çirkinliğin… giysilerine büründü ve yoluna devam etti güzellik. O gün bugündür, erkekler ve kadınlar onları birbirine karıştırır. Ancak içlerinden güzelliğin yüzünü önceden görmüş kimileri vardır ki, giysilerine bakmaksızın tanırlar onu. Ve yine çirkinliğin yüzünü bilen kimileri vardır ki, gözlerinden tanırlar çirkinliği.

Bir gün gelir, dünyanın bir yerinde yıllarca senin haberin olmadan yaşamış birine, bütün hayatını anlatmak istersin.

Yanına kadar koştuktan sonra, bir adım daha atamayacaksan eğer; oraya kadar sakın koşma. Sana değil, bekleyene yazık olur.

Ne kadar çok kişi benimle aynı fikirdeyse, o kadar çok yanıldığımı düşünürüm. Oscar Wilde

Bir insanın akıllı olmasına birşey dediğimiz yok. Yeter ki; aklını başkalarına kabul ettirmeye çalışmasın.

Kadını güzel yapan Allah, sevimli yapan şeytandır.

Herkesin üç kişiliği vardır; Ortaya çıkardığı , sahip olduğu , sahip olduğunu sandığı.

Büyük sıçrayışı gerçekleştirmek isteyen, birkaç adım geriye gitmek zorundadır. Bugün yarına dünle beslenerek yol alır.

Cehaletle deha arasındaki gerçek fark nedir biliyor musunuz? Dehanın sınırları var cehaletinse hiçbir sınırı yoktur.

Her şeyi denerim; ama yapabildiklerimi yaparım.

Yaşamımda edindiğim en büyük bilgi şudur; Kendi kendine yardım etmeyi bilmeyene , hiç kimse yardım etmez.

Rüyaları gerçekleştirmenin en iyi yolu uyanmaktır.

Boş zaman yoktur boşa geçen zaman vardır.

Doğruluk sonsuzluğun güneşidir. Nasıl olsa doğar.

 

PRATİK BİLGİLER

Alüminyum Kaplar: Alüminyum kapların kararmasını, önlemek için kaplarınızı su ve bolca sirke koyarak kaynatın. Hepsi pırıl pırıl olacaktır. Bakır tencerelerinizi ve bu malzemeden yapılan diğer tüm eşyalarınızı da, kaya tuzu ve sirke ile silerek ilk günkü ışıltısına kavuşturabilirsiniz.
Çatal-Bıçaklar: Bulaşık makinesi çatal, bıçaklarınızı karartıyorsa, bunu önlemenin kolayı var. Bulaşık makinesinin deterjan gözüne ayda bir kere olmak üzere çamaşır suyu koyun. Böylece çatal ve bıçaklarınızın kararmasını engellediğiniz gibi onları parlatmış da olursunuz. Mutfakta kullanılan tahta kaşıklar renklerini çabucak kaybeder, Bunu bir dereceye kadar önlemek istiyorsanız, tahta kaşıkları, duru suda iyice ıslattıktan sonra kullanırsanız daha iyi netice alırsınız.
Pırıl Pırıl Çaydanlık: Çok sevdiğiniz çaydanlığınız, zamanla mat bir görünüme bürünebilir. Yarım bardak sirkeye bir tutam tuz atıp, sert bir süngeri buna batırarak çaydanlığı silmeyi deneyin, eski parlaklığına hemen kavuştuğunu göreceksiniz. İç kısmı kireç bağlayan çaydanlığa, soyduğunuz patates kabuklarını koyup uzun süre kaynatırsanız, kirecin kolayca çıktığını göreceksiniz.
Blender ve Çelik Tencereler: Mutfakların vazgeçilmez yardımcılarından blenderleri temizlemek epey yorucudur. Fakat, pratik bir yolla bunun üstesinden kolayca gelebilirsiniz. Bunun için, blenderin yarısına kadar, ılık su doldurun ve çalıştırın, içindeki tüm lekelerin çıktığını göreceksiniz. Yemek yaparken çelik tencereniz yandıysa, sakın üzülmeyin. Tencerenizi yeniden pırıl pırıl yapabilirsiniz. Bunun için 1 tatlı kaşığı karbonat ve 1 fincan sirkeyi tencerenizde kaynatın. Hem üzerine işleyen kara lekeler çıkacak, hem de tencereniz tertemiz olacaktır.
Etiket İzi: Özellikle süs eşyalarında ve çeşitli mutfak aletlerinin üzerinde etiketler bulunur. Etiketi çıkardığınız zaman da mutlaka izi kalır. Bu izi yok etmek için, etiket izi olan eşyaların üzerine mobilya cilası sürüp, yumuşak bir bezle silin. Hiçbir iz kalmayacaktır.
Fırın Izgaraları: Fırında et kızarttığınız zaman, ızgaralar çok kirlenir. Yıkarken de, ızgaraları temizlemek biraz zor gelebilir. Fakat ızgaraları ıslatıp, ponza taşıyla ovarsanız tüm yağların ve lekelerin çıktığını, ızgaranın pırıl pırıl olduğunu göreceksiniz.
Güzel Kokulu Mutfaklar: Bazen yemek kokularıyla sarılıp, nefes alınamayacak duruma gelen mutfağınızın güzel kokmasını ister misiniz?
Bunun için, kalorifer üzerine koyduğunuz su dolu bir kabın içine birkaç damla güzel kokulu parfüm damlatın. Kalorifer yandığı sürece bu koku mutfağınıza yayılır. Mutfak tezgahınızın tertemiz olması ve mis gibi kokması için de, küçük bir leğene su doldurup içine sıkılmış limon suyu veya bir miktar tuz atın. Bu suyla bir bezi ıslatıp, silin. Böylece, tezgahınızın üzerine yapışan lekelerden kolayca kurtulabilirsiniz. Mutfağınızın güzel kokmasını istiyorsanız, bir parça alüminyum kağıt üzerine tarçın serptikten sonra, bunu sıcak fırının içine koyun ve fırının kapağını açık bırakın.
Buzdolabındaki Kötü Kokular Buzdolabınızı ne kadar temiz tutarsanız tutun, zaman zaman hoş olmayan kokular alırsınız. Bunu önlemek için, küçük bir tabağa üç dört limon dilimi koyun ve buzdolabının en alt gözüne yerleştirin. Ancak her sabah dilimleri yenilemeyi unutmayın.
Işıl Işıl Kristaller: Kristal bardaklar yıkandıkça ışıltısını kaybeder ve mat bir görünüm kazanmaya başlar. Fakat, kristal bardaklarınızı yıkarken kullandığınız deterjana yarım su bardağı sirke ve tuz ekleyip, durularsanız ilk günkü gibi parladıklarını görürsünüz.
Kireç Lekelerine Kolay Çözüm: Eğer lavabonuzda çirkin kireç lekeleri oluşuyorsa, yarım limonla hızlı şekilde ovmayı deneyin. Sonra su ile çalkalayın ve kuru bir bezle kurulayın. Su koyup kaynattığınız kapların iç kısımları zamanla kireçle kaplanır. Sivri uçlu bir bıçakla ne kadar kazırsanız kazıyın, bu kireç tabakasını tam olarak çıkartmanız mümkün değildir.
En iyisi, bu kapların içine soyduğunuz patates kabuklarını koyup uzun süre kaynatmaktır. Zamanla içini kirecin kapladığı çaydanlığınızı, boşken kısık ateşin üzerine koyun. Çaydanlığı yakmamaya dikkat ederek, bir süre bu şekilde ısıtın. Göreceksiniz, kuruyan kireci kolayca çıkartabileceksiniz.
Muşambaya Salça Damlarsa: Mutfağınızda yerde veya masanızın üzerine serili muşambaların üzerine salça damladıysa, çok kolay yöntemle bu lekeden kurtulabilirsiniz. Bir miktar asetonu bir bezin üzerine döküp, muşambalarınızı bununla silin, lekenin yok olduğunu göreceksiniz.
Pirinçlerin Işıltısı: Pirinç eşyalarınızı parlatmak için, temizleme suyuna birkaç damla limon damlatın ve bununla iyice ovuşturarak silin. Yataklarınızın pirinç başlarını, sıkılmış yarım limonla iyice ovuşturun, pırıl pırıl olacak ve içiniz rahat edecek.
Kararmayan Vazolar: Eğer altın kaplamalı çelik vazonuzun zamanla mat bir görünüm aldığından yakınıyorsanız, saf alkole batırılmış bir pamukla silerek, eski parlaklığına kavuşmasını sağlayabilirsiniz.
Tabaklardaki Minik Çatlaklar: Yemek takımınızdaki tabakların çatlaklar sebebiyle kırılmalarından ve takımın bozulmasından korkuyorsanız, çatlak tabağı bir tencereye yerleştirip süt ile doldurun. Çok kısık ateşte 45 dakika
kaynatın ve soğumaya bırakın. Çatlaklardan eser kalmayacaktır. Aynı işlemi, tüm porselen objeleriniz için deneyebilirsiniz.
Tereyağı Lekesi: Kumaşlardaki tereyağı lekeleri, sabunlu suda kaynatılarak çıkarılır. Eğer leke kağıt üzerindeyse, biraz ıslatıp üzerine un serperek kurumaya bırakmak lazımdır. Daha sonra fırçayla temizlenir.
Toprak Kaplar: Toprak kaplarınızın içinde patates kabuklarını kaynatarak, sararan kısımların eski görünümüne kavuşmalarını sağlayabilirsiniz. Toprak tencereler ya da çömlekler yeni alındıklarında, küçük çatlaklar oluşması sebebiyle kırılma tehlikesiyle karşı karşı karşıyadırlar. Bunu önlemek için, toprak tencerelerinizi kullanmadan önce dörtte üçünü sirkeli sıcak suyla doldurun. 24 saat bekletin ve soğuk suyla yıkayın. Bu işlemlerden sonra her türlü yemeği pişirmeye hazır olacaktır.
Çay Lekesi: Çayla lekelenen bir kumaşı temizlemenin en iyi yolu, hiç vakit geçirmeden üzerine kaynar su dökmektir. Bazı kaynaklar limon kolonyasının da çay lekesini çıkarmada yararlı olacağını kaydediyor. Hemen temizlenmeyen bal lekelerini çıkarmak da zordur. Ama leke olur olmaz hemen ılık suyla yıkanır ve durulanırsa lekeden eser kalmaz.
Yumuşak Havlular: Eski havlularınızı yumuşatabilmek için, yıkadıktan sonra bolca mutfak tuzu dökülmüş sıcak suda bir saat bekletin.
Beyaz Tül Perdeler: Beyaz tül perdeler, pencerede dura dura kararır, değil mi? Gerçi önceleri, yıkamayla bu siyahlık gider ama, daha sonraları bu kararmayı gidermek kolay olmaz. Onun için size tavsiyemiz yıkama suyuna 1-2 çorba kaşığı toz şeker katmanızdır.
Ütünüz Leke Bırakıyorsa: Ütü yaparken zaman zaman tabanı yapışır ya da leke tutar. Fakat ütünüzün altını tuz ve sirkeyle silerseniz leke tutmasını ve ütülediğiniz çamaşıra yapışmasını önlemiş olursunuz. Silme işlemini, ütü soğukken yapmanız ve sildikten sonra bir süre bekletmeniz gerekiyor.
Uzun Ömürlü Mumlar: Mumlar, özellikle romantik yemeklerin vazgeçilmez unsurlarıdır. Mumların ömrünü uzatmak için, kullanmadan 2 saat önce buzdolabının derin dondurucusuna koyup bekletin. Böylece, mumun eriyip masa örtüsüne damlamasını, ya da şamdanda çıkarılmayacak izler bırakmasını önlemiş olursunuz.
Kapılar:Kapınızın, çekmecenizin sürten kısmına vazelin sürün.
Buz dondururken: Suyu kaynatın, soğuyunca buz kalıplarına koyup dondurun. Buzlar daha canlı kristal gibi görünür. Buda buzun mat görünmemesini sağlar.
Baş ağrısı için: Kahve çekirdeğine limon suyu sıkın yavaş yavaş yiyin. (Birkaç tane)
Dişlerinizi doğal temizleyin: Çileği ezin diş fırçanızın üzerine koyun diş etlerinize kompres yapın. Sonra dişlerinizi fırçalayın.
Küçük yanıklar için: Temiz bir süngeri hafifçe ıslatın buzdolabınızın derin dondurucu bölümüne koyun. Yanmış yerin üzerine hafif hafif kompres yapın.
Ağız kokusu için: Kahve çekirdeği çiğneyin.
Arı, sivri sinek sokmalarına karşı: Kesme şekeri hafif ıslatın sokulan kısmın üzerine hafifçe bastırın zehir’i alır ve kaşınmayı şişmeyi önler.
Fermuarlar sıkışırsa: Kurşun kalemle fermuar dişlerinin üzerini karalayın.
Gözlük camları: Gliserin ile silerseniz buğulanmadığını göreceksiniz.
Ayakkabılarınız ayağınızı sıkıyorsa: Bir bardak saf alkolü ayakkabınızın içine dökün. İyice derisine yedirin ve giyin. Derisi ayağınıza göre açılacaktır.
Çiçekleriniz için: Haşladığınız yumurtanın suyunu saksıya dökün.
Gülleriniz boyunlarını bükerse: İlk önce sıcak suya sonra soğuk suya batırın.
Saksı çiçekleriniz için: Sigara küllerini saksınıza koyarsanız yapraklardaki kurt böcek vs. yok edersiniz.
Akü Başları oksitlenirse: Cola sürerseniz oksitlenmeyi önlersiniz
Fareleri kaçırmak için: Nane yağını bir karton parçasına sürün farelerin geldiği yere koyun.
Boya fırçaları sertleşmiş ise : Kaynamış sirkeli suda bekletin yumuşadığını göreceksiniz.
Elinize uhu yapıştırıcı bulaşırsa: Asetonla silin
Mangal ızgaranızı temizlemek zordur: Ilıkken cam sille temizleyin veya ılıkken nemli gazete kağıdına sarın bir müddet sonra sertleşmiş artıkların yumuşadığını göreceksiniz.
Boya kokusunu gidermek için: İki büyük baş soğanı soyup ikiye bölün suyun içine atın bunu da kokulu odaya koyun.
Cam kırıklarını: Temizlersiniz fakat kıymıkları göremezsiniz bunu da temizlemek için ıslak pamuk imdadınıza yetişir.
Ağzı dar şişe kavanoz temizlemek için: Biraz deterjan biraz su bir kasık pirinç çalkalayın.
Balıklı tava kokusu: Tavayı limonla bir güzel ovalayın ve yıkayın.
Kesik Limonu nasıl saklarsınız: Küçük bir tabağa toz şeker serpin, kesik tarafı şekerin üzerine gelecek şekilde koyun iki hafta limon kurumadan saklanır.
Patates haşlarken: Haşlama suyunun içine bir kaşık margarin koyun patateslerin vitaminlerini kaybetmemiş olursunuz. patatesler daha çabuk pişerler aynı zamanda.
Soyulmuş patateslerin kararmadan saklanabilmesi için: Saklanacak kabın içine su, bir tutam tuz koyun. Buzdolabında saklayın gerektiği zaman suyla yıkayıp kullanın.
Pastaların daha gevrek olması için (tatlı-tuzlu): Hamurun içine bir çay kaşığı tuz atın.
Dereotunu saklamak için: Temiz bir havluya kaplayacak şekilde sarın, bu şekilde naylon torbaya koyup buzdolabına saklamaya bırakabilirsiniz.
Evinizde mayonez yaparken: Zeytinyağı yerine susam yağı kullanın. Mayonezinizin daha uzun zaman bozulmadığını göreceksiniz.
Balık çorbası yaparken: Suyunun daha lezzetli olması için balıkları en az 45*60 dakika kaynatın. Baş ve kuyruk kısımlarının en lezzetli yerleri olduğunu unutmayın.
Karnabahar pişirirken eve yayılan kokudan kurtulmak için: Pişirme suyuna bir parça tuz ve iki kaşık sirke ilave edip, suyun üzerinde köpük oluşumunu bekledikten sonra, içine sebzeleri atmayı deneyin. Evi saran kötü kokudan eser kalmadığını göreceksiniz.
Mutfağınıza sinmiş kızartma kokusunu yok etmek için: Izgaranın üzerine defne yaprağı, ada çayı yaprağı ve kekik yaprağı koyun.
Sosislerin patlamasını önlemek için: Fırın ya da ızgaraya koymadan önce soğuk süte batırmanız yeterli olacaktır.
Tazeliği gitmiş pörsümüş yeşillikleri canlandırmak için: İki kaşık limon suyu karıştırılmış buzlu su dolu kabın içine koyun 1 saat buz dolabında bekletin.
Daha Yeşil Sebzeler: Yeşil sebzelere renk veren, klorofil maddesidir. Pişirdiğinizde sebzelerin bu yeşil rengi daha az kaybetmeleri için, önce bol buzlu suda bekleterek, klorofilin sabitleşmesini sağlayın.
Kararmayan Soğanlar: Soğanları kızartmadan üzerlerine biraz un serperseniz, kavururken kararmazlar.
Kızarmış Börek: Börek üzerinin kızarması için üzerine yumurta sürülür, evde yumurta kalmamışsa, biraz yoğurdu bir yemek kaşığı yağla karıştırıp sürün, güzel bir renk olduğunu göreceksiniz.
Domates’in Kabukları: Domates’in kabuklarını kolay soymak için, bıçağın sırtıyla domateslerin kabuklarını soyacağınız yönün tersine sürtün ve daha sonra soyun ya da domatesleri kaynar suda 1 dakika bekletin.
Tatlı Patlıcan: Patlıcanların acısını almak için, patlıcanları soyduktan sonra tuzlu suda bir müddet bekletin. Sarı su çıktıktan sonra, patlıcanları sıkarak sudan alın.
Vitamini Kaybolmayan Salata: Yeşil salata ve marulun yapraklarını yıkadıktan sonra bıçakla keserek doğramak yerine, elinizle koparın. Böylece vitamin kaybını önlemiş olursunuz.
Reçel Yaparken:Reçel yapacağınız meyveleri iyice yıkayıp kurulamalısınız. Karıştırırken mutlaka tahta kaşık kullanmalısınız. Şekerlenmeyi önlemek için limon tozu yerine, limon suyu kullanın. Kavanozlara koyduğunuzda iyice soğumadan ve üzerindeki hava kabarcıklarını kağıt havlu ile almadan kavanozun ağzını kapatmayın. Reçellerinizi serin ve karanlık yerde saklayın.
Lezzetli Çikolata Sosis: Çikolata sosu hazırlarken içine koyacağınız bir tutam tuz, çikolata sosunun kokusunu daha da belirgin kılar. Çikolata sosun içine biraz kahve eklediğinizde, tadının çok değişik olduğunu göreceksiniz.
Kolay Soyulan Yumurtalar: Katı haşlanan yumurtaları kolayca soymak için, kaynar sudan çıkardıktan sonra hemen soğuk suya tutun ve bir süre soğuk suda bekletin. Su kabuğun gözeneklerinden girerek soymayı kolaylaştırır.
Mantar Sote Pişirirken: Mantar sote pişirirken, tencerenin kapağını açık bırakırsanız, hem mantarların su koyuvermesini hem de kararmasını önlersiniz.
Pişmiş Yumurtayı Çiğ Yumurtadan Ayırmak: Pişirip sakladığınız yumurtaları, çiğ yumurtalarla aynı yere koyuyorsanız, bunları ayırmanın en kolay yolu çiğ yumurtalar döndürdüğünüzde kolaylıkla dönmezken, pişmiş yumurtalar kendi ekseni etrafında rahatlıkla dönerler.
Tavuk eti Hakkında Bilmeniz Gerekenler: Tavuk eti çabuk bozulan gıdalardandır. Son kullanıcı olan müşteriye ulaşıncaya kadar hijyenik ortamlarda saklanması bir zorunluluktur. Denetim altında kesildikten sonra bakteri üretimine yol açmaması için +40 C’ de saklanmalıdır. Tavuk eti müşteri tarafından satın alındıktan sonra buzdolabında en fazla 1 gün bekletilip tüketilmelidir. Derhal tüketilmeyecek ise, temizledikten sonra tavuk plastik folyoya sarılarak derin dondurucuda bekletilebilir. Bu şekilde dondurulmuş etler *180 C’ de 3 ay kadar saklanabilir. Ayrıca, tavuk eti tahta et tahtası üzerinde kesilmemelidir. Siyah etten farklı olarak mikro organizmalara karşı daha dayanıksız olan tavuk etinin mermer veya plastik üzerinde kesilmesi gerekir.
Yoğurdun Faydaları: Yoğurttan daha fazla yararlanmak için suyunun atılmaması gerekir. Yoğurdun tüm vitamin ve mineralleri bu suda bulunmaktadır. Ayrıca, bu su yemeklere ekşi bir tat kazandırmak istenildiğinde de kullanılabilir.
Yeşil Sebzelerin Canlılığın Korunması: Satın alınıp buzdolabında saklanan yeşil sebzeler bir süre sonra canlılıklarının yitirirler. Tekrar canlı hale getirmek için ise, yıkanıp 10-15 dk. Kadar 2 litrelik suya katılmış 1 yemek kaşığı limon suyunda bekletilmesi yeterli olacaktır.
Ekmeğin Küflenmesini Önlemek: Ekmeğiniz durup dururken dolabında küfleniyorsa, ekmek kutusunu 15 günde bir sirkeli suyla silmek yeterlidir.
Yağlı tohumlar ve pekmez: Fındık, fıstık, üzüm, ceviz gibi kuru yemişler, tam birer enerji kaynağıdır. Bir diğer mühim enerji kaynağı da pekmezdir. eski sofralarımızdan eksik olmayan tahin ve pekmez, simdi yerini modern tatlılara bıraktı. Halbuki içinde demir ve potasyum bulunan pekmez, çok zengin bir enerji deposudur.  
»Ayakkabı almaya öğleden sonra, hatta aksama doğru gidin. Çünkü sabah saatlerinde ayaklar daima küçüktürler.
»Eti pişirme sekliniz ne olursa olsun, tuzunu piştikten sonra koymalısınız. Tuzu önceden koyarsanız, eti sertleştirir.
»Vazodaki çiçeklerinizin daha uzun dayanması için, vazonuza yağmur suyu koymayı deneyin; çünkü çiçekler kireçli suyu sevmezler.
»Ellerinize sinen çamaşır suyu kokusunu, ellerinizi sirkeyle ovuşturup sıcak suyla sabunlayarak giderebilirsiniz.
»Gözlük caminiz çizildiyse, birkaç damla sirke veya votkayla yıkayın. Çizik kaybolacaktır.
»Çaktığınız çivinin pas tutmaması için, bunu kullanmadan önce bol tuzlu suya batırın.
»Fırında pişirdiğiniz et veya tavukların kurumaması için, fırına içi su dolu bir kap koyun.
»Çiçeklerinizi hava cereyanında bırakmayın, hava alması için balkona çıkarmayın.
»Çamaşır suyunu soğuk su ile karıştırarak kullanın. Çünkü sıcak su ile karıştırıldığında çok çabuk tesirini göstereceğinden, çamaşırlarınızın bozulmasına sebep olabilir.
»Banyo da aynanız, veya yağmurlu havada arabanızın camları’nı buharlaşıyor? Kuru bir beze birazcık sabun, veya şampuan sürerek silmeniz yeterli olacaktır.
»Beyaz çoraplar bir zaman sonra sararırlar. Bunları limon suyu katilmiş suda kaynatırsanız eski beyazlıklarına kavuşurlar.
»Fareler biberle nane kokusundan nefret ederler. Dolaştıkları yerlere nane yaprakları serperseniz, bir daha oralara uğramayacaklardır. Ayrıca fare bulunan yere karanfil atılması da iyi netice verir.
»Bal içine biraz tuz, atılıp yenilirse balgamı kurutur, yok eder.
»Meyan kökü ile incir, kaynatılıp içilirse vücuttaki balgamları söktürür.
»Kireçli sular tencere ve kaplarda zamanla iz bırakır. Öyle, pek kolay temizlenmeyen bu izleri yok etmenin en kolay çaresi, ısıtılmış sirkeye batırılan bir fırçayla silmektir.  
»Ter kokusuyla mücadelenin en tesirli yolu su ve sabundur. Sik sik yıkanın. Suyunuzun çok çok sıcak, ya da soğuk olmamasına dikkat edin. Zira ter bezlerinin aşırı faaliyetine yol açarlar. Normal ısıdaki suyu tercih edin.
»Mutfağa, hatta odalara yemek kokusunun yayılmasının önüne pek geçilmez. Hele bu yemek balık olursa. Bu kokuyu gidermek için ateşin üstüne bir limon dilimi koyun, limonun kokusu öteki kokuları bastırır.
»Hamsi baliğinin sırtının rengi aslında yeşildir, Öldükten sonra sırt rengi mavileşir. Bayatlayınca siyahlaşır, yani rengi koyulaşmış hamsi balığı bayat demektir. . Sakin almayın.
»Limonun yüzeyi ne kadar düzgün, pürüzsüz ve de iki sivri ucu ne kadar küçükse, o kadar sulu ve de lezzetlidir.
»Araba kullanırken, omuzlarınızı elinizden geldiğince rahat, gevsek tutun. Böylece sırt ve boyun kaşlarınızın gerilmesini önlersiniz.
»Hastalıkların ilacı bal.
-Akıl ve fikre fevkalade kuvvet verir.
-Kanı temizler.
-Kalp çarpıntılarını önler.
-Mideye ferahlık verir. (Şeker ise mideyi kızdırır. )
-Kemik hastalığı için ket’i devadır.
-Karın ağrılarını keser.
-Yatağını ıslatan çocuklara bal yedirilirse, ıslatma kesilir.
»Kan yapmak için.
-Kara biberle kuru üzüm yemelidir.
-Üzüm pekmezine inek sütü ve badem karıştırarak içmelidir.
-Bulgur pilavını hoşafla yemelidir.
»Kesilmiş elma, armut vb. meyvelerin kararmaması için, kesik yüzlerine limon ya da portakal sürüverin. Böylece havayla temas etmelerini, dolayısıyla da kararmalarını önlemiş olursunuz.
»Sarımsak, mide ve bağırsak faaliyetlerini artırdığından, kabızlık çekenler için faydalıdır.
»Soğan ve pırasa, idrar söktürücü bir sebzedir. Ayrıca soğanın, mühim bir antibiyotik tesiri vardır.
»Öğleden sonraları üzerinize bir tembellik çöktüğünde, limon kolonyası imdadınıza yetişecektir. Ensenize, bileklerinize bir kaç damla döküp ovuşturuverin. Ferahlatıcı kokusu bir anda tesirini gösterecek, gözlerinizi açacaktır.
»Bütün gün SIKI ayakkabılar içinde hap solan ayaklarda koku meydana gelebilir. Ayak kokusuna mani olmak için, yapılacak en müessir çare, bunlara koyu bir çay banyosu yaptırmaktır. Çayın içinde bulunan tanen asidi gözenekleri SIKIŞTIRARAK kötü kokunun yayılmasına engel olur.
»Paslanan dikiş iğnelerini temizlemek için, makine yağıyla nemlendirdiğiniz bir yün parçasına birkaç kere batırıp çıkarın. Eğer çok çok paslanmışsa, bolca sabun döktüğünüz alüminyum teline sürtün. Göreceksiniz pırıl pırıl olacaktır.
»Paslanan anahtarlarınızı ancak zeytinyağı gaz karışımında temizleyebilirsiniz. 2/3 oranında zeytinyağı ve 1/3 oranında gaz karışımına koyun anahtarlarınızı bir kaç saat. Sonra çıkarıp bir bezle silin, kurulayın. Sonra da ince zımpara kağıdıyla zımparalayıp bir iyice kurulayıverin, tamam.
» Elektrik kesintisi veya arızası sırasında, tek bir mum ışığına kalırsanız, mumu ufak da olsa bir aynanın önüne koyuverin. Bir çırpıda bir yerine iki mum yanıyor gibi olacaktır. Başka zamanlarda da uygulayabileceğiniz bir şeydir bu.
Az pismiş yumurta öldürüyor; Genellikle çiğ ve az pismiş yumurtalarda bulunan “Salmonella Entiridis PT 4″ virüsü sindirim ya da dokunma yollarıyla insani ölüme götürüyor.
»Kahveniz bayatlamışsa, kullanmadan önce, KISIK ateşte hafif kavurun. Hem rutubeti gider, hem de tazeliğine kavuşur.
»Çekilmiş kahveye, küçük bir tutam tuz veya seker ilave ederseniz, kokusunun artmasını sağlarsınız.
»Kullandığınız kahvenin, saf olup olmadığını anlamak için, bir bardağın üçte ikisini su ile doldurun. Buna bir tutam toz kahve atin. Kahve, suyun ütünde kalırsa saftır; ama, beş dakika sonra bardağın dibine iner ve suya karışırsa, kahvenizin içinde başka karışımlar var demektir.
»Boya tutmayan yıpranmış ayakkabılarınızı, boyamadan önce soyulmuş çiğ patatesle ovun boya tutacaktır.
»Dikiş dikeceksiniz fakat bir türlü ipliği iğneye geçiremiyorsunuz. Kolayı var: Elinizin altındaki kalıp sabunlardan istifade edebilirsiniz. ipliğin ucuna süreceğiniz sabun, ipliği sertleştirecektir. Böylelikle ipliği hiç zorlanmadan iğneye geçirebilirsiniz.
»Ellerinizdeki sebze lekelerini, bir dilim çiğ patatesle ovarak giderebilirsiniz.
»Yanan şöminenin içerisine, kurutulmuş limon kabuğu atarsanız hoş kokacaktır.
»Taze balığı kızartmadan önce, üzerine limon suyu sürerseniz hem balığın kokusunu götürecektir, hem de balığın lezzetini artıracaktır.
»Salatada kullanacağınız soğanların acılığını almak için, soğanları ince ince doğrayın ve birkaç saat limon suyuna yatırın.
»Camlarınızı yıkarken, 1litre sıcak suya 2 yemek kasığı sirke karıştırın ve iç taraftan yukarıdan aşağı, diş taraftan ise soldan sağa yıkayın. Camlarınız pırıl pırıl olacaktır.
» Kek için, hangi çeşit kek yaparsanız yapın, kalıbı yağladıktan sonra içine ince dövülmüş badem serpin. Kalıbın içine serpeceğiniz dövülmüş badem kekinizin tadını daha da güzelleştirecektir.
»Çikolatayı tanıyor muyuz? Çikolata hakkında çoğumuz bir şeyler biliriz; ama bunların bazıları doğru, bazıları yanlıştır. Çikolata, az miktarda yendiği zaman şişmanlatmaz. insana enerji ve neşe verir. Çünkü ”endorfin” denilen ve insana neşe ve dinçlik veren hormonun salgılanmasına vesile olur. Çikolatanın sivilce yaptığına dair herhangi bir medikal tespit de yok. Ancak şunların da bilinmesi gerekir ki; çikolata, karaciğeri zorlar, bazı insanlarda bağımlılık meydana getirebilir. Bunları da göz ardı etmemek lazım.
»Çiçek soğanlarını ertesi yıla kadar saklamak istiyorsanız, bunları teker teker bir yumurta kutusunun yuvalarına yerleştirin. Tabii yuvaların diplerinde küçük delikler açarak hava almalarını temin etmeniz şartıyla.
»Izgarada pişireceğiniz ete biraz zeytinyağı sürerseniz, daha yumuşak ve lezzetli olmasını sağlarsınız. Izgaranın dibine biraz tuz atarsanız, yağın yanmasına mani olursunuz.
»Etinizi fırında pişirecekseniz, en azından bir saat önceden buzdolabından çıkartın. Pişen etlerin suyunu, fırın ızgarasının altına koyacağınız bir kapta toplayın. Piştikten sonra etlerin üzerine döküp masaya getirin. Etin, pişerken kendi suyu içinde kalması, sertleşmesine sebep olur.
»Kadife ve ipekli elbiselerinizi buharlı bir banyoya asın. Buhar onların tüm kırışıklıklarını alacaktır.
» Gözlüğünüzün vidası çok çabuk çıkıyorsa vidayı takmadan önce, vidanın gireceği deliğe renksiz oje damlatın. Vidayı öyle takın.
»Makasınızı bilemek istiyorsanız, zımpara kağıdı kesin.
»Halıdaki sigara yanıklarından, yanık yerler üzerinde zımpara kağıdı ile dairesel hareketler yaparak kurtulabilirsiniz.
»Mobilyaların yerlerini değiştirdiğinizde halıların üzerinde iz bırakır. Bu izleri yok etmek için izlerin üzerine bir parça buz koyun ve erimesini bekleyin. Daha sonra üzerinde elektrik süpürgesini gezdirin.
»Evinizde hayvan besliyorsanız ve bunların tüyleri koltuklarınıza, kanepelerinize bulaşıyorsa elinize yapışkan bir bant sarın ve tüylü olan yerlerde gezdirin.
» Yeni yıkanmış nemli halınızın üzerine mobilyalarınızı koymadan önce ayaklarının altına biraz alüminyum folyo koyun. Böylece izlerin çıkmasına engel olacaksınız.
»Üst üste koyduğunuz bardaklar yapışıp çıkmıyorsa bir leğenin içerisine koyun Üstteki bardağın içerisine buz koyup leğenin içerisine yavaş yavaş sıcak su koyun. Bardakların kolayca çıktığını göreceksiniz.
»Satın aldığınız plastik ve cam eşyaların üzerine yapıştırılan etiketlerden kurtulmak için etiketin üzerine yemeklik margarin sürün ve
15 dakika bekletin. Bir bez ile ovalayıp yıkayın. Üzerinde hiç bir leke ve çizilme oluşmayacaktır.
»Radyatörlerinizin arkasına alüminyum folyo yapıştırırsanız, sıcaklığın duvardan dışarı değil odanın içerisine yansımasını sağlamış olursunuz.
»Ütü yapmayı kolaylaştırmak ve süreyi azaltmak için ütü masasının kılıfının altına alüminyum folyo koyun. Sıcağı geri yansıtacağından ütü yapmak daha kolay olacaktır.
»Sağlıklı dişlere sahip olmak istiyorsanız günde iki kez 150 gr yağsız peynir tüketin. Peynirdeki kalsiyum diyetini kuvvetlendirir, dişleri sağlamlaştırır Eğer ayaklarınız çok ısınıp şişiyorsa onlerı saatlerce sıcak suda bekletmeyin, aksine kolonya ile ovalayın. Bilekleriniz ve ayaklarınız şişmeyecektir Eğer ayaklarınız çok hassas ise, sıcak havalarda
şikayetleriniz artıyorsa, her sabah bir kaç damla zeytinyağı ile ovalayın.
»Eğer cildiniz kuru ise bir muzu ezin, içerisine bir çay kaşığı bal veya bademyağı karıştırıp yüzünüze sürün. Bir kaç dakika bekleyip ılık su ile yıkayın.
»Pamuklu giysilerinizin çekmemesi için ilk yıkamada bir gece soğuk suyun içerisinde bekletin, sonra yıkayın, çekmeyeceklerdir.
» Dirsek ve topuklarınızın sertleşmesini istemiyorsanız, bir dilim limon ile ovun. Böylece yumuşacık olacaklardır.
»Duvar kağıtlarını yenilemek istediğinizde eski kağıtları çıkartmak her zaman sorun olur. Ilık su dolu bir kaba bir miktar bulaşık deterjanı dökün ve karışıma batırdığınız sünger ile duvar kağıtlarını silin, kolayca çıkacaklardır.
»Yeni bir tava satın aldığınızda ilk önce içinde bir miktar sirke kaynatın. Bu işlem ilerde kızartmalarınızın tavaya yapışmasını önleyecektir.
»Cevizle dost olun. İçindeki yağ beyin hücreleri için çok yaralıdır. Kan şekerini düşürdüğü için şeker hastalarına da uzmanlar tarafından tavsiye edilir Hızlı kilo verip tekrar almak vücudunuzun zayıflamaya karşı direncini arttırır ve giderek kilo vermeniz zorlaşır. Metabolizma alt üst olur.
»Duvarınıza çivi çakacağınız zaman işaretlediğiniz yerin üzerine çapraz bant yapıştırın. Çiviyi öyle çakın. Böylece duvarın alçısını çatlatmamış olacaksınız.
» Bir büyük soğanı rendeleyin ve orta boy bir bal kavanozuna koyup iyice karıştırın. 48 saat bekletin, şurup haline geldiğinde öksürüğü ve soğuk algınlığı olan hastaya sabah akşam bir çorba kaşığı içirin.Soğanın içerdiği yağlar öksürüğü durduracaktır.
»Cevizlerin kabuklarını kolayca açabilmek için onları bir gece tuzlu suyun içerisinde bekletin. Böylece içleri de dağılmayacaktır.
»Unlarınızın böceklenmemesi için, un kavanozunun içerisine bir adet defne yaprağı koyun.
»Yumurtaların haşlanırken çatlamaması için, kaynatma suyuna bir çorba kaşığı sirke koyun.
»Fırında patates yapmadan önce , 10-15 dakika haşlayın ve çatal ile delin.Daha kolay pişecektir.
» Büyük miktarda patatesiniz var ise torbanın içerisine bir adet elma koyun.8 hafta boyunca filizlenmesini ve büzüşmesini önler.
» Kabarık bir omlet yapmak istiyorsanız, bir çorba kaşığı suyun içerisine bir çay kaşığı mısır unu karıştırın. Hazırladığınız karışımı yumurtaya ilave edin. Böylece kabarık bir omlet yapmış olacaksınız.
»Sarımsak doğrarken bıçağa yapışmasını istemiyorsanız, kesme tahtasına biraz tuz serpiştirin.
»Yeni bir yemek tarifi denerken, yemek kitabınızı şeffaf bir torbanın içerisine geçirirseniz, onu kirletmemiş olursunuz. »Eğer tencere kapağınızın tutacağı kırıldıysa onun yerine şarap mantarı geçirebilirsiniz. Böylece hem tutacak görevi yapacak, hem de izolasyon.
»Hazırladığınız soslarda harika tatlar oluşturmak için soya ve susam yağı kullanabilirsiniz. Ancak bu yağların yüksek ısıda pişirilmesi doğru değildir Pasta yaparken katı yağ kullanacaksanız onu rendenin kalın tarafı ile rendelemeyi deneyin. Küçük parçalar haline gelen margarin daha kolay işlenir.
» Sarımsaklarınızı her zaman elinizin altında hazır bulundurmak istiyorsanız kabuklarını soyduktan sonra bir kavanoza doldurup üzerine zeytinyağı koyarak muhafaza edebilirsiniz. Ayrıca bu yağ yemeklerinize, salatalarınıza ayrı bir lezzet katacaktır.
»Peyniri kolay rendelemek için, 15 dakika buzlukta bekletin Bisküvileriniz yumuşamışsa birkaç dakika fırınlayın.
»Elbisenize sakız yapışırsa, naylon torbanın içerisinde buzluğa koyun. Bir saat bekletin ve çıkartın.Kolayca çıkacaktır.
»Halıya sakız yapışırsa üzerinde buz torbası gezdirin.
»Fırında tavuk kızartacağınız zaman üzerine koyduğunuz baharatlardan içine de koyun. Böylece daha lezzetli olur.
»Sert etlerinizi eşit miktarda sirke ve sıvı yağ içerisinde bekletin.Yumuşadığını göreceksiniz.
»Domates salçanız çok ekşi ise içerisine bir havuç rendeleyin. Havuç, salçanızı (sosunuzu) tatlandıracaktır.
»Mantarların daha lezzetli olması için pişirmeden önce üzerlerine biraz tuz ve limon suyu koyun, 5 dakika bekletin.
»Fırın torbasında tavuk pişirirken; malzemeleri doldurduğunuz fırın torbasının üzerine bir kaç delik açın. Böylece daha çabuk ve iyi pişer.
»Peyniri kolay rendelemek için, 15 dakika buzlukta bekletin Bisküvileriniz yumuşamışsa onları birkaç dakika fırınlayın.
» Bakır eşyalarınızın parlamasını istiyorsanız, onları sirke ya da limon ve tuz ile ovun Ahşap eşyalarınızı temizlemek için sirke ve zeytinyağı (bir kaç damla)karışımı hazırlayın. Eşyalarınız hem temizlenecek hem de parlayacaktır. »Çekmeceleri içini boşaltmadan temizlemek istiyorsanız, elektrik süpürgesinin ucuna ince bir çorap geçirin.
»Elbisenize sakız yapışırsa, naylon torbanın içerisinde buzluğa koyun. Bir saat bekletin ve çıkartın. Kolayca çıkacaktır.
»Halıya sakız yapışırsa üzerinde buz torbası gezdirin.
»Fırında tavuk kızartacağınız zaman üzerine koyduğunuz baharatlardan içine de koyun. Böylece daha lezzetli olur.
»Sert etlerinizi eşit miktarda sirke ve sıvı yağ içerisinde bekletin Yumuşadığını göreceksiniz.
»Domates salçanız çok ekşi ise içerisine bir havuç rendeleyin. Havuç, salçanızı (sosunuzu) tatlandıracaktır.
» Mantarların daha lezzetli olması için pişirmeden önce üzerlerine biraz tuz ve limon suyu koyun, 5 dakika bekletin. Daha sonra pişirin.
» Fırın torbasında tavuk pişirirken; malzemeleri doldurduğunuz fırın torbasının üzerine bir kaç delik açın. Böylece daha çabuk ve iyi pişer.

KAYNAK

Tabular Ve Tarih’de Tuhaf Gelenek ve İnanışlar

Tabu, insan davranışlarının belli alanları ya da belli normlarla ilişkili olarak kutsal veya dokunulmaz olarak tanımlanmış oldukça güçlü sosyal yasaklara denir. Etnologlar tarafından Polinezya dillerinden alınıp kullanılmaya başlanmıştır. “Kutsal” nesnelerde olduğu gibi çelişkili bir yapısı vardır, iki karşıt anlamı da taşır. Hem “kutsal” hem “kirlenmiş” şeyler tabu olabilirler. Örneğin “kirlenen” kişiler, nesneler “kutsal” olandan ayrı tutulmalıdır. “Tabu” karşılığında birçok dilde kullanılan sözcükler de iki zıt anlamı birden taşırlar.
Hastaları ve ölüleri toplumun geri kalanından ayırmak en eski zamandan beri bir gelenektir. Bazı tabular ise kadınlara, cinselliğe, doğuma veya belli olaylara yöneliktir. Dövüşte ölmüş bir horozu yemek, reisi silah altında olan bir evin erkek hayvanını öldürmek vb.
Bazı tabular geçici, belli dönemler içinken bazıları süreklidir. Bazı kozmik ya da kutsal sayılan bölgeler, kimsenin yaklaşmaya cesaret edemediği yerler, bazı mezarlar gibi.
Bugün farkında olmadan uygulanan bazı gelenekler de tabulardan kaynaklanmıştır. Bazı bölgelerde hükümdar toprağa dokunmamalıydı, çünkü güçleriyle toprağın ölmesine neden olabilirdi; bu nedenle taşınmalı ya da halı üzerinde yürümeliydi.
Evrensel bir tabu yoktur ancak tabu mekanizması her zaman aynıdır. Bazı nesneler, kişiler ya da bölgeler tamamen farklı bir ontolojik sisteme dahil olurlar ve bunlara dokunmak ontolojik düzlemde ölümcül sonuçlar doğuracak bir kırılmaya neden OLUr.
Bazı tabu örnekleri kaygı ve uzaklaşma yaratan, tuhaf, uğursuz, gizemli vb. olanların normal olanlardan ayrılarak tabu haline getirildiğini gösteriyor. Bu nesne, kişi ya da davranışlar aşağılanmaz, tersine bir değer atfedilir. Kızılderililerde, birçok Afrika kabilesinde, Şamanlarda kutsal güçlere sahip olan kişilerin itici görünüşe sahip, nöropat, sinirsel açıdan dengesiz ya da çirkin kişilerden seçilmesi gibi.
Son olarak Sigmund Freud’dan bahsetmek gerekir. Freud tabuların bilimsel bir analizini yapmış ve bu tür yasaklara karşı güçlü bilinçaltı güdülerle hareket edildiğini ortaya çıkarmıştır.
Tarih’de Tuhaf Gelenek ve İnanışlar…

Kuzeybatı Melanezya’da teyze çocukları arasındaki ilişki ensest olarak kabul edilirken, halayla ilişki ”yerinde bir ilişki” olarak değerlendirilirdi.
• Bakireliğin hoş karşılanmadığı Kamchdal’da evlendiği kızın bakire olduğunu gören erkek, kayınvalidesine ”kızının yetişmesinde ihmalkar davrandığını” için sitem ederdi.
• Japonya’da İmparator Buşido devrinde Samuray denilen savaşçı kastın üyeleri arasında eşcinsellik bir kuraldı.
• Eski Roma’da 24 Nisan kadın fahişelerin, 25 Nisan da erkek fahişelerin günü olarak kutlanıyordu.
• Avustralyalı Kamilaroiler cesur bir insanın kalbini ve ciğerlerini, Filipinlerde yaşayan Efugaolar ise öldürdükleri düşmanın beynini emerlerdi.
• Zulular ‘düşmana gözlerini kırpmadan bakabilme gücünü kazanabilmek için’ düşmanlarının alnının ortasını ve kaşını, Çinliler ise idam edilen ünlü haydutların safrasını yerlerdi.
• Yeni Gine yerlileri, misafirlerini uğurlarken inlemelerle birlikte bütün bedenlerini çamura buluyorlardı.
• Tibet’te ise misafir evden ayrılırken ona dil çıkararak uğurlamak adetti.
• Eskimolar ve Hintlilerde misafirin yediği yemek dolayısıyla ev sahibine teşekkür etmesi, geğirmesiyle anlaşılıyordu.
Kirliliğin temel kural olduğu Ortaçağ döneminde de ilginç uygulamalar yaşandı. Bunlardan bazıları şöyle:
• Ortaçağda Avrupa’daki rahibelerin yüz ve ellerinden başka yerlerini yıkamaları kesin olarak yasaklanmıştı. Kastilya Kraliçesi İsabella bile 50 yıldan fazla süren hayatı boyunca iki kez banyo yapmıştı.
• Kirlilik adeti Amerika’ya da bulaşmış Pennsylvania ve Virginia eyaletlerinde ”banyo yapmayı yasaklayan” ya da belirli kısıtlamalar getiren kanunlar çıkarılmıştı. Philadelphia’da ise kanunla bir ay içinde birden fazla banyo yapan insanlar cezaevine gönderiliyordu.
• Tuvaletle henüz tanışmayan Avrupa’da lazımlıkları sokaklara boşaltma adeti 17. yüzyıla kadar sürdü. Fransa krallarından 14. Louis, gününün belli bir zamanını lazımlığında oturarak geçirir, devlet işlerini de buradan yürütürdü.
• 1600′lerde İstanbul’a gelen İngiliz büyükelçiler, lazımlık kullanma ve bunu da pencereden boşaltma adetleri yüzünden şehirden uzak olan Tarabya’yaki bir konağa gönderilmişti. 19. yüzyıla gelindiğinde, kesin olarak tuvalet kullanma sözü vermeleri üzerine Taksim’e taşınmalarına izin verilmişti.
Bazı toplumlarda günümüzün aksine ”yaşlılık” iyi karşılanmıyor ve yaşlıların kendilerini öldürmeleri bekleniyordu. Eskimoların yaşlıları, iyice güçten düşünce intihar yoluna başvururken, Fijili yaşlı erkekler, ölme isteğini yakınlarına söylerlerdi. Kararlaştırılan gün geldiğinde de yaşlı erkek, canlı olarak toprağa gömülürdü.
Yeni Hebridlerde de yaşlılar diri diri toprağa gömülürken, gömülmeyi istemeyen yaşlılara ise ”ailenin yüz karası” olarak bakılırdı.
İsveç’de akrabaları yaşlılığın acılarından kurtarmaya yarayan ”aile topuzları” adlı dikenli topuzlar, son zamanlara kadar bulunuyordu.

Osmanlı Padişahlarının Ölüm Sebepleri

Osman Gazi: Felç
Orhan Gazi: Depresyon
I. Murat: Şehit edildi (Savaş meydanında şehit olan tek Osmanlı Padişahı).
Yıldırım Bayezid: İntihar
Çelebi Mehmet: Dizanteri / Zehir / Felç (?)
II. Murat: Felç
Fatih Sultan Mehmet: Nikris – Şeker –Zehir (?)
II. Bayezid: İntihar
Yavuz Sultan Selim: Kanser
Kanuni Sultan Süleyman: Felç
II. Selim: Alkol – Düşme (Topkapı Sarayı’nda hamamda yıkanırken ayağı kaydı düştü).
III. Murat: Felç
III. Mehmet: Depresyon – Felç
I. Ahmet: Tifüs
I. Mustafa: (?)
Genç Osman (II) : Boğduruldu
IV. Murat: Siroz – Nikris (?)
İbrahim: Boğduruldu
IV. Mehmet: Nikris –Depresyon – Zehir (?)
II. Süleyman: İstiska’
II. Ahmet: Verem
II. Mustafa: İstiska’ – Prostat
III. Ahmet: Zehir (?)
I. Mahmut: Felç
III. Osman: Felç
III. Mustafa: Kalp yetmezliği
I. Abdülhamit: Felç
III. Selim: Boğduruldu
IV. Mustafa: Boğduruldu
II. Mahmut: Siroz – Verem
Abdülmecit: Verem
Abdülaziz: İntihar
V. Murat: Şeker
II. Abdülhamit: Kalp yetmezliği
V. Mehmet (Reşat) : Kalp yetmezliği
VI. Mehmet (Vahideddin) : Kalp yetmezliği
36 OSMANLI PADİŞAHININ 27′Sİ ÇEŞİTLİ HASTALIKLAR SONUCU VEFAT EDERKEN, 1′İ SAVAŞ MEYDANINDA ŞEHİT OLMUŞ, 4′Ü ÖLDÜRÜLMÜŞ, 1′İ ZEHİRLE İNTİHAR ETMİŞ, 1′İ ZEHİRLENMİŞTİR. 2 PADİŞAHIN ECELLERİYLE Mİ ÖLDÜĞÜ, YOKSA ÖLDÜRÜLDÜKLERİ Mİ HÂLÂ TARTIŞMALIDIR. BUNLARDAN EN GİZEMLİSİ FATİH SULTAN MEHMET’İN ÖLÜMÜDÜR. İŞTE OSMANLI SULTANLARININ ÖLÜM NEDENLERİ. OSMAN GAZİ: OSMANLI İMPARATORLUĞU’NUN KURUCUSU OLAN OSMAN GAZİ 1326′DA KALP YETMEZLİĞİNDEN ÖLDÜ.
ORHAN GAZİ: 82 YAŞINDAYKEN FELÇ YÜZÜNDEN 1362′DE ÖLDÜ.
İKİNCİ MURAD: ŞİDDETLİ BİR BAŞ AĞRISI SEBEBİYLE YATAĞA DÜŞTÜ VE ÜÇ GÜN SONRA 3 ŞUBAT 1451′DE ÖLDÜ. ÖLÜM SEBEBİ BEYİN KANAMASI VEYA BEYİNDEKİ BİR TİMÖRDÜR.
YAVUZ SULTAN SELİM: 21 EYLÜL’Ü 1520′Yİ 22 EYLÜL’E BAĞLAYAN GECE KANSERDEN VEFAT ETTİ.
KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN: 1566′DA SİGETVAR KUŞATMASININ SON GÜNÜ 6/7 EYLÜL GECESİ BEYİN KANAMASINDAN ÖLDÜ.
HAMAMDA DÜŞTÜ: 1574′TE GÖĞÜS BOŞLUĞUNDA MEYDANA GELEN KANAMA YÜZÜNDEN ÖLDÜ. İDDİALARA GÖRE BİR HAMAM ALEMİ SIRASINDA DÜŞÜP, YARALANMIŞTI.
ÜÇÜNCÜ MURAD: 17 OCAK 1595′TE PROSTAT KANSERİNDEN ÖLDÜ.
ÜÇÜNCÜ MEHMED: BİR GÜN SARAYA DÖNERKEN YOLDA KARŞILAŞTIĞI BİR MECZUB, “56 GÜN SONRA GELECEK KAZADAN KURTULAMAZSIN. GAFİL OLMA PADİŞAHIM” DEMİŞTİ. BU OLAY ÜÇÜNCÜ MEHMED’İ DERİNDEN ETKİLEDİ. PADİŞAH YEMEDEN, İÇMEDEN KESİLDİ VE 22 ARALIK 1603′TE KALP KRİZİ GEÇİREREK ÖLDÜ.
BİRİNCİ MUSTAFA: OSMANLI TARİHİNDE TEK “DELİ” PADİŞAHI OLAN SULTAN MUSTAFA 1623′TE TAHTTAN İNDİRİLDİKTEN SONRA 20 OCAK 1639′DA BİR SARA NÖBETİ SIRASINDA ÖLDÜ.
DÖRDÜNCÜ MURAD: OSMANLI İMPARATORLUĞU’NU ESKİ PARLAK GÜNLERİNE DÖNDÜREN DÖRDÜNCÜ MURAD, GENÇLİK DÖNEMİNDE ÇEKTİĞİ SIKINTILAR VE ÇEVRESİNİN DE ETKİSİYLE AŞIRI DERECE DE İÇKİYE DÜŞKÜNDÜ. 8 ŞUBAT 1640 GECESİ SİROZDAN ÖLDÜ.
DÖRDÜNCÜ MEHMED: 1687′DE TAHTTAN İNDİRİLDİKTEN SONRA DÖRT YIL SONRA 4 YIL HAPİS HAYATA YAŞADI. YAKALANDIĞI ZATÜRRENİN İLERLEMESİ SONUCU 6 OCAK 1693′TE ÖLDÜ.
İKİNCİ SÜLEYMAN: 40 YIL SARAYDA HAPİS HAYATI YAŞADIKTAN SONRA 1691′DE TAHTA ÇIKTI. VİYANA BOZGUN YILLARINDA SIKINTILI GEÇEN DÖRT YILLIK BİR PADİŞAHLIĞIN ARDINDAN 6 ŞUBAT 1695′TE BÖBREK YETMEZLİĞİNDEN ÖLDÜ.
İKİNCİ MUSTAFA: 1703′TE BİR İSYAN SONUCU TAHTTAN İNDİRİLDİ BU OLAYIN ÜZÜNTÜSÜNÜ ÜZERİNDEN ATAMADAN 29 ARALIK 1703′TE PROSTAT KANSERİNDEN ÖLDÜ.
ÜÇÜNCÜ AHMED: EĞLENCELERİYLE MEŞHUR LALE DÖNEMİ’NİN PADİŞAHI OLAN ÜÇÜNCÜ AHMED, 1730′DA PATRONA İSYANI SONUCU TAHTTAN İNDİRİLDİ. YILLARCA TOPKAPI SARAYI’NDA HAPİS HAYATI YAŞADIKTAN SONRA, ŞEKER HASTALIĞININ VÜCUDUNDA MEYDANA GETİRDİĞİ TAHRİBATIN SONUCUNDA 24 HAZİRAN 1736′DA ÖLDÜ.
BİRİNCİ MAHMUD: 21 YIL PADİŞAHLIK YAPTIKTAN SONRA, 13 ARALIK 1754′TE BİR CUMA NAMAZI DÖNÜŞÜNDE SARAYA DÖNERKEN ATTAN DÜŞÜP, BEYİN KANAMASI GEÇİRİP ÖLDÜ.
BİRİNCİ ABDÜLHAMİD: 1787-1791 OSMANLI-RUS SAVAŞI SIRASINDA, ANAPA KALESİ’NİN RUSLARIN ELİNE GEÇTİĞİ HABERİ ÜZERİNE BEYİN KANAMASI GEÇİRDİ VE BİR SÜRE SONRA 7 NİSAN 1789′DA ÖLDÜ.
İKİNCİ MAHMUD: OSMANLI MODERNLEŞMESİNİN BAŞLATICISI OLAN İKİNCİ MAHMUD AŞIRI DERECEDE İÇKİ İÇERDİ. 28 HAZİRAN 1839′DA VEREMDEN ÖLDÜ.
ABDÜLMECİD: TANZİMAT DÖNEMİNİ BAŞLATAN SULTAN 25 HAZİRAN 1861′DE BABASI İKİNCİ MAHMUD GİBİ VEREMDEN ÖLDÜ.
BEŞİNCİ MURAD: TAHTTA EN KISA SÜRE DURAN OSMANLI PADİŞAHIDIR. MÜZMİN ŞEKER HASTASI İDİ. BU HASTALIĞIN VÜCUDUNDA MEYDANA GETİRDİĞİ TAHRİBATIN NETİCESİNDE 29 AĞUSTOS 1904′DE ÖLDÜ.
BEŞİNCİ MEHMED REŞAD: MÜZMİN ŞEKER HASTASI İDİ ŞEKERİN VÜCUDUNDA YAPTIĞI TAHRİBAT SONUCUNDA 3 TEMMUZ 1918′DE ÖLDÜ.
ALTINCI MEHMED VAHİDEDDİN: SON OSMANLI PADİŞAHI OLAN VAHDETTİN SAN- REMO’DA 16 MAYIS 1926′DA KALP KRİZİNDEN ÖLDÜ.
EN ESRARENGİZ ÖLÜM; FATİH SULTAN MEHMET: OSMANLI TARİHİNİN EN GİZEMLİ ÖLÜMÜ FATİH SULTAN MEHMED’İNKİDİR. FATİH SULTAN MEHMED, MAYIS 1481′DE MISIR MEMLÜK DEVLETİ ÜZERİNE SEFERE ÇIKTI. GEBZE YAKINLARINDA HASTALANINCA BAŞHEKİMİ LARİ MÜDAHALE ETTİ, ANCAK SULTANI TEDAVİ EDEMEYİNCE ESKİ BAŞHEKİM YAKUP PAŞA, SULTANI İYİLEŞTİRMEKLE GÖREVLENDİRİLDİ.
YAKUP PAŞA, BAZI İLAÇLAR VEREREK PADİŞAHIN SANCISINI AZALTMAK İSTEDİ FAKAT İLAÇLARIN BİR FAYDASI OLMADI. FATİH KISA BİR KOMADAN SONRA 31 MAYIS 1481′DE GEBZE’DE HÜNKÂR ÇAYIRI (TEKFUR ÇAYIRI)’NDA ÖLDÜ. FATİH DÖNEMİ UZMANI FRANZ BABİNGER, SULTANIN ZEHİRLENEREK ÖLDÜRÜLDÜĞÜNÜ İDDİA ETİ. BU GÖRÜŞ İLİM ÇEVRELERİNDE GÜNÜMÜZE KADAR SÜREN TARTIŞMALARA SEBEP OLDU. ŞEHABEDİN TEKİNDAĞ VE BAŞKA BİLİM ADAMLARI DA SULTANIN ÖLÜMÜNÜN ECELİYLE OLDUĞU, ZEHİRLENMEDİĞİNİ SAVUNDULAR. BÜTÜN ARAŞTIRMALARA RAĞMEN FATİH’İN ÖLÜMÜNDEKİ ÇÖZÜLEMEDİ.
İNTİHAR MI ETTİ? ÖLDÜRÜLDÜ MÜ? : 1861 İLE 1876 YILLARI ARASINDA OSMANLI TAHTINDA BULUNAN SULTAN ABDÜLAZİZ DE FATİH’TEN SONRA ÖLÜMÜ EN FAZLA TARTIŞILAN PADİŞAHTIR. TAHTTAN İNDİRİLDİKTEN BİRKAÇ GÜN SONRA 4 HAZİRAN 1876′DA FERİYE SARAYI’NDA BİLEKLERİ KESİLMİŞ BİR HALDE BULUNAN PADİŞAHIN TAHTAN İNDİRİLMENİN ÜZÜNTÜSÜ İLE İNTİHAR ETTİĞİ SÖYLENİR. ANCAK ÖLDÜRÜLMÜŞ OLMA İHTİMALİ DAHA KUVVETLİDİR.
Osmanlı Padişahları
Osman Gazi 1299-1326
Sultan Orhan Gazi 1326-1359
Sultan Murad Hüdavendigar 1359-1389
Sultan Yıldırım Bayezid 1389-1403
Sultan Çelebi Mehmed 1413-1421
Sultan Murad II 1421-1451
Fatih Sultan Mehmed 1451-1481
Sultan Bayezid II 1481-1512
Yavuz Sultan Selim 1512-1520
Kanuni Sultan Süleyman 1520-1566
Sultan Selim II 1566-1574
Sultan Murad III 1574-1595
Sultan Mehmed III 1595-1603
Sultan Ahmed I 1603-1617
Sultan Mustafa I 1617-1623
Sultan Osman II 1617-1622
Sultan Murad IV 1623-1640
Sultan İbrahim I 1640-1648
Sultan Mehmed IV 1648-1687
Sultan Süleyman II 1687-1691
Sultan Ahmed II 1691-1695
Sultan Mustafa II 1695-1703
Sultan Ahmed 1703-1730
Sultan Mahmud I 1730-1754
Sultan Osman III 1754-1757
Sultan Mustafa III 1757-1774
Sultan Abdülhamid 1774-1789
Sultan Selim III 1789-1807
Sultan Mustafa IV 1807-1808
Sultan Mahmud II 1808-1839
Sultan Abdülmecid 1839-1861
Sultan Abdülaziz 1861-1876
Sultan Murad V 1876-1876
Sultan Abdülhamid II 1876-1909
Sultan Mehmed Reşad 1909-1918
Sultan Mehmed Vahideddin 1918-1922

KADINLA ERKEĞİN ARASINDAKİ 50 FARK

”Kadınla erkeğin farkı mı? Bundan basit ne var, biri göğüslü kalçalıdır, öteki bıyıklı  sakallı…” diye kestirip atanlardansanız, çok yanılıyorsunuz. Çünkü bilim dünyası yıllardır inceleyip arıyor bu
farklılıkları. Her  geçen gün de yenilerini buluyorlar. Ancak şu 50 fark hiç değişmiyor. Buyurun okuyun…
Kadın ve erkek arasındaki 50 fark
1.Saldırgan-Saldırganlık: Erkekler kadınlardan daha saldırgan olup bedensel güç kullanımına daha eğilimlidirler. Bunun açıklaması da testosterona bağlanmaktadır. Buna karşılık kadınlar kelimelerle saldırır ve savaşırlarık: Erkekler kadınlardan daha saldırgan olup bedensel güç kullanımına daha eğilimlidirler. Bunun açıklaması da testosterona bağlanmaktadır. Buna karşılık kadınlar kelimelerle saldırır ve savaşırlar
2.Ergenlik sivilcesi: Erkeklerin sivilce sorunu daha fazladır. Bu da daha çok testosteron hormonundan kaynaklanmaktadır. Bu hormon yağ bezlerini uyarır ve derideki gözeneklerin tıkanmasına, dolayısıyla da sivilceye neden olur.
3.AIDS: Her dört AIDS hastasından sadece biri kadındır. Nedeni ise kadınların baskın olan X kromozomundan iki tane taşımasıdır. Çünkü bir sağlıklı, bir hasta gene sahip olsalar bile sağlıklı gen hasta gene baskın çıkar ve hasta değil taşıyıcı olurlar. Erkeklerde ise Y geni hastalıklı X genini baskılayamaz.
4.Kadınlar yüksek sesle konuşmayı ve sesli düşünmeyi seviyor, erkeklerse her ikisini de içinden yapmayı tercih ediyor… Bu yüzden kadınlar erkekleri “duygusuz bencil yaratıklar” olarak görürken, erkekler de kadınları “sürekli kafa ütüleyen başbelaları” olarak görüyor.
5.Vücut kokusu: Erkeklerin vücut kokusu kadınlardan çok daha güçlüdür.
6. Spor: Spor konusunda erkekler kadınlardan daha hızlıdır ancak kadınlar daha dayanıklıdırlar.
7. Kan: Erkeklerde 4.5, kadınlarda 3.6 litre kan vardır. Erkek kanı daha koyu kıvamlıdır, bir damlasında 1 milyon kan hücresi vardır. Toplam olarak erkeklerde 1 santimetreküp kanda 5 milyon alyuvar vardır, bu da kadınlara kıyasla yüzde yirmi fazlalık demektir. Erkeklerin tansiyonu da kadınlardan yüksektir: 140/88. Bu değer kadınlarda 130/80′dir.
8. Yüzme yeteneği: Kadınlar derilerinin altındaki yağ tabakası nedeniyle daha iyi yüzerler.
9. Yaş dönümü: Kadınlar menopoz döneminde ateş basması, uykusuzluk, şişmanlama, gece terlemeleri ve vajina kuruluğu gibi belirtiler yaşarlar. Erkekler andropoz denen yaş döneminde hemen hemen hiçbir bedensel belirti yaşamazlar.
10. Vücut ısısı: Erkeklerin vücut ısısı kadınlardan daha yüksektir. Su: Erkek vücudunun yüzde 60-70′i sudan ibarettir. Kadın vücudundaki su oranı ise yüzde 50-60 arasındadır.
11. İskelet: Erkeklerin omuzları daha geniş, kolları ve bacakları daha uzun, kemikleri daha ağır, eklemleri de daha büyüktür. Buna karşılık kadınların kalça kemikleri daha geniş, eklemleri daha esnektir.
12.Ses telleri: Kadınların ses telleri daha kısa olduğundan sesleri daha tizdir.
13. Vücudun ağırlık noktası: Omuz ve kalça iskeletleri farklı olduğundan, kadınların ağırlık noktası erkeklerinkinden daha aşağıdadır.
14. Başarı: Başarılı bir erkek karısının harcayabileceğinden fazla para kazanan erkektir. Başarılı bir kadın böyle bir erkeği bulabilen kadındır.
15. Duyu organları: Kadınların işitme ve koklama duyuları daha güçlüdür. Buna karşılık erkekler ışığa karşı daha hassastır. Erkek gözü ayrıntıları daha iyi seçer.
16. Yağ: Erkeklerde kadınlarınkinin yarısı kadar yağ dokusu vardır. Kadınlarda yağ dokusu vücudun yüzde 27′sini oluştururken, bu değer erkeklerde yüzde 15′tir. Kadın vücudunda erkeklerden 3,5 kg daha fazla yağ vardır. Yağ, erkeklerde karın bölgesinde toplanırken kadınlarda daha çok kalça, baldır ve göbekte yoğunlaşır.
17. Hastalıklar: Erkekler hayatları boyunca kadınlardan ortalama 40 gün daha az hastalanırlar.
18. Dirsek: Kadınlar erkeklere kıyasla kollarını dirsekten 6 derece daha fazla açabilirler.
19. Kromozomlar: Erkek ve dişilerde toplam 46 kromozom vardır. Bunların yarısı babadan, yarısı anneden gelir. Bu 46 kromozomun içinden iki tane cinsiyet hormonu vardır ki; bu erkekte XY, kadında XX olarak bulunur.
20. Saçlar: Kadınların saçları daha sık ve daha dirençlidir. Saç kökleri iki milim daha derinde olduğu için erkeğinki kadar çabuk dökülmez.
21.Kaslar: Erkekler kadınlardan yüzde 50 oranında fazla kas gücüne sahiptir. Buluğ çağında erkeklerde kas hücrelerinin sayısı 20 misli, kadınlarda 10 misli artar. Erkekler kadınlardan üçte bir oranında daha güçlüdürler.
22. Deri: Erkeklerin toplam 1,8 metrekare, kadınların 1,6 metrekare derileri vardır. Kadını derisi daha ince ve kuru, bu yüzden de daha hassastır. Erkekte ter bezleri ve deri altı yağ bezleri daha fazla olduğundan derisi yağlıdır ve daha çok terler.
23. Akciğerler: Erkeklerin akciğerleri kadınlarınkinden yüzde 50 daha geniş hacme sahiptir.
24. Yemek: Aynı kilodaki kişilerden, erkekler kadınlardan daha çok yemek ihtiyacı duyarlar; çünkü metabolizmaları daha hızlıdır
25. Ağlamak: Kadınlar erkeklerden 5 kat fazla ağlarlar. Genellikle de saat 19.00-22.00 arası
26. Enerji harcaması: Erkekler hareketsiz halde, vücudun metrekaresi başına ortalama 39,5 kalori yakarlar. Kadınlar ise 37 kalori. Erkeğin günlük kalori ihtiyacı 2700 kalori, kadınınki 2000 kaloridir.
27. Antikorlar: Kadınlar daha çok antikor üretirler, bu yüzden de erkeklere kıyasla bakteri ve virüs hastalıklarına daha seyrek yakalanırlar.
28. Beyin: Erkek beyni yüzde 14 daha ağırdır. Buna karşılık kadınlarda iki yarım küre arasındaki iletişim daha iyidir.
29.Safrakesesi taşı: Kadınların yüzde 20′sinde, erkeklerin yüzde 8′inde safrakesesi taşı oluşur.
30. Kalp atışı: Erkeklerin kalbi daha büyüktür ve daha yavaş çarpar: Dakikada ortalama 72. Bu değer kadınlarda 80′dir.
31.Sıcaklık duyarlılığı: Kadınlar kalın yağ dokuları nedeniyle soğuğa daha dayanıklıdırlar.
32. Yaşlanmak: Erkekler kadınlardan daha hızlı yaşlanırlar. 55 yaşındaki bir kadın bedensel gücünün yüzde 90′ına sahiptir. Oysa aynı yaştaki bir erkek gücünün sadece yüzde 70′ine sahiptir. 35 yaşındaki bir erkeğin damar sistemi 50 yaşındaki bir kadınınkine eşdeğerdir. Buna karşılık kadında sadece cilt daha ince olduğundan çabuk yaşlanıp kırışır. Kadınlar yaşlanma olayını psikolojik olarak erkeklerden çok daha kolay kabullenirler.
33. Buluğ: Erkekler buluğ çağını 10-15, kadınlar 9-14 yaşları arasında yaşarlar.
34. Bacaklar: Erkeklerin bacakları daha uzun ve kaslıdır. Bu yüzden kadınlardan daha hızlı koşar, daha uzağa zıplarlar
35. Yaşam süresi: Erkeklerin ortalama omrü 71,5 yıl, kadınların 78 yıldır
36. Vücut ölçüleri: Erkek ortalama 175 cm boyunda ve 73,5 kg ağırlığındadır. Göğüs çevresi 98,5cm , beli 80,4cm’dir. Kadın ortalama 160 cm boyunda olup 61,2 kg’dir. Göğüs çevresi 90,1; kalça genişliği 96,5 cm; beli 74,3 cm’dir.
37. Adem elması: Gırtlaktaki adem elması adlı çıkıntı sadece erkeklere hastır
38. Solunum: Erkekler dakikada ortalama 16 kez soluk alıp verir. Kadınlar ise dakikada 20-22 kez soluk alıp verir. Her iki cinsin günde soludukları miktar ise aynı olup 12 bin litredir.
39. Gelişme: Buluğ çağına kadar kızlar erkeklerden daha hızlı büyürler (10′a 8 oranında). Erkek çocuklar 14-15 yaşları arasında gelişmeye başlarlar ve 20 yaşına kadar bu büyüme gerçekleşebilir. Kız çocukları en hızlı 12-13 yaşları arasında gelişirken 17-18 yaşında bu gelişme durur.
40. Erkekler mantıklı, analitik iken, kadınlar sezgisel, yaratıcı, bütünleştirici
41.Erkeklerin kadınlarla ilgili en şikayet ettikleri şey: Kadınların onları değiştirmeye çalışması.
Kadınların erkeklerle ilgili en şikayet ettikleri şey: Erkeklerin onları dinlememesi.
42. Kadınlar erkeklerden 3 kat fazla baş ağrısı çekiyormuş.
43. Evlilik kararları: Erkek yorulduğu için evlenir. Kadın meraklı olduğu için evlenir.
44.Stil: Erkekler sabah uyandıklarından akşam yatağa girdikleri ana kadar iyi görünümlüdür. Kadınlar ise hep bakımlı
45.Evlilik ve gelecek: Kadın bir koca buluncaya kadar gelecekten endişe eder. Erkek evlenecek bir kadın buluncaya kadar gelecekten endişe etmez.
46. Evlilikten beklentiler: Bir kadın bir erkekle onun değişeceğini umarak evlenir, ama o değişmez. Bir erkek bir kadınla onun değişmeyeceğini umarak evlenir, ama o değişir.
47. Kadın ne ister?: İnsanın karısını mutlu kılmak için iki şeye ihtiyacı vardır: Kadının kendi bildigi gibi davrandığını sanmasını sağlamak. Kadının kendi istediği gibi davranmasına izin vermek.
48. Hatalar: Evli bir erkek hatalarını unutmalıdır: İki kişinin birden aynı şeyi hatırlamasına gerek yoktur
49. Uzunluk: Evli erkekler bekarlardan daha uzun yaşarlar, ancak evli erkekler ölümü daha çok arzularlar.
50. Kadınlar iletişim kurmak için günde 20.000 kelime, mimik ve jest kullanırken bu sayı erkeklerde sadece 7.000.
Erkekle kadın arasındaki  fark ne olabilir sizce?
1. Ergenlik sivilcesi: Erkeklerin sivilce sorunu daha fazladır. Bu da daha çok testosteron hormonundan kaynaklanmaktadır. Bu hormon yag bezelerini uyarır ve derideki gözeneklerin tıkanmasına, dolayısla da sivilceye neden olur.
2. Vücut kokusu: Erkeklerin vücut kokusu kadınlardan çok daha güçlüdür.
3. Saldırganlık: Erkekler kadınlardan daha saldırgan olup bedensel güç kullanımına daha eğilimlidirler. Bunun açıklaması da testosterona bağlanmaktadır. Buna karşılık kadınlar kelimelerle saldırır ve savaşırlar.
4. Spor: Spor konusunda erkekler kadınlardan daha hızlıdır ancak kadınlar daha dayanıklıdır.
5. Kan: Erkeklerde 4.5, kadınlarda 3.6 litre kan vardır. Erkek kanı daha koyu kıvamlıdır, bir damlasında 1 milyon kan hücresi vardır. Toplam olarak erkeklerde 1 santimetreküp kanda 5 milyon alyuvar vardır, bu da kadınlara kıyasla yüzde yirmi fazlalık demektir. Erkeklerin tansiyonu da kadınlardan yüksektir: 140/88. Bu değer kadınlarda 130/80′dir.
6. AIDS: Her dört AIDS hastasından sadece biri kadındır. Nedeni ise kadınlarda hastalık taşıyabilen X kromozomundan iki tane bulunmasıdır. Çünkü bir sağlıklı, bir de hasta gene sahip olsalar bile sağlılı gen hasta gene baskın çıkar ve hasta değil taşıyıcı olurlar.
7. Yüzme yeteneği: Kadınlar derilerinin altındaki yağ tabakası nedeniyle daha iyi yüzerler.
8. Vücut Isısı: Erkeklerin vücut ısısı kadınlardan daha yüksektir.
9. Su: Erkek vücudunun yüzde 60-70′i sudan ibarettir. Kadın vücudundaki su oranı ise yüzde 50-60 arasındadır.
10. İskelet: Erkeklerin omuzları daha geniş, kolları ve bacakları daha uzun, kemikleri daha ağır, eklemleri de daha büyüktür. Buna karşılık kadınların kalça kemikleri daha genis, eklemleri daha esnektir.
11. Deri: Erkeklerin toplam 1.8 metrekare, kadınların 1.6 metrekare derileri vardır. Kadının derisi daha ince ve kuru, bu yüzden de daha hassastır. Erkekte ter bezleri ve deri altı yağ bezleri daha fazla olduğundan derisi yağlıdır ve daha çok terler.
12. Akciğerler: Erkeklerin akciğerleri kadınlarınkinden yüzde 50 daha geniş hacme sahiptir.
13. Yemek: Aynı kilodaki kişilerden, erkekler kadınlardan daha çok yemek ihtiyacı duyarlar, çünkü metabolizmalari daha hızlıdır.
14. Antikorlar: Kadınlar daha çok antikor üretirler, bu yüzden de erkeklere kıyasla bakteri ve virüs hastalıklarına daha seyrek yakalanırlar.
15. Ağlamak: Kadınlar erkeklerden 5 kat fazla ağlarlar. Genellikle de saat 19.00-22.00 arası.
16. Beyin: Erkek beyni yüzde 14 daha agirdir. Buna karsilik kadinlarda iki yarim küre arasindaki iletisim daha iyidir.
17. Dölleyebilme Yeteneği: Erkekler ileri yaşa kadar, kadınlar ise menopoza (yaklaşık 50 yaş civari) kadar dölleyebilme ve döllenebilme yeteneğine sahiptir. Erkeklerde sıcaklığın artışıyla dölleyebilme yeteneği azalır. Kadınların döllenmeye müsait oldukları en uygun olan oda sıcaklığı 17 derecedir.
18. Safrakesesi Taşı: Kadınların yüzde 20′sinde, erkeklerin yüzde 8′inde safrakesesi taşı oluşur.
19. Kalp Atışı: Erkeklerin kalbi daha büyüktür ve daha yavaş çarpar; dakikada ortalama 72. Bu değer kadınlarda 80′dir.
20. Gelişme: Buluğ cağına kadar kızlar erkeklerden daha hızlı büyürler (10′a 8 oranında). Erkek çocuklar 14-15 yaşları arasında gelişmeye başlarlar ve 20 yaşına kadar bu büyüme gerçekleşebilir. Kız çocukları en hızlı 12-13 yaşları arasında gelişirken 17-18 yaşlarında bu gelişme durur.
21. Sıcaklık Duyarlılığı: Kadınlar kalın yağ dokuları nedeniyle soguğa daha dayanıklıdırlar.
22. Ses Telleri: Kadınların ses telleri daha kısa olduğundan sesleri daha tizdir.
23. Vücudun Ağırlık Noktası: Omuz ve kalça iskeletleri farklı olduğundan, kadınların ağırlık noktası erkeklerinkinden daha asağıdadır.
24. Duyu Organları: Kadınların işitme ve koklama duyuları daha güçlüdür. Buna karşılık erkekler ışığa karşıdaha hassastır. Erkek gözü ayrıntıları daha iyi seçer.
25. Enerji Harcaması: Erkekler hareketsiz halde, vücudun metrekaresi başına saatte ortalama 39.5 kalori yakarlar. Kadınlar ise 37 kalori. Erkeğin günlük kalori ihtiyaci 2700 kalori, kadinin ki 2000 kaloridir.
26. Yağ: Erkeklerde kadınlarınkinin yarısı kadar yağ dokusu vardır. Kadınlarda yağ dokusu vücudun yüzde 27′sini oluştururken, bu değer erkeklerde yüzde 15′tir. Kadın vücudunda erkeklerden 3.5 kg. daha fazla yağ vardır. Yağ, erkeklerde karın bölgesinde toplanırken kadınlarda daha çok kalça, baldır ve göbekte yoğunlaşır.
27. Hastalıklar: Erkekler hayatları boyunca kadınlardan ortalama 40 gün daha az hastalanırlar.
28. Dirsek: Kadınlar erkeklere kıyasla kollarını dirsekten 6 derece daha fazla açabilirler.
29. Kromozomlar: Erkek ve dişilerin hücrelerinde toplam 46 kromozom vardır. Bunların yarısı babadan, yarısı anneden gelir. Bu 46 kromozomun içinde iki tane cinsiyet hormonu vardır ki, bu erkekte XY, kadinda XX olarak bulunur.
30. Saçlar: Kadınların saçları daha sık ve daha dirençlidir. Saç kökleri iki milim daha derinde olduğu için erkeğin ki kadar çabuk dökülmez.
31. Yaslanmak: Erkekler kadınlardan daha hızlı yaşlanırlar. 55 yaşındaki bir kadın bedensel gücünün yüzde 90′ına sahiptir. Oysa aynı yaştaki bir erkek gücünün sadece yüzde 70′ine sahiptir. 35 yaşındaki bir erkeğin damar sistemi 50 yaşındaki bir kadininkine eşdegerdir. Buna karşlık kadında sadece cilt daha ince olduğundan çabuk yaşlanığ kırışır. Kadınlar yaşlanma olayını psikolojik olarak erkeklerden çok daha kolay kabullenirler.
32. Kaşlar: Erkekler kadınlardan yüzde 50 oranında daha fazla kas gücüne sahiptir. Bulug çağında erkeklerde kas hücrelerinin sayısı 20 misli, kadınlarda 10 misli artar. Erkekler kadınlardan üçte bir oranında daha güçlüdürler.
33. Buluğ: Erkekler buluğ çağını 10-15, kadınlar 9-14 yaşları arasında yaşarlar.
34. Yaşam Süresi: Erkeklerin ortalama ömrü 71.5 yıl, kadınların 78 yıldır.
35. Bacaklar: Erkeklerin bacaklari daha uzun ve kaslidir. Bu yüzden kadinlardan daha hizli kosar, daha uzaga ziplarlar.
36. Vücut Ölçüleri: Erkek ortalama 175 cm boyunda ve 73.5 kg ağırlığındadır. Göğüs çevresi 98.5 cm, beli 80.4 cm’dir. Kadın ortalama 160 cm boyunda olup 61.2 kg’dir. Göğüs çevresi 90.1, kalça genişliği 96.5 cm, beli 74.3 cm’dir.
37. Adem Elması: Gırtlaktaki “adem elması” adli çıkıntı sadece erkeklere hastır.
38. Solunum: Erkekler dakikada ortalama 16 kez soluk alıp verir. Kadınlar ise dakikada 20-22 kez soluk alıp verir. Her iki cinsin günde soludukları miktar ise aynı olup, 12 bin litredir.
Kadınların hafızası daha güçlü
Orta yaşlı kadınların hafızası aynı yaş grubundaki erkeklerden daha iyi çıktı.
İngiliz Daily Telegraph gazetesinin haberinde, 50 yaşındaki kadınların hafıza testlerinde aynı yaştaki erkeklerden daha iyi performans gösterdikleri, kelimeleri daha hızlı ve daha doğru hatırladıkları belirtildi.
Londra Üniversitesi’nden bir grup bilim adamının yaptığı araştırma çerçevesinde, 9600 kadın ve erkeğe hafıza testleri yapıldı. Deneklerden önce 10 kelimeyi hatırlamaları, 2 dakika sonra bu kelimeleri tekrar anımsamaları ve 5 dakika sonra da 10 kelimeden 5′ini saymaları istendi.
Kadınların her üç testte de erkeklerden daha başarılı oldukları gözlenirken, araştırmayı yürüten bilim adamlarından Matthew Brown ve Brian Dodgeon, erkeklerin sözlü hafıza testlerinde, özellikle de ertelenen hafıza testinde kadınlardan önemli ölçüde daha başarısız olduklarını söylediler.
Hafıza testlerinin ilkinde kadınların erkeklerden ortalama olarak yüzde 5, ikinci testte yaklaşık yüzde 8 daha başarılı, üçüncü testte de erkeklerden daha hızlı oldukları görüldü.
Yapılan dördüncü testte deneklerden bir dakika içinde hatırlayabildikleri kadar çok hayvan ismi söylemeleri istenirken, erkek ve kadınların bu testte ortalama 22 hayvan ismiyle aynı sonucu elde ettikleri ortaya çıktı.
Erkeklerin Beyni Kadınlardan Farklı!
ABD’nin saygın tıp dergilerinden ‘Scientific American Mind’ bu ay yayınlanan sayısında erkek ve kadın beynini ve her iki beynin benzerlikleriyle farkını inceledi.
ABD’nin saygın tıp dergilerinden ‘Scientific American Mind’ bu ay yayınlanan sayısında erkek ve kadın beynini ve her iki beynin benzerlikleriyle farkını inceledi.
Çocukluktan itibaren beyin gelişiminin ele alındığı dosyada erkeklerin üzüntüsünün nasıl karşıdakine yansıtıldığı, kızların espri anlayışı ya da ebeveynlerin çocuğa yakınlığı gibi konular bulunuyor.
Erkeklerle kadınları beyinleri duygusallık ve espri anlayışlarında farklı çalışıyor. Kadın güldüren erkeği, erkek esprisine gülen kadını seviyor.
Kadın Beyninin Özellikleri
• Kız çocukları konuşurken farklardan bahsetmiyor, karşındakiyle eş seviyedeymiş gibi konuşuyor.
• Benzerliklerinden yola çıkarak sohbet ederler ve aralarındaki bağı kuvvetlendirirler.
• Kız kardeşler ne kadar kişisel şey bildiklerini tartışırlar.
• Depresyondayken mutsuz olup buna göre davranırlar.
• Gerçekten kendilerini güldüren erkekleri tercih ederler.
• Ağırlıklı olarak uzun hikaye gibi esprileri ya da taklitlerle karşısındakini güldürmeye çalışırlar.
• Espri yapıldığı zaman erkeklere oranla daha çok gülerler.
• Anneler çocuklarına karşı daha sağlamcı bir tavır sergiler.
• Kendine güveni olmayan anneler ise babayı daha çok eleştirir
• Kız çocukları için agresiflik alttan alta dedikodu, laf taşıma, sözlü tartışma özelliklerle öne çıkar.
• Konuşma-yazma ve okuma alanlarında kız çocukları daha başarıldır fakat yaş ilerledikçe aradaki seviye farkı eriyor.
Erkek Beyninin Özelikleri
• Erkek çocukları hep rekabet içinde ve hep en üstte olmak ister. “Benim yaşadığım ev gökdelen kadar” cevabına karşılık “benim evim güneşe kadar uzanıyor” cevabını verirler.
• Konuşurken farklılıklarını ortaya koyarlar. Kaybolduğunda yol sormamasının sebebi bu hareketi “alçaltıcı” bulmasındandır.
• Erkek kardeşler aralarında ne kadar çok şey bildiklerine dair bir rekabet ortamı yaratır.
• Depresyona girince agresiftir ve etrafa kızgın davranırlar.
• Doğrudan mutsuzum demek yerine ‘kız arkadaşımla sürekli kavga ediyoruz’ diyerek dolaylı yoldan durumlarını karşılarındakine anlatırlar.
• Yaptıkları esprilere gülmeyen kadınlardan soğurlar.
• Tek kelimelik ya da tek cümlelik kısa esprileri tercih ederler.
• Babalar çocuklarını daha çok risk almaya teşvik eder.
• Bebeğinin mamasını verip altını değiştiren baba ilerleyen yaşlarda çocuğuyla daha yakın ilişkiler kurabilir.
• Agresiflik daha fizikseldir.
• Kitap türlerini küçüklükten beri ayırdıkları için ve erkeklere kitap okutturmak daha zor.
• Yüzde 60′ı matematik ve mühendislik alanlarında kızlardan daha başarılı.
Eşit Yanları da Var…
• Yapılan araştırmalar biyolojik olarak anne ile babanın çocuğa eşit yakınlıkta (uzaklıkta) olduğunu ortaya koyuyor.
• Uzmanlar erkek ve kadın arasındaki farkların başlangıçta birbirine yakın olduğunun altını çiziyor
• Erkeklerin beyinleri daha büyük ama bu belirgin bir fark yaratmıyor.
• Empati kurma yeteneği ve zeka performansları birbirine yakın.

”Kadınla erkeğin farkı mı? Bundan basit ne var, biri göğüslü kalçalıdır, öteki bıyıklı  sakallı…” diye kestirip atanlardansanız, çok yanılıyorsunuz. Çünkü bilim dünyası yıllardır inceleyip arıyor bu farklılıkları. Her  geçen gün de yenilerini buluyorlar. Ancak şu 50 fark hiç değişmiyor. Buyurun okuyun…

Kadın ve erkek arasındaki 50 fark
1.Saldırgan-Saldırganlık: Erkekler kadınlardan daha saldırgan olup bedensel güç kullanımına daha eğilimlidirler. Bunun açıklaması da testosterona bağlanmaktadır. Buna karşılık kadınlar kelimelerle saldırır ve savaşırlarık: Erkekler kadınlardan daha saldırgan olup bedensel güç kullanımına daha eğilimlidirler. Bunun açıklaması da testosterona bağlanmaktadır. Buna karşılık kadınlar kelimelerle saldırır ve savaşırlar
2.Ergenlik sivilcesi: Erkeklerin sivilce sorunu daha fazladır. Bu da daha çok testosteron hormonundan kaynaklanmaktadır. Bu hormon yağ bezlerini uyarır ve derideki gözeneklerin tıkanmasına, dolayısıyla da sivilceye neden olur.
3.AIDS: Her dört AIDS hastasından sadece biri kadındır. Nedeni ise kadınların baskın olan X kromozomundan iki tane taşımasıdır. Çünkü bir sağlıklı, bir hasta gene sahip olsalar bile sağlıklı gen hasta gene baskın çıkar ve hasta değil taşıyıcı olurlar. Erkeklerde ise Y geni hastalıklı X genini baskılayamaz.
4.Kadınlar yüksek sesle konuşmayı ve sesli düşünmeyi seviyor, erkeklerse her ikisini de içinden yapmayı tercih ediyor… Bu yüzden kadınlar erkekleri “duygusuz bencil yaratıklar” olarak görürken, erkekler de kadınları “sürekli kafa ütüleyen başbelaları” olarak görüyor.
5.Vücut kokusu: Erkeklerin vücut kokusu kadınlardan çok daha güçlüdür.
6. Spor: Spor konusunda erkekler kadınlardan daha hızlıdır ancak kadınlar daha dayanıklıdırlar.
7. Kan: Erkeklerde 4.5, kadınlarda 3.6 litre kan vardır. Erkek kanı daha koyu kıvamlıdır, bir damlasında 1 milyon kan hücresi vardır. Toplam olarak erkeklerde 1 santimetreküp kanda 5 milyon alyuvar vardır, bu da kadınlara kıyasla yüzde yirmi fazlalık demektir. Erkeklerin tansiyonu da kadınlardan yüksektir: 140/88. Bu değer kadınlarda 130/80′dir.
8. Yüzme yeteneği: Kadınlar derilerinin altındaki yağ tabakası nedeniyle daha iyi yüzerler.
9. Yaş dönümü: Kadınlar menopoz döneminde ateş basması, uykusuzluk, şişmanlama, gece terlemeleri ve vajina kuruluğu gibi belirtiler yaşarlar. Erkekler andropoz denen yaş döneminde hemen hemen hiçbir bedensel belirti yaşamazlar.
10. Vücut ısısı: Erkeklerin vücut ısısı kadınlardan daha yüksektir. Su: Erkek vücudunun yüzde 60-70′i sudan ibarettir. Kadın vücudundaki su oranı ise yüzde 50-60 arasındadır.
11. İskelet: Erkeklerin omuzları daha geniş, kolları ve bacakları daha uzun, kemikleri daha ağır, eklemleri de daha büyüktür. Buna karşılık kadınların kalça kemikleri daha geniş, eklemleri daha esnektir.
12.Ses telleri: Kadınların ses telleri daha kısa olduğundan sesleri daha tizdir.
13. Vücudun ağırlık noktası: Omuz ve kalça iskeletleri farklı olduğundan, kadınların ağırlık noktası erkeklerinkinden daha aşağıdadır.
14. Başarı: Başarılı bir erkek karısının harcayabileceğinden fazla para kazanan erkektir. Başarılı bir kadın böyle bir erkeği bulabilen kadındır.
15. Duyu organları: Kadınların işitme ve koklama duyuları daha güçlüdür. Buna karşılık erkekler ışığa karşı daha hassastır. Erkek gözü ayrıntıları daha iyi seçer.
16. Yağ: Erkeklerde kadınlarınkinin yarısı kadar yağ dokusu vardır. Kadınlarda yağ dokusu vücudun yüzde 27′sini oluştururken, bu değer erkeklerde yüzde 15′tir. Kadın vücudunda erkeklerden 3,5 kg daha fazla yağ vardır. Yağ, erkeklerde karın bölgesinde toplanırken kadınlarda daha çok kalça, baldır ve göbekte yoğunlaşır.
17. Hastalıklar: Erkekler hayatları boyunca kadınlardan ortalama 40 gün daha az hastalanırlar.
18. Dirsek: Kadınlar erkeklere kıyasla kollarını dirsekten 6 derece daha fazla açabilirler.
19. Kromozomlar: Erkek ve dişilerde toplam 46 kromozom vardır. Bunların yarısı babadan, yarısı anneden gelir. Bu 46 kromozomun içinden iki tane cinsiyet hormonu vardır ki; bu erkekte XY, kadında XX olarak bulunur.
20. Saçlar: Kadınların saçları daha sık ve daha dirençlidir. Saç kökleri iki milim daha derinde olduğu için erkeğinki kadar çabuk dökülmez.
21.Kaslar: Erkekler kadınlardan yüzde 50 oranında fazla kas gücüne sahiptir. Buluğ çağında erkeklerde kas hücrelerinin sayısı 20 misli, kadınlarda 10 misli artar. Erkekler kadınlardan üçte bir oranında daha güçlüdürler.
22. Deri: Erkeklerin toplam 1,8 metrekare, kadınların 1,6 metrekare derileri vardır. Kadını derisi daha ince ve kuru, bu yüzden de daha hassastır. Erkekte ter bezleri ve deri altı yağ bezleri daha fazla olduğundan derisi yağlıdır ve daha çok terler.
23. Akciğerler: Erkeklerin akciğerleri kadınlarınkinden yüzde 50 daha geniş hacme sahiptir.
24. Yemek: Aynı kilodaki kişilerden, erkekler kadınlardan daha çok yemek ihtiyacı duyarlar; çünkü metabolizmaları daha hızlıdır
25. Ağlamak: Kadınlar erkeklerden 5 kat fazla ağlarlar. Genellikle de saat 19.00-22.00 arası
26. Enerji harcaması: Erkekler hareketsiz halde, vücudun metrekaresi başına ortalama 39,5 kalori yakarlar. Kadınlar ise 37 kalori. Erkeğin günlük kalori ihtiyacı 2700 kalori, kadınınki 2000 kaloridir.
27. Antikorlar: Kadınlar daha çok antikor üretirler, bu yüzden de erkeklere kıyasla bakteri ve virüs hastalıklarına daha seyrek yakalanırlar.
28. Beyin: Erkek beyni yüzde 14 daha ağırdır. Buna karşılık kadınlarda iki yarım küre arasındaki iletişim daha iyidir.
29.Safrakesesi taşı: Kadınların yüzde 20′sinde, erkeklerin yüzde 8′inde safrakesesi taşı oluşur.
30. Kalp atışı: Erkeklerin kalbi daha büyüktür ve daha yavaş çarpar: Dakikada ortalama 72. Bu değer kadınlarda 80′dir.
31.Sıcaklık duyarlılığı: Kadınlar kalın yağ dokuları nedeniyle soğuğa daha dayanıklıdırlar.
32. Yaşlanmak: Erkekler kadınlardan daha hızlı yaşlanırlar. 55 yaşındaki bir kadın bedensel gücünün yüzde 90′ına sahiptir. Oysa aynı yaştaki bir erkek gücünün sadece yüzde 70′ine sahiptir. 35 yaşındaki bir erkeğin damar sistemi 50 yaşındaki bir kadınınkine eşdeğerdir. Buna karşılık kadında sadece cilt daha ince olduğundan çabuk yaşlanıp kırışır. Kadınlar yaşlanma olayını psikolojik olarak erkeklerden çok daha kolay kabullenirler.
33. Buluğ: Erkekler buluğ çağını 10-15, kadınlar 9-14 yaşları arasında yaşarlar.
34. Bacaklar: Erkeklerin bacakları daha uzun ve kaslıdır. Bu yüzden kadınlardan daha hızlı koşar, daha uzağa zıplarlar
35. Yaşam süresi: Erkeklerin ortalama omrü 71,5 yıl, kadınların 78 yıldır
36. Vücut ölçüleri: Erkek ortalama 175 cm boyunda ve 73,5 kg ağırlığındadır. Göğüs çevresi 98,5cm , beli 80,4cm’dir. Kadın ortalama 160 cm boyunda olup 61,2 kg’dir. Göğüs çevresi 90,1; kalça genişliği 96,5 cm; beli 74,3 cm’dir.
37. Adem elması: Gırtlaktaki adem elması adlı çıkıntı sadece erkeklere hastır
38. Solunum: Erkekler dakikada ortalama 16 kez soluk alıp verir. Kadınlar ise dakikada 20-22 kez soluk alıp verir. Her iki cinsin günde soludukları miktar ise aynı olup 12 bin litredir.
39. Gelişme: Buluğ çağına kadar kızlar erkeklerden daha hızlı büyürler (10′a 8 oranında). Erkek çocuklar 14-15 yaşları arasında gelişmeye başlarlar ve 20 yaşına kadar bu büyüme gerçekleşebilir. Kız çocukları en hızlı 12-13 yaşları arasında gelişirken 17-18 yaşında bu gelişme durur.
40. Erkekler mantıklı, analitik iken, kadınlar sezgisel, yaratıcı, bütünleştirici
41.Erkeklerin kadınlarla ilgili en şikayet ettikleri şey: Kadınların onları değiştirmeye çalışması.Kadınların erkeklerle ilgili en şikayet ettikleri şey: Erkeklerin onları dinlememesi.
42. Kadınlar erkeklerden 3 kat fazla baş ağrısı çekiyormuş.
43. Evlilik kararları: Erkek yorulduğu için evlenir. Kadın meraklı olduğu için evlenir.
44.Stil: Erkekler sabah uyandıklarından akşam yatağa girdikleri ana kadar iyi görünümlüdür. Kadınlar ise hep bakımlı
45.Evlilik ve gelecek: Kadın bir koca buluncaya kadar gelecekten endişe eder. Erkek evlenecek bir kadın buluncaya kadar gelecekten endişe etmez.
46. Evlilikten beklentiler: Bir kadın bir erkekle onun değişeceğini umarak evlenir, ama o değişmez. Bir erkek bir kadınla onun değişmeyeceğini umarak evlenir, ama o değişir.
47. Kadın ne ister?: İnsanın karısını mutlu kılmak için iki şeye ihtiyacı vardır: Kadının kendi bildigi gibi davrandığını sanmasını sağlamak. Kadının kendi istediği gibi davranmasına izin vermek.
48. Hatalar: Evli bir erkek hatalarını unutmalıdır: İki kişinin birden aynı şeyi hatırlamasına gerek yoktur
49. Uzunluk: Evli erkekler bekarlardan daha uzun yaşarlar, ancak evli erkekler ölümü daha çok arzularlar.
50. Kadınlar iletişim kurmak için günde 20.000 kelime, mimik ve jest kullanırken bu sayı erkeklerde sadece 7.000.

Erkekle kadın arasındaki  fark ne olabilir sizce?
1. Ergenlik sivilcesi: Erkeklerin sivilce sorunu daha fazladır. Bu da daha çok testosteron hormonundan kaynaklanmaktadır. Bu hormon yag bezelerini uyarır ve derideki gözeneklerin tıkanmasına, dolayısla da sivilceye neden olur.
2. Vücut kokusu: Erkeklerin vücut kokusu kadınlardan çok daha güçlüdür.
3. Saldırganlık: Erkekler kadınlardan daha saldırgan olup bedensel güç kullanımına daha eğilimlidirler. Bunun açıklaması da testosterona bağlanmaktadır. Buna karşılık kadınlar kelimelerle saldırır ve savaşırlar.
4. Spor: Spor konusunda erkekler kadınlardan daha hızlıdır ancak kadınlar daha dayanıklıdır.
5. Kan: Erkeklerde 4.5, kadınlarda 3.6 litre kan vardır. Erkek kanı daha koyu kıvamlıdır, bir damlasında 1 milyon kan hücresi vardır. Toplam olarak erkeklerde 1 santimetreküp kanda 5 milyon alyuvar vardır, bu da kadınlara kıyasla yüzde yirmi fazlalık demektir. Erkeklerin tansiyonu da kadınlardan yüksektir: 140/88. Bu değer kadınlarda 130/80′dir.
6. AIDS: Her dört AIDS hastasından sadece biri kadındır. Nedeni ise kadınlarda hastalık taşıyabilen X kromozomundan iki tane bulunmasıdır. Çünkü bir sağlıklı, bir de hasta gene sahip olsalar bile sağlılı gen hasta gene baskın çıkar ve hasta değil taşıyıcı olurlar.
7. Yüzme yeteneği: Kadınlar derilerinin altındaki yağ tabakası nedeniyle daha iyi yüzerler.
8. Vücut Isısı: Erkeklerin vücut ısısı kadınlardan daha yüksektir.
9. Su: Erkek vücudunun yüzde 60-70′i sudan ibarettir. Kadın vücudundaki su oranı ise yüzde 50-60 arasındadır.
10. İskelet: Erkeklerin omuzları daha geniş, kolları ve bacakları daha uzun, kemikleri daha ağır, eklemleri de daha büyüktür. Buna karşılık kadınların kalça kemikleri daha genis, eklemleri daha esnektir.
11. Deri: Erkeklerin toplam 1.8 metrekare, kadınların 1.6 metrekare derileri vardır. Kadının derisi daha ince ve kuru, bu yüzden de daha hassastır. Erkekte ter bezleri ve deri altı yağ bezleri daha fazla olduğundan derisi yağlıdır ve daha çok terler.
12. Akciğerler: Erkeklerin akciğerleri kadınlarınkinden yüzde 50 daha geniş hacme sahiptir.
13. Yemek: Aynı kilodaki kişilerden, erkekler kadınlardan daha çok yemek ihtiyacı duyarlar, çünkü metabolizmalari daha hızlıdır.
14. Antikorlar: Kadınlar daha çok antikor üretirler, bu yüzden de erkeklere kıyasla bakteri ve virüs hastalıklarına daha seyrek yakalanırlar.
15. Ağlamak: Kadınlar erkeklerden 5 kat fazla ağlarlar. Genellikle de saat 19.00-22.00 arası.
16. Beyin: Erkek beyni yüzde 14 daha agirdir. Buna karsilik kadinlarda iki yarim küre arasindaki iletisim daha iyidir.
17. Dölleyebilme Yeteneği: Erkekler ileri yaşa kadar, kadınlar ise menopoza (yaklaşık 50 yaş civari) kadar dölleyebilme ve döllenebilme yeteneğine sahiptir. Erkeklerde sıcaklığın artışıyla dölleyebilme yeteneği azalır. Kadınların döllenmeye müsait oldukları en uygun olan oda sıcaklığı 17 derecedir.
18. Safrakesesi Taşı: Kadınların yüzde 20′sinde, erkeklerin yüzde 8′inde safrakesesi taşı oluşur.
19. Kalp Atışı: Erkeklerin kalbi daha büyüktür ve daha yavaş çarpar; dakikada ortalama 72. Bu değer kadınlarda 80′dir.
20. Gelişme: Buluğ cağına kadar kızlar erkeklerden daha hızlı büyürler (10′a 8 oranında). Erkek çocuklar 14-15 yaşları arasında gelişmeye başlarlar ve 20 yaşına kadar bu büyüme gerçekleşebilir. Kız çocukları en hızlı 12-13 yaşları arasında gelişirken 17-18 yaşlarında bu gelişme durur.
21. Sıcaklık Duyarlılığı: Kadınlar kalın yağ dokuları nedeniyle soguğa daha dayanıklıdırlar.
22. Ses Telleri: Kadınların ses telleri daha kısa olduğundan sesleri daha tizdir.
23. Vücudun Ağırlık Noktası: Omuz ve kalça iskeletleri farklı olduğundan, kadınların ağırlık noktası erkeklerinkinden daha asağıdadır.
24. Duyu Organları: Kadınların işitme ve koklama duyuları daha güçlüdür. Buna karşılık erkekler ışığa karşıdaha hassastır. Erkek gözü ayrıntıları daha iyi seçer.
25. Enerji Harcaması: Erkekler hareketsiz halde, vücudun metrekaresi başına saatte ortalama 39.5 kalori yakarlar. Kadınlar ise 37 kalori. Erkeğin günlük kalori ihtiyaci 2700 kalori, kadinin ki 2000 kaloridir.
26. Yağ: Erkeklerde kadınlarınkinin yarısı kadar yağ dokusu vardır. Kadınlarda yağ dokusu vücudun yüzde 27′sini oluştururken, bu değer erkeklerde yüzde 15′tir. Kadın vücudunda erkeklerden 3.5 kg. daha fazla yağ vardır. Yağ, erkeklerde karın bölgesinde toplanırken kadınlarda daha çok kalça, baldır ve göbekte yoğunlaşır.
27. Hastalıklar: Erkekler hayatları boyunca kadınlardan ortalama 40 gün daha az hastalanırlar.
28. Dirsek: Kadınlar erkeklere kıyasla kollarını dirsekten 6 derece daha fazla açabilirler.
29. Kromozomlar: Erkek ve dişilerin hücrelerinde toplam 46 kromozom vardır. Bunların yarısı babadan, yarısı anneden gelir. Bu 46 kromozomun içinde iki tane cinsiyet hormonu vardır ki, bu erkekte XY, kadinda XX olarak bulunur.
30. Saçlar: Kadınların saçları daha sık ve daha dirençlidir. Saç kökleri iki milim daha derinde olduğu için erkeğin ki kadar çabuk dökülmez.
31. Yaslanmak: Erkekler kadınlardan daha hızlı yaşlanırlar. 55 yaşındaki bir kadın bedensel gücünün yüzde 90′ına sahiptir. Oysa aynı yaştaki bir erkek gücünün sadece yüzde 70′ine sahiptir. 35 yaşındaki bir erkeğin damar sistemi 50 yaşındaki bir kadininkine eşdegerdir. Buna karşlık kadında sadece cilt daha ince olduğundan çabuk yaşlanığ kırışır. Kadınlar yaşlanma olayını psikolojik olarak erkeklerden çok daha kolay kabullenirler.
32. Kaşlar: Erkekler kadınlardan yüzde 50 oranında daha fazla kas gücüne sahiptir. Bulug çağında erkeklerde kas hücrelerinin sayısı 20 misli, kadınlarda 10 misli artar. Erkekler kadınlardan üçte bir oranında daha güçlüdürler.
33. Buluğ: Erkekler buluğ çağını 10-15, kadınlar 9-14 yaşları arasında yaşarlar.
34. Yaşam Süresi: Erkeklerin ortalama ömrü 71.5 yıl, kadınların 78 yıldır.
35. Bacaklar: Erkeklerin bacaklari daha uzun ve kaslidir. Bu yüzden kadinlardan daha hizli kosar, daha uzaga ziplarlar.
36. Vücut Ölçüleri: Erkek ortalama 175 cm boyunda ve 73.5 kg ağırlığındadır. Göğüs çevresi 98.5 cm, beli 80.4 cm’dir. Kadın ortalama 160 cm boyunda olup 61.2 kg’dir. Göğüs çevresi 90.1, kalça genişliği 96.5 cm, beli 74.3 cm’dir.
37. Adem Elması: Gırtlaktaki “adem elması” adli çıkıntı sadece erkeklere hastır.
38. Solunum: Erkekler dakikada ortalama 16 kez soluk alıp verir. Kadınlar ise dakikada 20-22 kez soluk alıp verir. Her iki cinsin günde soludukları miktar ise aynı olup, 12 bin litredir.
Kadınların hafızası daha güçlü
Orta yaşlı kadınların hafızası aynı yaş grubundaki erkeklerden daha iyi çıktı.
İngiliz Daily Telegraph gazetesinin haberinde, 50 yaşındaki kadınların hafıza testlerinde aynı yaştaki erkeklerden daha iyi performans gösterdikleri, kelimeleri daha hızlı ve daha doğru hatırladıkları belirtildi.

Londra Üniversitesi’nden bir grup bilim adamının yaptığı araştırma çerçevesinde, 9600 kadın ve erkeğe hafıza testleri yapıldı. Deneklerden önce 10 kelimeyi hatırlamaları, 2 dakika sonra bu kelimeleri tekrar anımsamaları ve 5 dakika sonra da 10 kelimeden 5′ini saymaları istendi.
Kadınların her üç testte de erkeklerden daha başarılı oldukları gözlenirken, araştırmayı yürüten bilim adamlarından Matthew Brown ve Brian Dodgeon, erkeklerin sözlü hafıza testlerinde, özellikle de ertelenen hafıza testinde kadınlardan önemli ölçüde daha başarısız olduklarını söylediler.
Hafıza testlerinin ilkinde kadınların erkeklerden ortalama olarak yüzde 5, ikinci testte yaklaşık yüzde 8 daha başarılı, üçüncü testte de erkeklerden daha hızlı oldukları görüldü.
Yapılan dördüncü testte deneklerden bir dakika içinde hatırlayabildikleri kadar çok hayvan ismi söylemeleri istenirken, erkek ve kadınların bu testte ortalama 22 hayvan ismiyle aynı sonucu elde ettikleri ortaya çıktı.
Erkeklerin Beyni Kadınlardan Farklı!
ABD’nin saygın tıp dergilerinden ‘Scientific American Mind’ bu ay yayınlanan sayısında erkek ve kadın beynini ve her iki beynin benzerlikleriyle farkını inceledi.

ABD’nin saygın tıp dergilerinden ‘Scientific American Mind’ bu ay yayınlanan sayısında erkek ve kadın beynini ve her iki beynin benzerlikleriyle farkını inceledi.
Çocukluktan itibaren beyin gelişiminin ele alındığı dosyada erkeklerin üzüntüsünün nasıl karşıdakine yansıtıldığı, kızların espri anlayışı ya da ebeveynlerin çocuğa yakınlığı gibi konular bulunuyor. Erkeklerle kadınları beyinleri duygusallık ve espri anlayışlarında farklı çalışıyor. Kadın güldüren erkeği, erkek esprisine gülen kadını seviyor.
Kadın Beyninin Özellikleri
• Kız çocukları konuşurken farklardan bahsetmiyor, karşındakiyle eş seviyedeymiş gibi konuşuyor.
• Benzerliklerinden yola çıkarak sohbet ederler ve aralarındaki bağı kuvvetlendirirler.
• Kız kardeşler ne kadar kişisel şey bildiklerini tartışırlar.
• Depresyondayken mutsuz olup buna göre davranırlar.
• Gerçekten kendilerini güldüren erkekleri tercih ederler.
• Ağırlıklı olarak uzun hikaye gibi esprileri ya da taklitlerle karşısındakini güldürmeye çalışırlar.
• Espri yapıldığı zaman erkeklere oranla daha çok gülerler.
• Anneler çocuklarına karşı daha sağlamcı bir tavır sergiler.
• Kendine güveni olmayan anneler ise babayı daha çok eleştirir
• Kız çocukları için agresiflik alttan alta dedikodu, laf taşıma, sözlü tartışma özelliklerle öne çıkar.
• Konuşma-yazma ve okuma alanlarında kız çocukları daha başarıldır fakat yaş ilerledikçe aradaki seviye farkı eriyor.
Erkek Beyninin Özelikleri
• Erkek çocukları hep rekabet içinde ve hep en üstte olmak ister. “Benim yaşadığım ev gökdelen kadar” cevabına karşılık “benim evim güneşe kadar uzanıyor” cevabını verirler.
• Konuşurken farklılıklarını ortaya koyarlar. Kaybolduğunda yol sormamasının sebebi bu hareketi “alçaltıcı” bulmasındandır.
• Erkek kardeşler aralarında ne kadar çok şey bildiklerine dair bir rekabet ortamı yaratır.
• Depresyona girince agresiftir ve etrafa kızgın davranırlar.
• Doğrudan mutsuzum demek yerine ‘kız arkadaşımla sürekli kavga ediyoruz’ diyerek dolaylı yoldan durumlarını karşılarındakine anlatırlar.
• Yaptıkları esprilere gülmeyen kadınlardan soğurlar.
• Tek kelimelik ya da tek cümlelik kısa esprileri tercih ederler.
• Babalar çocuklarını daha çok risk almaya teşvik eder.
• Bebeğinin mamasını verip altını değiştiren baba ilerleyen yaşlarda çocuğuyla daha yakın ilişkiler kurabilir.
• Agresiflik daha fizikseldir.
• Kitap türlerini küçüklükten beri ayırdıkları için ve erkeklere kitap okutturmak daha zor.
• Yüzde 60′ı matematik ve mühendislik alanlarında kızlardan daha başarılı.
Eşit Yanları da Var…
• Yapılan araştırmalar biyolojik olarak anne ile babanın çocuğa eşit yakınlıkta (uzaklıkta) olduğunu ortaya koyuyor.
• Uzmanlar erkek ve kadın arasındaki farkların başlangıçta birbirine yakın olduğunun altını çiziyor
• Erkeklerin beyinleri daha büyük ama bu belirgin bir fark yaratmıyor.
• Empati kurma yeteneği ve zeka performansları birbirine yakın.

Hayvanların gözüyle dünya nasıl görünüyor

Yüzyıllardır insanoğlu kendi dışındaki canlıların nasıl gördüğünü merak etmştir. Yapılan son araştırmalar canlıların görme duyusunun oldukça çeşitli bir yelpazede yer aldığını ortaya koyuyor.
Mesela yusufçuk böceklerinin beyni çok hızlı çalışır fakat görme duyuları bir o kadar yavaştır. Güvercinler ise farklı renk tonlarını en gelişmiş bilgisayar programlarından bile daha detaylı biçimde saptayabilme yeteneğine sahiptir.
İşte size doğruluğu bilimsel olarak da kanıtlanmış yedi hayvan ve bu hayvanların dünyayı nasıl gördüğü…
Atlar
Atlar inanılmaz bir görüş alanına sahipler fakat dürbün görüş alanına sahip oldukları için tam olarak iki göz arasında kalan bölgedeki görüntüyü göremiyorlar. YAni gözleri geniş alandaki bir manzarayı ikiye bölüyor.
Maymunlar
Eski dünya maymunlarının aynı bir insan gibi kırmızı, yeşil ve mavi renklerini algılayabildiği zaten kanıtlanmıştı. Fakat birçok yeni dünya maymunu bu yetiye sahip değil. Hatta bugün bir maymun ailesinin her bir üyesi bile aynı görme algısına sahip değil. Maymunlar içinde tam altı farklı tipte renk körlüğü mevcut. Bu anlamda maymunlar tıpkı insanlara benziyor. Erkek maymunlarda renk körlüğü kadınlara göre daha yaygın.
Kuşlar
Birçok kuş farklı görüyor. Mesela güvercinler milyonlarca farklı renk tonunu algılayabiliyor. Zaten doğada rengi en geniş yelpazede algılayan hayvan türü olarak biliniyorlar. Gözlerinde diğer canlı türlerine göre çok daha fazla renk reseptörü bulunuyor.
Kedi ve köpekler
Kediler ve köpekler güçlü bir görüş algısına sahip değiller. Bu iki canlı türünün koku ve ses algıları görme duyularından daha fazla gelişmiş. Özellikle kediler, köpeklere göre bu konuda daha kötüler. Renk körüdürler. Köpekler zaman zaman sarı ve mavi arasındaki farkı algılayabiliyorlar fakat kediler bunu bile ayrıt edemiyor. Fakat kediler gece görüşü açısından insanlardan bile daha iyi.
Yılanlar
Yılanlar iki sistemli göz algısına sahip. Bu sistemlerden biri renkleri çok daha iyi algılıyor. Dİğer sistem de ısıya dayalı algıya sahip. Bu anlamda gözleri aynı bir infrared detektör gibi işliyor. Yani diğer canlıları ve insanları ısıya dayalı özel bir algıyla seçebiliyorlar.
Sinekler ve böcekler
Parçalara ayrılmış göz yapıları görme algılarını insanlardan farklı kılıyor. Nokta gözlü bu haşerelerin birçok türünün gözlerinde 30 bin civarında lens bulunabiliyor. Mesela yusufçuk böceğinin beyni inanımaz bir hızda işliyor. Fakat gördükleri herşeyi ağır çekimde algılıyorlar.
Renkleri de ayırt edebiliyorlar ama diğer hayvanlar kadar güçlü değil. Görme algıları harekete çok duyarlı. Bu nedenle öldürme konusunda çok atik ve sertler.
HAYVANLARA DAİR İLGİNÇ BİLGİLER
HAYVANLAR ALEMİNE DAİR BİLMEDİĞİMİZ O KADAR ÇOK ŞEY VAR Kİ… iŞTE BUNLARDAN BİR KAÇI;
BİR DEVEKUŞUNUN GÖZÜ, BEYNİNDEN DAHA BÜYÜKTÜR.
ÇEKİRGELERİN KULAKLARINI HİÇ MERAK ETTİNİZ Mİ? ŞAYET BİR GÜN MERAK EDİP İNCELEMEYE KALKARSANIZ, KAFASINA BAKMAYIN… ÇÜNKÜ ÇEKİRGELERİN KULAĞI DİZLERİNDEDİR.
MALUM KUŞLAR ELEKTRİK TELLERİNİ ÇOK SEVER… NEDEN BUNLARI HİÇ ELEKTRİK ÇARPMAZ DİYE DÜŞÜNDÜYSENİZ, NEDENİNİ SÖYLEYELİM… KUŞLARI ELEKTRİK ÇARPMAZ ÇÜNKÜ ELEKTRİK ONLARIN TÜYÜNDEN GEÇEMEZ…
SİNEKKUŞLARINI DUYMUŞSUNUZDUR… PEKİ BUNLARIN SANİYE TAM 60 KEZ KANAT ÇIRPTIKLARINI BİLİYOR MUSUNUZ?
KIRKAYAK’IN ADLARINA İNAT, HİÇ BİR TÜRÜNDE KIRK ADET AYAK YOKTUR…PEKİ NERDEN GELMİŞ BU İSİM DERSENİZ, SANIRIZ SAYMAYI BİLMEYEN BİR ZAT TAKMIŞ BU ADI…
BİR ÖMRÜ BİR GÜNE SIĞDIRAN KELEBEKLER BAŞLI BAŞINA AYRI BİR ALEMDİR… ONLARA DAİR İLGİNÇ NOT İSE KELEBEKLERİN TAT ALMA DUYUSUNUN AYAKLARINDA OLMASIDIR.
YAZ AYLARININ BELALISI ŞU SİVRİSİNEKLER VAR YA…
MEĞER BİZLERİ SOKANLAR SADECE DİŞİLERİYMİŞ… ÜREYEBİLMEK İÇİN İNSAN KANINA İHTİYAÇ DUYDUKLARINDAN, ZORUNLU BİR EYLEM ONLARINKİ… BUNA İHTİYAÇ DUYMAYAN ERKEK SİVRİSİNEKLER ÇİÇEK TOZLARI İLE BESLENİYOR.
ÇALIŞKANLIKLARI İLE ÜNLÜ KARINCALARA DAİR DE İLGİNÇ BİLGİLER VAR… BİR KOLONİDE ORTALAMA YARIM MİLYON KARINCA VARDIR. GENÇ KARINCALAR YAVRU KARINCALARIN BAKIMINDAN SORUMLUDUR. YAŞLI KARINCALARIN İŞİ İSE YİYECEK BULMAKTIR. ANA KARINCANIN TEK İŞİ İSE YUMURTLAMAKTIR.
KAZ DEYİP GEÇMEYİN… “V” ŞEKLİNDEKİ UÇUŞLARI İLE HESAP ZEKALARINI ORTAYA KOYARLAR. BU UÇUŞ SAYESİNDE UÇUŞ MENZİLLERİNİ YÜZDE 70 ARTIRIYORLAR. “V” ŞEKLİNDE UÇMALARI ONLARA DAHA AZ ENERJİ İLE UÇACAKLARI HAVA AKIMINI SAĞLIYOR.
GÖKYÜZÜNÜN EN BÜYÜĞÜ ALBATROS KUŞUDUR… UÇARKEN, KANATLARI ARASINDAKİ UZAKLIK TAM 3 METREYİ BULUR… GÖRÜNÜŞÜ İLE BÜYÜLEYİCİDİR. GÖVDESİ EN AĞIR OLAN KUŞ İSE AKBABADIR.
O DÜNYANIN EN KÜÇÜĞÜ… ANCAK BİR KAŞIĞIN İÇİNE SIĞACAK KADARDIR… İSMİ DE ARIKUŞU’DUR (KOLİBRİ)… GÜNEY AMERİKA’DA YAŞARLAR… BALÖZÜ İLE BESLENİRLER
EN HIZLI UÇAN KUŞUN HANGİSİ OLDUĞUNU BİLİR MİSİNİZ? SÖYLEYELİM O KUŞ KARTAL’DIR… ÖYLE Kİ FERRARİ YANINDA YAYA KALIR… KARTALLAR ÖZELLİKLE AŞAĞI DOĞRU YAPTIKLARI DALIŞLARDA İNANILMAZ BİR SÜRATE ERİŞİRLER. DALIŞ ESNASINDA SAATTE YAKLAŞIK 322 KM. HIZ YAPARLAR.
Kedilerle İlgili Gerçekler
Kedilerde 230 adet kemik bulunur. İnsanlarda bulunan kemik sayısından 24 fazladır.
Kedilerde köprücük kemiği yoktur. Bu sayede başının sığdığı heryere girebilir.
Kedilerin işitme duyusu insanlarınkinden ve köpeklerinkinden hassastır.
Kendi boyutlarındaki bütün memeliler arasında en büyük gözlere kediler sahiptir.
Kedinin görüş acısı 185 derecedir.
Kediler dakikada 20 ile 40 nefes alırlar.
Kedinin normal vücut sıcaklığı 38.6 derecedir.
Normal bir evcil kedi 49.6 km/h hızla koşabilir.
Kendi yüksekliğinin 5 katı yüksekliğe sıçrayabilir.
Mırıltı sesi çıkaran tek hayvan kedidir.
Kediler bayanlarla daha iyi anlaşır. Çünkü bayanların sesi daha incedir.
Çok eski dönemlerde mısırda kedi öldürmek ölümle cezalandırılırdı.
Ortalama kedi ömrü 15 – 16 yıldır.
Kedinin yaşının karşılığını insan yaşı olarak bulmak için kedinin yaşının ilk yılı için 20 sonraki yıllar için 4 ekleyin. Örnegin 4 yaşındaki kedinin insan yaşı karşılığı 32 dir. (20 + 4 + 4 + 4 = 32 )
Kediler memeliler içerisinde en fazla uyuyan canlılardır. Günde ortalama 16 saat uyurlar.

2012 Yılında Olacakları Aklınız Almayacak

Yüksek enerjili fotonlardan oluşan büyük bir kuşak 2012 yılında güneş sistemimiz tüm gezegenleri ile birlikte bu kuşağa girdiğinde dünyamızın ozon deliği onarılacak ve tüm yaşam 3 boyuttan 5 boyuta geçecek İnsanların 2 sarmallı DNA’ları ikişerli olarak biraraya gelip 12 sarmallı bir DNA’ya sahip olacaklar Bu olay sırasında tüm insanların chakra’ları açılacak ve duyuları ve algılamaları artacak Herkes birbirinin düşüncesini okuyabilecek Bu ilk önce kısa süren bir kaosa neden olacak fakat daha sonra herkes bir düşünce birliği halinde bir araya gelerek, önyargının, yalanın ve kötü düşüncelerin olmadığı bir ortama geçilecek İnsanlar birbirinin auralarını görebilecekler 12 sarmallı DNA’ya geçiş sonrası insanlarda hiçbir hastalık kalmayacak, hasta olanlar kendilerini ve birbirlerini iyileştirebilecekler İnsanlar ölümsüz olacaklar Ölüm olayı ise fiziksel dünya’da kalmaktan vazgeçip başka bir boyuta geçmeye karar verme şeklinde olacak Yani, dünya’da geri kalanlar (kalmayı seçenler) ölmeye (başka boyut gitmeye) karar verenlerin ortadan bir anda kaybolduğunu görecekler Fiziksel dünyamızda kalmayı seçen insanların ışık bedenleri olacak ve bu cennete benzeyen ışıklı dünyada çok güzel vakit geçirecekler Fiziksel olarak 2000 yıl sürecek olan bu olay sonrasında foton kuşağı güneş sistemimizi terkedecek
Foton kuşağı ilk kez ingiliz astronom Edmund Halley (1656-1742) yılında Pleiades takımyıldızlarını kuşatan gazımsı bir kuşak olarak gözlendi (Halley kuyruklu yıldızını da keşfeden astronom) Fredrick Wilhelm Bessel ise foton kuşağının dönüş hızını keşfetti (herbir yüzyılda 55 derece saniye) Jose Comas Sol Pleiades takımyıldızındaki güneş sistemlerini keşfetti Paul Otto Hesse foton kuşağının kalınlığını saptadı (2000 ışık yılı) Güneş sistemimiz her 25860 yılda bir Pleiades çevresinde bir tur dönmektedir Yani, yaklaşık olarak her 12500 yılda bir güneş sistemimiz bu foton kuşağının içine girer Güneş sistemimizin foton kuşağının içindeki yolculuğu 2000 sene kadar sürer Yani, foton kuşağından çıktıktan sonra tekrar foton kuşağına girmek için 10500 yıl geçmektedir Bu devrelerin alt devreleri de vardır ama üst devre 206 milyon yıl sürer
Foton kuşağının kendisinin de aurası var ve ilk aura katmanına (enerji seviyesine) 1962 yılında dünyamız (ve tüm güneş sistemimiz) girmiş durumda Yani şu anda foton kuşağının düşük enerjili ilk kısmının içinde bulunuyoruz Dünya’mız ikinci enerji seviyesine ise 1987 yılında girdi 2012 yılında üçüncü enerji seviyesine girmesi sırasında 110-144 saat (5-6 gün) boyunca karanlıkta kalacağız Üçüncü enerji seviyesine (foton kuşağının kendisinin bulunduğu esas enerjili kısım) girildiğinde ise karanlık sona erecek ve artık hiç gece olmayacak yeryüzünde Sırasıyla yazarsak:
1 gün: 21 Aralık 2012′de kör bölgeye giriş, tüm canlıların beden tipinin değişmesi, hiçbir elektrik aygıtının çalışmaması, tam karanlık
2 gün: Atmosfer basıncının düşmesi, herkesin kendisini şişmiş hissetmesi, Güneş’in yeterli ısıtamaması, dünya ikliminin soğuması (buzul çağı soğuğu)
3-4 gün: Atmosferin şafak vakti gibi sönük bir ışıkla aydınlanması, foton etkisinin başlaması, foton enerjili aygıtların çalışabilir hale geçmesi, yıldızların yeniden gökyüzünde belirmeleri
5-6 gün: 24 saatlik gündüz devresine giriş, kör bölgeden çıkıp ana foton kuşağına giriş, tüm canlıların güçlenip zindeleşmeleri, dünya ikliminin ısınması, foton ışınıyla çalışan gemilerin uzayda yolculuk yapmaya başlaması, telepati, telekinezi gibi psişik yeteneklerin ortaya çıkışı (uyanış, süperbilinç)
Kısaca, foton kuşağı dünya’daki tüm yaşam için çok büyük bir faydası olan, yüksek enerjili fotonlardan oluşan devasa bir kemer Güneş sistemimiz bu kuşağa girdiği zaman tekrar çıkması 2000 sene sürecek Foton Kuşağı (Manaşik Halka) kendi etrafındaki dönüşünü 25860 yılda bir tamamlamakta ve güneş sistemimiz her bir 10500 yılda bir foton kuşağına girmekteFoton kuşağı torus şeklinde (araba lastiği biçiminde) bir kemer ve bunun kalınlığı (çapı değil, kemerin kalınlığı) 2000 ışık yılıÖnemli bir husus elektrikli hiçbir aygıtın ise foton kuşağına girildikten sonra hiçbir şekilde çalışmaması 2000 yıl boyunca sürecek olan safhada elektrik enerjisi ile çalışacak araca ihtiyaçta olmayacak zaten Çünkü süperbilinç halinde olma hali ve foton enerjisi kullanabilecek teknoloji ile elektrik enerjisini kullanmaya ihtiyacımız olmayacak
Foton kuşağı (Photon Belt) konusunda daha detaylı bilgi için Virginia Essene’nin “Galaktik İnsan” kitabını tavsiye edebiliriz

Ay’da ki garip olaylar

Ay’da ki garip olaylar
Yüzyillar içindeki garip olaylar;
* 5 Mart 1587: “Ay´in yüzeyinde bir yildiz görüldü.” Yüzlerce insan bu mucizeye sasirdi, isigin sivri uçlari ve boynuzlari vardi. (Harrison 1876 – Lowes 1927)
*12 Kasim 1671: Gökbilimci ve fizikçi Cassini, Ay´in üzerinde küçük beyaz bir bulut gördü.
*18 Mayis 1787: Astronom Halley ve De Louville, Ay yüzeyinde hareketli i***lar gördüler.
* Mart-Nisan 1787: William Herschel, Ay´da parlak noktalar ve dört volkan gördü. Açiklamakta zorluk çekiyordu ve en çok da gördüklerinin hareket etmesine sasirmisti.
* Temmuz 1821: Alman astronom Gruithuisen, Ay yüzeyinde, birden parlayan i*** patlamalari gördü. Yanip sönen bu i***lari birkaç kez görmüstü.
* 12 Nisan 1826: Fizikçi Emmett, Ay´daki Krizler Denizi üzerinde, kara bir bulutun hareket ettigini rapor etti. Benzer bir rapor, 1954 yilinda modern astronomlar tarafindan da verilmisti.
* Subat 1877: I***li bir hat veya çizgi Eudoxus Krateri´nin batisindan dogusuna giderken görüldü. Olay, bir saat sürdü.
* 4 Temmuz 1881: Ay yüzeyinde piramit seklinde i***li iki tümsek belirdi ve bir saat içinde yavas yavas sönerek kayboldu.
* 24 Nisan 1882: Aristotle Bölgesi´nde hareket eden dev gölgeler gözlemlendi.
* 31 Ocak 1915: Yunanca´daki Gamma isaretine benzer 7 beyaz i*** görüldü.
* 23 Nisan 1915: Clavius Krateri yaninda dar ve i***li bir çizgi belirdi ve on dakika sonra kayboldu.
* 14 Haziran 1940: Sisli keskin bir çizgi çok net olarak Plato Krateri yaninda görüldü, çevresinde binlerce küçük i*** yanip sönüyordu.
* 19 Ekim 1945: Darwin Duvari yaninda üç büyük parlak nokta görüldü; Olay, astronom Moore ve daha birçok astronom tarafindan rapor edildi.
* 24 Mayis 1955: Ay´in güney kutbu bölgesinde, elektriksel parlamalar, bilimci Firsoff tarafindan izlendi.
* 8 Eylül 1955: Taurus Hatti sinirinda iki parlak i*** görüldü, bu yer yillar sonra Apollo 17´nin indigi yerdi.
* 21 Haziran 1964: Iki saat süreyle, gözlemci Ross D. tarafindan haraket eden büyük siyah bir gölge izlendi.
* 3 Temmuz 1965: Bir saat on dakika süreyle, Aristarchus Bölgesi´nde nabiz gibi yanip sönen bir i*** gözlendi.
* 25 Eylül 1966: Yine Plato Krateri yakininda yanip sönen i***lar gözlendi; bazilarina göre kirmizimsi bir yama gibiydiler; ayni gün Gassendi Bölgesi´nde 30 dakika süreyle kirmizi büyük bir i*** belirdi. Bir ay sonra ise, ayni yerde yine yanip sönen kirmizi i***lar vardi.
* 11 Eylül 1967: Insanligin ilk ayak bastigi yer olan Sessizlikler Denizi´nde görülen kara bir bulut sonradan mor renge dönüstü; olayin Montreal´li bir astronomi grubu tarafindan gözlendigi NASA tarafindan açiklandi.

Ay’da ki garip olaylarYüzyillar içindeki garip olaylar;* 5 Mart 1587: “Ay´in yüzeyinde bir yildiz görüldü.” Yüzlerce insan bu mucizeye sasirdi, isigin sivri uçlari ve boynuzlari vardi. (Harrison 1876 – Lowes 1927)*12 Kasim 1671: Gökbilimci ve fizikçi Cassini, Ay´in üzerinde küçük beyaz bir bulut gördü.*18 Mayis 1787: Astronom Halley ve De Louville, Ay yüzeyinde hareketli i***lar gördüler.* Mart-Nisan 1787: William Herschel, Ay´da parlak noktalar ve dört volkan gördü. Açiklamakta zorluk çekiyordu ve en çok da gördüklerinin hareket etmesine sasirmisti.* Temmuz 1821: Alman astronom Gruithuisen, Ay yüzeyinde, birden parlayan i*** patlamalari gördü. Yanip sönen bu i***lari birkaç kez görmüstü.* 12 Nisan 1826: Fizikçi Emmett, Ay´daki Krizler Denizi üzerinde, kara bir bulutun hareket ettigini rapor etti. Benzer bir rapor, 1954 yilinda modern astronomlar tarafindan da verilmisti.* Subat 1877: I***li bir hat veya çizgi Eudoxus Krateri´nin batisindan dogusuna giderken görüldü. Olay, bir saat sürdü.* 4 Temmuz 1881: Ay yüzeyinde piramit seklinde i***li iki tümsek belirdi ve bir saat içinde yavas yavas sönerek kayboldu.* 24 Nisan 1882: Aristotle Bölgesi´nde hareket eden dev gölgeler gözlemlendi.* 31 Ocak 1915: Yunanca´daki Gamma isaretine benzer 7 beyaz i*** görüldü.* 23 Nisan 1915: Clavius Krateri yaninda dar ve i***li bir çizgi belirdi ve on dakika sonra kayboldu.* 14 Haziran 1940: Sisli keskin bir çizgi çok net olarak Plato Krateri yaninda görüldü, çevresinde binlerce küçük i*** yanip sönüyordu.* 19 Ekim 1945: Darwin Duvari yaninda üç büyük parlak nokta görüldü; Olay, astronom Moore ve daha birçok astronom tarafindan rapor edildi.* 24 Mayis 1955: Ay´in güney kutbu bölgesinde, elektriksel parlamalar, bilimci Firsoff tarafindan izlendi.* 8 Eylül 1955: Taurus Hatti sinirinda iki parlak i*** görüldü, bu yer yillar sonra Apollo 17´nin indigi yerdi.* 21 Haziran 1964: Iki saat süreyle, gözlemci Ross D. tarafindan haraket eden büyük siyah bir gölge izlendi.* 3 Temmuz 1965: Bir saat on dakika süreyle, Aristarchus Bölgesi´nde nabiz gibi yanip sönen bir i*** gözlendi.* 25 Eylül 1966: Yine Plato Krateri yakininda yanip sönen i***lar gözlendi; bazilarina göre kirmizimsi bir yama gibiydiler; ayni gün Gassendi Bölgesi´nde 30 dakika süreyle kirmizi büyük bir i*** belirdi. Bir ay sonra ise, ayni yerde yine yanip sönen kirmizi i***lar vardi.* 11 Eylül 1967: Insanligin ilk ayak bastigi yer olan Sessizlikler Denizi´nde görülen kara bir bulut sonradan mor renge dönüstü; olayin Montreal´li bir astronomi grubu tarafindan gözlendigi NASA tarafindan açiklandi.

Aref Ghafouri-Yetenek sizsiniz Turkiye yari final

Hiç bilmediğiniz gerçekler.

Mumyaların ayak parmakları tek tek sarılarak mumyalanmıştır.

Dünyadaki ilk telefon rehberinde sadece elli isim yer almıştı. 1878 yılının şubat ayında Connecticut New Havenda yayımlanmıştı.
Yataktan düşerek ölme olasılığı iki milyonda birdir.
Ünlü çizgi film kahramanı Temel Reis, 1919 yılında Elzie Crisler Segar tarafından çizildi.
İlk çamaşır makinesi 1907 yılında Hurley Machine Co. tarafından pazarlandı.
Ünlü besteci Beethoven’ın son bestesini, sağır olarak yaptığını.
Paristeki Versailles Sarayının 1300 odası olduğunu ve hiç tuvaletinin olmadığını.
Bir çift sineğin sadece nisan-mayıs aylarında bıraktıkları yumurtaların tamamından sinek çıksa idi, dünyayı 14 metre kalınlığında bir sinek tabakası kaplayacağını.
Eyfel kulesinin yapımında toplam 6400 ton ağırlığında 18.100 adet demir parçası kullanıldığını.
Süleymaniye camiinin 4 minaresi olmasının sebebinin, Kanuninin İstanbulun fethinden sonraki dördüncü padişah; bu dört minaredeki on şerefenin de Osmanlının onuncu padişahı olduğunun bir işareti anlamına geldiğini.
Bir insandaki toplam damar uzunluğunun 150 bin km. ve dünya ile güneş arasındaki mesafenin de 150 milyon km. olduğunu.
Osmanlı sultanlarının ve bazı alimlerin başlarındaki kavukların, kefenlerinden oluştuğunu, sık sık ölümü hatırlayıp ona göre karar verdiklerini, ayrıca öldükleri zaman hemen başlarındaki kefenle defnedildiklerini.
Güneş yerden 149 milyon 600 bin km. mesafededir.Hacmi yerden 1300 defa büyüktür.
Rusyada yaşamış olan Vasilyevin iki karısından 87 çocuğu olmuştur. 75. yaş gününde (1782) onun yanında 83 çocuğu bulunmuştur.
Bugüne kadar yaşamış en ağır kişi, 635 kiloya ulaşan Washingtonlu Jon Brower Minnoch.
Bir kişinin yaşayabildiği en yüksek vücut ısısı 46.5 derecedir. Normal değer ise 35 – 37dir.
ABDde, yaşları 20 ile 29 arasında olan zenci erkeklerin üçte biri ya hapiste yada gözaltında tutulmaktadır.
Değerli taşların çoğu birkaç elementten oluşur,sadece pırlanta tamamen karbondan oluşur.
Erkeklere yıldırım çarpması olasılığı kadınlara göre 6 kat daha fazladır.
En büyük kitap XVII asırda yayınlanmış ve Berlin kütüphanesinde bulunan coğrafya atlası sayılır. (yüksekliği 2 metre, eni 1 metre)
1707 – 1782 arasında yaşamış bir Rus kadının; 16 ikiz, 7 üçüz ve 4 dördüzü, 1725 – 1765 arasında dünyaya getirdiği belirlendi.
Ünlü Arap şairi Kahire üniversitesi profesörü Şeyh Muhammed Abdul İbrahim 150 yaşında vefat etmiştir. 105 sene bekar yaşamış. 105 yaşında evlendikten sonra 5 çocuğu olmuştur.
Atakama çölüne 400 seneden beri yağmur yağmamaktadır. Yağan yağmur da havada buharlaştığından yere düşmemektedir.
Kunter, 1988 yılında Fenerbahçe formasıyla Hilalspor karşısında 153 sayı atarak rekor kırarken, ilk yarıda da attığı 81 sayıyla bir devrede en fazla sayı üreten basketçi olarak da tarihe geçti.
Zürafanın ses telleri yoktur.
Yunuslar bir gözlü açık uyurlar.
Develerin 3 tane kaşı vardır.
Bir sineğin hızı saatte 8 km.dir.
Zürafanın dili 35 cm. kadardır.
Istakozların kanı mavi renktedir.

İstanbuldaki Fatih Sultan Mehmet Mucizesi

Bebeği neden leylekler getirir? Hiç merak ettiniz mi?

Annenin yeni bir bebeği dünyaya getirmesi evin diğer küçük çocukları için hep şaşırtıcı oluyor. Çocuklar kendi bebekliklerini hatırlayamadıkları için bu sürekli ağlayan, mama bekleyen, özel ilgi isteyen yeni varlığın nereden ortaya çıktığı, en çok sordukları sorulardan biridir.
Bebeği leyleklerin getirdiği hikayesinin kökeni Kuzey Avrupa’ya, İskandinavya’ya kadar gidiyor. Göçmen kuşlardan olan leylek, yaşam tarzı ile insanların daima ilgisini çektiğini belirten uzmanlar, kuşlara göre uzun sayılabilecek 70 yıllık ömürlerinde, her sene aynı yuvaya dönmeleri, insanlara yakın olarak evlerin bacalarında yuva yapmaları, tek eşli yaşamları, yavrularını yuvada uzun süre itinayla beslemeleri, genç yetişkin leyleklerin ailenin dermansız yaşlı bireyleri ile ilgilenmeleri, onlara yiyecek temin etmeleri ve korumaları insanlarda saygı uyandırdığını bildirdi.
Leylekler sulak yerlerde, bataklıklarda yaşayan kurbağa, yılan, sıçan, salyangoz gibi hayvanlarla beslendiklerinden ayrıca faydalı olduklarına dikkat çeken uzmanlar, bazı ülkelerde insanlar uğur getirdiklerine inandıklarından, leylekleri çekmek ve bacaları üstüne yuva yapmalarını kolaylaştırmak için damlarına kazıklar üzerinde tekerlekler konulduğunu kaydetti.
Antik Roma devirlerinde insanların, leyleklerin düşünceli, özverili yaşam tarzlarından etkilendiklerini bu nedenle küçüklerin yaşlı büyüklerini gözetmeleri konusunda çıkarılan yasalara ‘leyleklerin yasası’ adı verildiğini belirten uzmanlar şunları söyledi:
”Benzer şekilde eski Yunan’da da ‘stork’ (leylek) ismi ‘storge’ olarak ‘tabiattaki güçlü sevecenlik’ anlamında bir deyim olarak kullanılmıştır. Sonuç olarak, Anadolu’da güneyden, Arabistan yönünden geldiği için ‘hacı leylek’ diye nitelendirilen, doğum yapılan evin bacasında oturan bu saygın kuş, yeni doğan bebeğin nasıl geldiğinin çocuklara en şirin şekilde açıklanabilmesi için anneler tarafından aracı olarak seçilmiştir. Kuzey Avrupa’da yüzyıllar boyunca popüler olan bu hikayenin Avrupa’nın diğer yörelerine ve dünyaya yayılması 19. yüzyılda Danimarkalı ünlü masal yazarı Hans Christian Andersen’in yazdığı masallar sayesinde gerçekleşmiştir. Ayrıca leyleklerin ses telleri yeterince gelişmemiştir. Eşlerini çekmek için gagalarını tıkırdatarak, kanatlarını açıp kaparlar. Yani ‘leyleğin ömrü laklakla geçer’ ifadesi haksızdır. Laklak denilen sesler aslında sevgi sözcükleridir.”

Annenin yeni bir bebeği dünyaya getirmesi evin diğer küçük çocukları için hep şaşırtıcı oluyor. Çocuklar kendi bebekliklerini hatırlayamadıkları için bu sürekli ağlayan, mama bekleyen, özel ilgi isteyen yeni varlığın nereden ortaya çıktığı, en çok sordukları sorulardan biridir.
Bebeği leyleklerin getirdiği hikayesinin kökeni Kuzey Avrupa’ya, İskandinavya’ya kadar gidiyor. Göçmen kuşlardan olan leylek, yaşam tarzı ile insanların daima ilgisini çektiğini belirten uzmanlar, kuşlara göre uzun sayılabilecek 70 yıllık ömürlerinde, her sene aynı yuvaya dönmeleri, insanlara yakın olarak evlerin bacalarında yuva yapmaları, tek eşli yaşamları, yavrularını yuvada uzun süre itinayla beslemeleri, genç yetişkin leyleklerin ailenin dermansız yaşlı bireyleri ile ilgilenmeleri, onlara yiyecek temin etmeleri ve korumaları insanlarda saygı uyandırdığını bildirdi.
Leylekler sulak yerlerde, bataklıklarda yaşayan kurbağa, yılan, sıçan, salyangoz gibi hayvanlarla beslendiklerinden ayrıca faydalı olduklarına dikkat çeken uzmanlar, bazı ülkelerde insanlar uğur getirdiklerine inandıklarından, leylekleri çekmek ve bacaları üstüne yuva yapmalarını kolaylaştırmak için damlarına kazıklar üzerinde tekerlekler konulduğunu kaydetti.
Antik Roma devirlerinde insanların, leyleklerin düşünceli, özverili yaşam tarzlarından etkilendiklerini bu nedenle küçüklerin yaşlı büyüklerini gözetmeleri konusunda çıkarılan yasalara ‘leyleklerin yasası’ adı verildiğini belirten uzmanlar şunları söyledi:
”Benzer şekilde eski Yunan’da da ‘stork’ (leylek) ismi ‘storge’ olarak ‘tabiattaki güçlü sevecenlik’ anlamında bir deyim olarak kullanılmıştır. Sonuç olarak, Anadolu’da güneyden, Arabistan yönünden geldiği için ‘hacı leylek’ diye nitelendirilen, doğum yapılan evin bacasında oturan bu saygın kuş, yeni doğan bebeğin nasıl geldiğinin çocuklara en şirin şekilde açıklanabilmesi için anneler tarafından aracı olarak seçilmiştir. Kuzey Avrupa’da yüzyıllar boyunca popüler olan bu hikayenin Avrupa’nın diğer yörelerine ve dünyaya yayılması 19. yüzyılda Danimarkalı ünlü masal yazarı Hans Christian Andersen’in yazdığı masallar sayesinde gerçekleşmiştir. Ayrıca leyleklerin ses telleri yeterince gelişmemiştir. Eşlerini çekmek için gagalarını tıkırdatarak, kanatlarını açıp kaparlar. Yani ‘leyleğin ömrü laklakla geçer’ ifadesi haksızdır. Laklak denilen sesler aslında sevgi sözcükleridir.”

NEDEN 'ALO' DERİZ

Telefonda hemen hemen hergün kimbilir kaç kez kullandığımız “Alo” sözcüğü, gerçekte bir sevgilinin kısaltılmış adıdır.
Sevgilinin tam adı Allessandra Lolita Oswaldo’dur. Bu sevimli genç kız, telefonu icat eden, A.Graham Bell’in sevgilisiydi. Graham Bell telefonu icat edince ilk hattı sevgilisinin evine çekmişti.Atölyesinde telefon çalınca arayanın Allessandra Lolita Oswaldo’dan başkası olamayacağınıbildiğinden Graham Bell, telefonu açaraçmaz “Allessandra Lolita Oswaldo” diyordu. Bell, zamanla sevgilisine, adını kısaltarak hitap etmeye başladı ve telefonu her açışında onu “Ale Lolos” diye karşıladı.
Çalışmaları uzadıkça Graham Bell, sevgilisinin adını daha da kısalttı ve öne iki heceli bir ad buldu. Bu kısa ad “Alo” idi.
Allessandra Lolita Oswaldo, geliştirip, tüm kente yaymaya çalıştığı telefondan başka birşey düşünmeyen sevgilisinin bitmek tükenmek bilmeyen deneylerinden rahatsız olmaya başlayınca Graham Bell’i telefonuyla başbaşa bırakıp onu terketti.Yaşlı Bell, sevgilisinin birgün onu arayacağı umuduyla telefonun başından ayrılmadı. Kentte çekilen telefon hatlarının sayısı da giderek artmaya başlamıştı. Graham Bell’i artık başka kişiler de arıyordu. Fakat o, telefonun her çalışında kendisini sevgilisinin aradığını sanarak telefonunu “Alo” diyerek açıyor ve artık herkes “Alo” diyordu.
O günlerde hemen herkes telefonu açtıklarında Alexander Graham Bell’in anısına saygı olarak “Alo” demeye başladı. Bugün tümümüzün kullandığı “Alo” sözcüğü işte o günlerden günümüze uzanmaktadır.

Telefonda hemen hemen hergün kimbilir kaç kez kullandığımız “Alo” sözcüğü, gerçekte bir sevgilinin kısaltılmış adıdır.
Sevgilinin tam adı Allessandra Lolita Oswaldo’dur. Bu sevimli genç kız, telefonu icat eden, A.Graham Bell’in sevgilisiydi. Graham Bell telefonu icat edince ilk hattı sevgilisinin evine çekmişti.Atölyesinde telefon çalınca arayanın Allessandra Lolita Oswaldo’dan başkası olamayacağınıbildiğinden Graham Bell, telefonu açaraçmaz “Allessandra Lolita Oswaldo” diyordu. Bell, zamanla sevgilisine, adını kısaltarak hitap etmeye başladı ve telefonu her açışında onu “Ale Lolos” diye karşıladı.

Çalışmaları uzadıkça Graham Bell, sevgilisinin adını daha da kısalttı ve öne iki heceli bir ad buldu. Bu kısa ad “Alo” idi.

Allessandra Lolita Oswaldo, geliştirip, tüm kente yaymaya çalıştığı telefondan başka birşey düşünmeyen sevgilisinin bitmek tükenmek bilmeyen deneylerinden rahatsız olmaya başlayınca Graham Bell’i telefonuyla başbaşa bırakıp onu terketti.Yaşlı Bell, sevgilisinin birgün onu arayacağı umuduyla telefonun başından ayrılmadı. Kentte çekilen telefon hatlarının sayısı da giderek artmaya başlamıştı. Graham Bell’i artık başka kişiler de arıyordu. Fakat o, telefonun her çalışında kendisini sevgilisinin aradığını sanarak telefonunu “Alo” diyerek açıyor ve artık herkes “Alo” diyordu.

O günlerde hemen herkes telefonu açtıklarında Alexander Graham Bell’in anısına saygı olarak “Alo” demeye başladı. Bugün tümümüzün kullandığı “Alo” sözcüğü işte o günlerden günümüze uzanmaktadır.

Ölüm Çiçekleri

Ölüm Çiçekleri nedir ? Ölüm çiçeğinin gizemi nedir ?

Bosna ve Kosova’daki katliamlarda öldürülen sivillerin gömüldüğü toplu mezarların yeri bilinmiyordu, ki pek çoğunun halen de bilinmiyor.
Söylenenlere göre toplu mezarların saklanmasında gösterilen itina pek az şeyde gösterilmiş. Mezarlar hem derin kazılmış hem de üstü kapatıldıktan sonra çevrenin doğal bitki örtüsüne uygun olarak yeşillendirilmiş.
Bugüne değin bu işlerle (toplu mezar bulma) ilgilenen insanların kullandıkları yöntemler (uydu resimleri vb) bu yüzden pek işe yaramamış.
Derken, mevcut coğrafyanın belli bazı bölgelerinde kelebek nüfusunda ciddi bazı artışlar gözlemlenmiş.
Bu bölgeleri inceleyen uzmanlar bu bölgelerdeki bitki örtüsünde de tuhaf bir zenginleşme keşfetmişler.
Bunun nasıl olduğunu anlamak için araştırma yaparlarken bu yerlerin altındaki cesetlere ulaşmışlar, araştırma derinleşmiş, ve toplu mezarlara ulaşmışlar.
Pekiyi bu nasıl olmuş?
Toplu mezarlara gömülen cesetler toprağa karıştıkça toprağın besleyiciliğini artırmışlar (mineral vb yönünden), ve bu da bölgede bulunan misk otu ya da yavşan otu olarak bildiğimiz bitkinin (artemisia vulgaris) coşup fışkırmasına, ve bu da yalnızca bu bitki ile beslenen mavi kelebek nüfusunun artan besin miktarına paralel olarak artmasına sebep olmuş.
Olay basına yansıyınca yerel halk da araştırmaya katılmış ve öncelikli bölgeler belirlenip bu yolla pek çok toplu mezara ulaşılmış
Burada, toplu mezar araştırması yapan bir hanımla (Margaret Cox) ilgili bir röportaj/haber var.
Cox’ın söyledikleri kayda değer, sistematik soykırımın nasıl bir şey olduğunu görmek açısından önemli.
“(…) Uydu fotoğraflarıyla toplu mezarların yerleri tespit edilebilir olduğundan, cesetleri tek tek bilindik mezarlıklara gömmüşler; herhangi bir manyetik değişkenlik taraması yapılamaması için mezarların içine metal parçalar bırakılmış; çoğu mezarda araştırmacıları yıldırmak için bubi tuzakları vardı…”

Bosna ve Kosova’daki katliamlarda öldürülen sivillerin gömüldüğü toplu mezarların yeri bilinmiyordu, ki pek çoğunun halen de bilinmiyor.
Söylenenlere göre toplu mezarların saklanmasında gösterilen itina pek az şeyde gösterilmiş. Mezarlar hem derin kazılmış hem de üstü kapatıldıktan sonra çevrenin doğal bitki örtüsüne uygun olarak yeşillendirilmiş.
Bugüne değin bu işlerle (toplu mezar bulma) ilgilenen insanların kullandıkları yöntemler (uydu resimleri vb) bu yüzden pek işe yaramamış.
Derken, mevcut coğrafyanın belli bazı bölgelerinde kelebek nüfusunda ciddi bazı artışlar gözlemlenmiş.Bu bölgeleri inceleyen uzmanlar bu bölgelerdeki bitki örtüsünde de tuhaf bir zenginleşme keşfetmişler.Bunun nasıl olduğunu anlamak için araştırma yaparlarken bu yerlerin altındaki cesetlere ulaşmışlar, araştırma derinleşmiş, ve toplu mezarlara ulaşmışlar.
Pekiyi bu nasıl olmuş?
Toplu mezarlara gömülen cesetler toprağa karıştıkça toprağın besleyiciliğini artırmışlar (mineral vb yönünden), ve bu da bölgede bulunan misk otu ya da yavşan otu olarak bildiğimiz bitkinin (artemisia vulgaris) coşup fışkırmasına, ve bu da yalnızca bu bitki ile beslenen mavi kelebek nüfusunun artan besin miktarına paralel olarak artmasına sebep olmuş.
Olay basına yansıyınca yerel halk da araştırmaya katılmış ve öncelikli bölgeler belirlenip bu yolla pek çok toplu mezara ulaşılmışBurada, toplu mezar araştırması yapan bir hanımla (Margaret Cox) ilgili bir röportaj/haber var.
Cox’ın söyledikleri kayda değer, sistematik soykırımın nasıl bir şey olduğunu görmek açısından önemli.
“(…) Uydu fotoğraflarıyla toplu mezarların yerleri tespit edilebilir olduğundan, cesetleri tek tek bilindik mezarlıklara gömmüşler; herhangi bir manyetik değişkenlik taraması yapılamaması için mezarların içine metal parçalar bırakılmış; çoğu mezarda araştırmacıları yıldırmak için bubi tuzakları vardı…”

Bosna Soykırımı, 1992 – 1995 yılları arasında Bosna Savaşı sırasında özellikle Sırplar tarafından Boşnaklara karşı Bosna-Hersek topraklarında yapılmış bir soykırımdır. Terim daha çok Akademik bir tanım olarak özelde Srebrenitza Katliamı için kullanılmaktadır.

(Bosna-Hersek Federasyonu ve Sırp Cumhuriyeti'nden oluşan Bosna-Hersek Devleti)

Katliamın Öncesi

1. Dünya Savaşı’nın ardından Josip Tito’nun liderliğinde kurulan komünist Yugoslavya Devleti 3 değişik din (Ortodoksluk, Katoliklik ve İslam) ve çok sayıda etnik grubu (Sırp, Hırvat, Boşnak, Arnavut, Sloven, Makedon) biraraya getiren bir ülkeydi. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyet blokunda yerini aldı ancak zamanla bağımsız bir hale geldi. 1980 yılında Tito’nun ölümü ve 1990 yılında da Sovyet blokunun parçalanmaya başlamasıyla farklı etnik grupları Yugoslavya içinde birarada tutmak imkansız hale geldi. 25 Haziran 1991′de Slovenya ve Hırvatistan, Almanya ve İtalyanların desteklemesi ile bağımsızlıklarını ilan ettiler. Eylül 1991′de de Makedonya bağımsızlığını ilan etti.Şubat-Mart 1992′de Bosna-Hersek Devleti ülke çapında bağımsızlık ilan edilmesi konusunda bir referandum yaptı. Bosnalı Sırpların çoğunun boykot ettiği bu referandum bağımsızlığın kabul edilmesiyle sonuçlandı. 5 Nisan 1992′de Bosna-Hersek hükümeti bağımsızlığını ilan etti. 6 Nisan’da da ABD ve Avrupa ülkeleri Bosna-Hersek’in bağımsızlığını tanıdılar.

Bağımsızlığın anayurtları olan Sırbistan’tan kendilerini koparacağını düşünen ve büyük Sırbistan hayalleri olan Bosnalı Sırp’lar, Sırbistan’dan aldıkları askeri yardımlarla Bosna’da bir Sırp Cumhuriyeti kurduklarını ilan ettiler. Kendi bölgelerinde bulunan Müslüman (Boşnaklar) ve Katoliklerden (Hırvatlar) bu bölgeyi terk etmelerini istediler. Bunu hızlandırmak içinse, özellikle halkın dayanma gücünü kırmak ve dehşet yaratarak insanların bölgeden derhal uzaklaştırmak için insanlık dışı uygulamalara yöneldiler.

Katliamın Başlangıcı

Nisan 1992’de Srebrenica’nın hemen dışında bulunan Bratunac köyünde, 350 Bosnalı Müslüman, Sırp paramiliter ve özel polis güçleri tarafından ölümcül işkenceye tabi tutularak katledildi. Burada yaşananlar hakkındaki bilgiler, ancak aylar sonra katliam sırasında çekilen görüntülerin yayınlanması ile anlaşıldı.

Sırpların bu vahşet siyasetinin dünyada duyulması, düşünülenin aksine Bosnalı Boşnakların kurtulma ümitlerini arttırmadı. Aksine, BM ve NATO desteğinde özellikle Sırplar hedef alınarak bir ambargo başlatıldı. Fakat hem Sırpların eski müttefikleri olan Rus’ların yardımı, hem de coğrafi olarak daha iç kesimlerde bulunan Bosnalı Müslümanlar’a göre daha avantajlı olmaları sebebiyle, bu ambargodan Bosnalı Sırplar neredeyse hiç etkilenmediler. Olan zaten silah ve lojistik olarak çok zayıf olan Müslümanlara oldu. Dünyanın en büyük ordularından birine sahip Yugoslavya’nın, bu gücünü Sırplar neredeyse sonuna kadar kullanmışlardır.

Zamanla dünyada yükselen tepkiler ve özellikle bazı destekçilerinin durumun vehametini anlamaya başlamaları ile Müslümanlara yönelik bazı yardımlar ulaştırılmaya başlanmıştır. Birçok ülkede Bosna’ya yardım kampanyaları düzenlenmiştir. Bosnalıların şanssızlığı burada da devam etmiş, güvendikleri müslüman ülkelerde kampanya paraları kendilerine ulaştırılmak şöyle dursun, başka politik amaçlar için kullanılmış ve büyük bölümü asla yerine ulaştırılmamıştır.

Srebrenitsa Soykırımı

(Katledilen 505 Bosnalı Müslümanın defnedilişi)

Zamanla gücünü toparlayan Nasır Oriç liderliğindeki Müslüman direniş örgütü Sırplara karşı koymaya ve bazı başarılar elde etmeye başladılar. Bu duruma artık bir son vermenin zamanının geldiğini düşünen BM, Dayton görüşmelerini başlattı. Sırplar, görüşmelerde avantaj elde etmek için iki stratejik kent olan Gorajde ve Srebrenitza’yı ele geçirmek maksadıyla bütün güçleriyle bu iki kente saldırdılar. Tarihin gördüğü en büyük katliamlardan birini tüm dünyanın seyirci bakışları arasında sergilediler. BM tarafından güvenli bölge olarak ilan edildikten iki yıl sonra Srebrenitza, 1995 yılının yaz ayında II. Dünya Savaşı’ndan sonra meydana gelen en büyük toplu soykırıma uğradılar . Sırplar topladıkları ve günlerce sistematik işkenceden geçirdikleri Bosnalı müslümanları, evlatlarının kardeşlerinin gözleri önünde öldürdükten sonra, cesetlerini yine onlara gömdürdüler. Bosna Savaşı’nın bu en kanlı olayı Srebrenica Katliamı olarak adlandırılmıştır.

Srebrenitza Katliamında öldürülenlenlerin kesin sayısı bilinmemekle birlikte BM’nin eski Yugoslavya Savaş Suçları Mahkemesi savcısı, 7 ila 8 bin kişinin öldürüldüğünü belirtmiştir. Bosna Sırplarının hükümetinin hazırladığı bir raporda ölü sayısı 7 bin 779, Boşnak hükümetinin raporunda ise 8 bin 374′den fazla olarak gösterilmektedir. Şimdiye kadar Srebrenitza etrafında 42 toplu mezar bulunmuş ve uzmanlara göre 22 bölgede daha toplu mezar olduğunu tahmin edilmektedir. Şimdiye kadar 2 bin 70 kurbanın kesin kimlik tespiti yapılırken, 7 binden fazla ceset torbasında ise parçalanmış ceset parçaları kesin kimlik tespiti için bekletilmektedir. Cesetler toplu mezarlara atılırken parçalandığı için kimlik tespiti güçlükle yürütülmektedir. Ayrıca Sırplar katliamı gizlemek için bazı cesetleri ilk gömüldükleri toplu mezarlardan çıkarıp, başka yerlere tekrar gömdüklerinden katliamla ilgili deliller bozulmuş ya da yok olmuştur.

1992-1995 arasında Uluslararası Kızılhaç Örgütü verilerine göre Bosna-Hersek’te 312.000 kişi hayatını kaybetmiştir. Bu kayıpların 200.000 kadarı Boşnak halkına ait olup Bosnalılar dünyanın gözü önünde ve Avrupa’nın göbeğinde sistematik bir soykırıma tabi tutulmuştur. Sadece Srebrenica’da olanlar hakkında elle tutulur delillerin varlığı söz konusu olsa da, çok yakın tarihte gerçekleşen soykırımı aydınlatmaya yetmemektedir.

Katliamın Sorumluları

(Radovan Karadžić – Katliamın sorumlusu.)

Lahey’deki Savaş Suçları Mahkemesi’nde görülen davada Sırp Partisi lideri Radovan Karadzic, Sırp Ordusu komutanı Radko Mladiç, Vujadin Popoviç (Bosnalı Sırp komutan), Ljubisa Beara (Genelkurmay Başkanı), Drago Nikoliç (Güvenlik şefi), Ljubomir Borovcanin (Özel polis müdürü), Radivoje Miletiç (Genelkurmay Başkan Yardımcısı), Milan Gvero (Komutan yardımcısı, Vinko Pandureviç (Tugay komutanı) Bosna Savaşı sırasında Srebrenitsa’da sekiz binden fazla sivilin katledilmesinden sorumlu oldukları iddiasıyla haklarında dava açılmıştır. 21 Temmuz 2008 gecesi düzenlenen bir operasyınla Karadzic Sırbistan’ da yakalanmıştır. Ancak Mladiç henüz bulunamamıştır.

Bosna’da meydana gelen iç savaş sırasında Sırp ordusunun yapmış olduğu katliamın arkasındaki itici güç Sırbistan Demokratik Partisi ve lideri Radovan Karadziç’tir. Parti bağımsızlık ilanı ile birlikte hükümetten de çekilerek yasadışı bir örgüt gibi çalışmalarını yürüterek, müslüman bölgelerinde katliamları yapmışlardır. Sırp denetimindeki Ilıca bölgesinde Bosna Otelinde faaliyet gösteren parti lideri Radovan Karadziç ve arkadaşlarını korumakla görevli Sırp militanların uniformalarında Sırbistan bayrağı ve Çetniklerin kullandığı madeni bir para büyüklüğündeki siyah renkli bir arma bulunmaktaydı. Bütün bu katliamları gerçekleştirmek için gereken ekonomik ve askeri güç temelde Federal Yugoslavya Ordusu’nda bulunuyordu. Ancak bu gücü yönetebilecek yetki ise Sırbistan’daydı. Dolayısıyla katliamları gerçekleştiren Sırp milislerin Sırbistan ile bağlantılı olmamalarına imkan yoktu. Sırp militanları ve Sırbistan Federal Ordusu arasındaki bu işbirliği kanıtlanamamıştır. Unutulmaması gereken en önemli hususlardan birisi de, SDS’nin bu faaliyetlerine bir çok Sırp ordu ve hükümet yetkilisi muhalefet etmiş, ve o zor koşullara rağmen görevlerini bırakmışlardır. O dönemde yapılan bazı Türk gazetecilerinin bölgedekilerle yaptıkları röpörtajlarda, Bosna’da yaşayan 1,3 milyon Sırp nufusun sadece yüzde 10′u yani 130 bin kişinin Sırbistan ile birleşmek istedikleri düşündükleri rapor edilmiştir.[1]

Savaşın Bitişi

Bosna Savaşını sona erdiren Dayton Anlaşması, Paris’te 14 Aralık 1995′te imzalandı. 300 bin kişinin ölümüne ve yüz binlerce sivilin yurtlarından göçmesine neden olan dört yıllık savaşı durduran bu anlaşma, dönemin ABD Balkan Özel Temsilcisi Richard Holbrook’un başkanlığında ABD’nin Ohio eyaletine bağlı Dayton adlı kasabadaki bir hava üssünde haftalar süren müzakerelerden sonra karara bağlanmıştır. Bosna-Hersek Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’in ifadesiyle ‘adil olmasa da olabileceğin en iyisi’ olan bu anlaşma türünün tek örneğidir. Anlaşmanın bir bölümü Bosna-Hersek Devleti’nin anayasal yapısını ortaya koyarken, Bosna-Hersek adı verilen yeni bir devlet altında son derece karmaşık ve çok katmanlı bürokratik bir yapı öngörülmüştü. Anlaşma neticesinde Bosna-Hersek Federasyonu ve Sırp Cumhuriyeti adında iki entite yaratılmış, etnik temellere dayalı entiteler üzerinde ise zayıf bir otoriteye sahip merkezi bir hükümet modeli ve etnisiteleri yansıtan ortak kurumlar oluşturulmuştur. Birbirleriyle savaşmış üç etnik toplumun yeniden bir arada yaşamasını ve Bosna-Hersek’in tüm kurumlarıyla işlemesini amaçlayan Dayton Barış Anlaşması’nın sivil yönlerinin uygulanmasına ilişkin sorumluluk ise Yüksek Temsilciliğe verilmiştir.[2]

Lahey Adalet Divanı Kararı

Eski Yugoslavya’da işlenen savaş suçları için Boşnaklar, ilk kez BM’nin en üst mahkemesi sayılan Lahey Adalet Divanı’na Srebrenitsa Katliamı’ndan çok daha önce, 1993 yılında yaptılar. Mahkemenin başvuru karşısındaki tek tavrı soykırımın önlenmesi için taraflara yapılan çağrıyı açıklama olmuştur.[3] Boşnakların ikinci başvurusu ise 2003 tarihinde yapıldı. Başvuruyu değerlendiren Lahey yargıçları bir senelik bir sürecin ardından 26 Şubat 2007 de beklenen kararı açıkladı. Mahkemenin aldığı kararlar özetle şu şekildedir:

Mevcut uluslararası hukuka göre, sorumluğu bulunan kişi ve kurumlarıyla Sırbistan soykırım yapmamıştır

Sırbistan, soykırım işlemek için plan yapmamış, soykırım eylemini kışkırtmamıştır

Sırbistan, BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırma Sözleşmesi’ne göre yükümlülüklerini ihlal ederek, soykırıma iştirak etmemiştir

1995 temmuzunda Srebrenitsa’da meydana gelen soykırım konusunda, Sırbistan BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırma Sözleşmesi’ne göre soykırımı önleme yükümlülüğünü ihlal etmiştir

Sırbistan, Ratko Mladiç’in soykırım ve soykırıma iştirak suçlamaları nedeniyle yargılanacağı eski Yugoslavya için kurulan uluslararası savaş suçları mahkemesine teslim edilmemesi ve mahkemeyle tam bir işbirliği yapmaması nedeniyle BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırma Sözleşmesi’ne göre yükümlülüklerini ihlal etmiştir

Sırbistan, eski Yugoslavya için kurulan uluslararası savaş suçları mahkemesine soykırım ve başka suçlarla itham edilen kişilerin teslimi ve mahkemeyle tam bir işbirliği konularında yükümlülüklerini yerine getirecek acil tedbirler almalıdır

Davada mali tazminat uygun bulunmamıştır,

Bu kararlarla Sırbistan’ın soykırım konusunda bir yükümlülüğü bulunmadığına karar verilmiş ve Bosnalıların bekledikleri tazminata açılan yol kapanmıştır.

Lahey Mahkemesi’nin, Sırbistan’ı suçlu bulmamış olmasına rağmen, Eski Yugoslavya Savaş Suçları Mahkemesi Bosna’da işlenen suçların soykırım olduğunu kabul etmiştir. Bu mahkemede sorumlu olduğu düşünülen kişilerin yargılamaları devam etmektedir. Lahey’deki bu mahkeme, iki Bosnalı Sırp subayı soykırımdan suçlu bulmuş,General Radislav Krstiç ise, 35 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Albay Vidoje Blagojeviç kendisi hakkındaki 18 yıl hapis cezasını temyiz etmeiştir. Eski Sırp Lideri Miloseviç ise yargılanırken ölmüştür. Diğer iki Bosnalı Sırp yetkili, Radovan Karadziç ve General Ratko Mladiç ise, Sırbistan’a yapılan tüm bu kişileri korumamaları yönündeki çağrılara karşın bulunup mahkeme önüne çıkarılamamıştır.

Katliamın Sonuçları

Bosna-Hersek Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını ilan etmesi ve devlet içindeki Sırp’ların ayrılıkçı bir hareket başlatarak bu hareketi Sırbistan destekli bir iç savaşa döndürmesi ile katliamlar siyasi amaçlı olarak yapılmıştır. Bu katliamlar sonucunda Bosna-Hersek devleti Sırplar ve Bosnalı Müslümanlar arasında paylaştırılmıştır. Açılan mahkemelerde, katliamcıların Soykırım suçu işlediklerine kadar verilmiş olmasına rağmen, suçlar bireyselleştirilerek, katliamın esas planlayıcısı olduğu iddia edilen Sırbistan Cumhuriyeti’nin sorumluluğunun olmadığına hükmedilmiştir. Bu durumda öldürülen binlerce Bosnalı Müslümanın aileleri tazminat alamayacak durumu düşmüşlerdir.

Katliamların dünyada duyulması ile, Avrupa’daki Hrıstiyan devletlerin, kıtada müslüman bir devlet daha istemediği kanısını güçlendirecek gelişmeler yaşanmıştır. Avrupa güçleri, kendilerine çok yakın konumda bulunan sorun bölgelerine müdahale edememiş, gerekli koordinasyon ve harekat planlaması hem NATO hem Avrupa Birliği ülkelerince yapılamamıştır. Bu durum özellikle Avrupa Birliği ülkelerinin askeri yönden hala ABD’ye bağımlı olduğu yönündeki iddiaları güçlendirmiştir. Özellikle Fransa liderliğindeki bazı ülkeler Avrupa’nın kendi ordusunu kurmasının bu gibi sorunlara daha etkin ve gerçekçi müdahaleye imkan sağlayacağı yönünde görüşler üretmeye başlamışlardır.

Neticede insan hakları ve demokrasinin önde gelen savunucuları olduklarını iddia eden Avrupa devletleri, katliamlara engel olamadıkları için, gelişen sosyo-politik olaylara yön verebilme kabiliyetlerinin düşündükleri kadar etkin olamayabileceğini dünyaya göstermişlerdir

Katliamın Sırp Olmayan Destekçileri

Katliamları gerçekleştiren Sırp Milislerin nereden yardım aldıkları konusunda çeşitli iddialar bulunmaktadır. Ancak Bosna Savaşı sırasında meydana gelen bazı olaylar, kuşkuya yer bırakmaksızın Sırp katliamcıların işlerini kolaylaştırmıştır. Bunların bazıları:

BM’nin Srebrenica’yı korumakla görevlendirilen 700 Hollanda askeri, bölgeye “güvenli” olma güvencesi ile sığınmış 8000 kadar Bosnalı müslümanı, katledilecekleri bilindiği halde Sırp milislere teslim etmiştir. Kendilerine göstermiş oldukları “üstün hizmet” sebebiyle daha sonra madalya töreni düzenlenmiş ve ödüllendirilmiştir. [4]

Fransız AFP ajansına göre, bir grup Yunan sempatizan, Srebrenica Katliamında Sırp milislerle beraber Bosnalı müslümanları katletmiştir. Haberi bazı Yunan kaynaklı siteler de teyit etmektedir.[5]

NATO’nun BM gözetiminde yaptığı Sırplara yönelik hava harekat planlarını, Fransa’nın Sırplara sızdırdığı konusunda ciddi kuşkular bulunmaktadır.

Bosna devletine yardım için bazı ülkelerde düzenlenen yardım kampanyaları hakkında ciddi suçlar içeren haberler yayınlanmıştır. Türkiye’de toplanan paralar ile ilgili olarak dönemin Başbakanı, koalisyon ortağı olduğu partiye paraların yerlerine ulaştırılmadığı yolunda suçlamalarda bulunmuştur.[6]

Tanıkların Ağzından Srebrenitsa Soykırımı

ELViSA LOKMAN: BABAMA SARILAMADAN AYRILDIĞIM iÇiN KENDiMi AFFETMEYECEĞiM

Savaş başladığı zaman çocukluğum kesildi. En çok ihtiyacım olduğunda babam yanımda yoktu. Bodrumlar, tank sesleri, patlamalar vardı çocukluğumda. Ben cılız olduğum için su bulmaya gidiyordum. Hiç unutmayacağım ise Sırpların Akif abiyi öldürüp kafasıyla top oynamalarıydı. Srebrenitsa koruma altına alınınca çocukluğuma devam edeceğimi sanıyordum. Babamın ölümüyle yıkılmıştım. Babamı son gördüğümde sarılıp onu öpmediğim için kendimi asla affetmeyeceğim. Onu son kez gördüğüme inanmak istememiştim. Ama onu bir daha hiç göremedim. Kamplar, sefalet, oradan oraya sürüklendik. Bugün hâlâ karanlıktan korkuyorum, evde en küçük bir gürültüde çığlıkla uyanıyorum.

SEVLiYA FEYZiÇ: ALLAH’TAN TEK DiLEĞiM BiR ARADA ÖLEBiLMEKTi

Katliamda eşini kaybeden, dört çocuğu ile günlerce süren bir yolculuktan sonra Tuzla’ya Selviya Feyziç’in Srebrenitsa Günlüğü:

“3 Mart 1992’de Sırplar ültimatom yayınlamıştı silahlarınızı bırakın diye. Ailecek Bayramoviç köyüne gittik. Ertesi gün Arkan’ın Çetnikleri geldi. Bütün köy halkı ormana çekildik. 3 Mayıs’a kadar orada yaşadık. Boşnak direnişçilerin mücadelesi başarılı oldu ve Bratunats köyüne geri döndük. Halk da Srebrenitsa’ya döndü. Fakat şehir sürekli bombalanıyordu. 1992 yazında büyük bir açlık başlamıştı. Otları kaynatıp yiyorduk. Açlıktan çok sayıda bebek hayatını kaybetmişti. Su ve elektrikler kesikti. Ocak 1993’te nadiren yardımlar gelmeye başladı. O da haftalık yarım kilo un bir paket süttü. Bu esnada civar kasabalar Sırpların eline geçti. Halk Srebrenitsa’ya akın etti. Aylardan temmuzdu. Top sahasının yanına bomba düştü ve 50 kişi öldü. 1994 başında tekrar yardımlar başladı. Fakat Sırplar yardım konvoylarına el koyuyordu. Olanlara BM askerleri seyirci kalmıştı. Sırplar kenar mahallelere kadar gelmişti. Hatta Akif isimli bir Müslüman genci öldürüp kafasıyla top oynadılar. 25 kişiyi öldürüp cesetlerine işkence ettiler aynı yerde. Her geçen gün şartlar zorlaştı. Köylerle irtibatımız kesilmişti. Daha sonra Bratunats köyündeki tüm erkeklerin öldürüldüğünü duyduk. Babam ve eşim tarafından 60’a yakın akrabam bu saldırılarda öldürüldü. 1995’in altıncı ayına geldiğimizde Sırplar artık iyice azmıştı. Solutuşa köyüne girdiler. Çember giderek daralıyordu. 6 Temmuz sabahı büyük gürültülerle uyandık. Tanklar sokaklardaydı. Srebrenitsa’da panik başlamıştı. Civar köylerden dumanlar yükseliyor, sokaklarda insanlar öldürülüyordu. 10 Temmuz’a geldiğimizde kocam ‘Artık ayrılıyoruz.’ diyerek benimle ve çocuklarla vedalaştı. Sabah erken Tuzla yoluna çıkıyorsunuz demişti. Sabah erkenden bütün halk BM askerlerinin bulunduğu fabrikaya doğru gittik. Yanımda kızım Elvisa, oğullarım Elvis, Roma ve 14 aylık kızım Adisa vardı. Fabrikada ve civarında 15 bin kişi olmuştuk. BM askerleri vardı ama hiçbir şey yapmadılar. Genç kızlara tecavüz etmeye başladılar, bazı erkekleri fabrika önünde kurşuna diziyorlardı. Allah’tan tek dileğim bir arada ölmekti. Sırp komutan Mladiç geldi ve hiçbir şey olmayacak dedi. Fakat inanmıyorduk çünkü erkekler öldürülüyor, kızlara tecavüz ediliyordu. 12 Temmuz sabahı onlarca kamyon ve otobüs geldi. Erkekleri alıkoydular. Sırp ve BM askerleri koridor oluşturmuştu otobüs yolunda. Sırp askerleri arasında Zlatan ve Cvetin isimli iki komşumu gördüm. Bize küfrederek tekmeler savuruyordu. Bir otobüsün koridorunda zorlukla yer buldum. Çocuklarım ağlıyordu. Sımsıkı ellerini tuttum. Sırpların taşladığı otobüs Bratunats’a doğru yola çıktı. Yol boyunca otobüsleri durduran Çetnikler bazı erkekleri indirip kurşuna diziyordu. Bizim arabayı kullanan komşumuz Milan Miçiç adlı şoför kapıyı açıp, ‘Benim için de öldürün.” diye bağırdı. Sırplar genç kızları da arabalardan indiriyordu. Teyzemin kızı da aynı arabadaydı ve onu da indirip tecavüz ettiler.”

“Haberleri izlemek için televizyonu açtığımda on yıldır ardından gözyaşı döktüğüm küçük oğlumu gördüm. Çok zayıflamış, bitkin düşmüştü. Sırp Çetnikleri onları bir arabadan indiriyordu. Önce dördünü kurşuna dizdiler. Sonra oğlumu gördüm. Yanındakini de öldürdükleri zaman geriye döndü. Sanki yardım istiyordu. Oturduğum yerden televizyona doğru koştum ama ikinci adımda bayılmışım. Oğlumu da kurşuna dizmişlerdi.”

Bu ifadeler Nura Alispahiç’e (61) ait. Çocuklarını kaybeden binlerce Boşnak anne gibi aradan geçen yıllar acısını dindirmemiş. Onu diğerlerinden daha fazla etkileyen olay, iki yıl önce DNA testiyle kemikleri bulunan küçük oğlunun katledilişini televizyondan izlemek zorunda kalması. Tuzla kenti yakınlarındaki mülteci kampında kızı Makbule ile yaşayan Nura Alispahiç, haberleri dinlemek için açtığı televizyonda, küçük oğlu Azmir’in öldürülüşüne şahit oldu. Aslında oğlunun şehit edildiğini biliyordu ama görüntülere kadar kabullenmek istememişti: “Binlerce kişi Hollanda askerlerinin bulunduğu fabrikaya sığınmıştık. Fakat, onlar bizi Sırplara teslim etti. Oğlum kuşatmayı yarmak için ormandan çıkış arıyordu. Ona son kez sarıldığım anı unutamıyorum.”

Azmir’in cesedi 1999’da toplu mezarda bulunur, 2003’te de Potaçari’deki şehitliğe defnedilir. Büyük oğlu ise Tuzla bombardımanında şehit olur. Eşi Aliya ise 1993’te şehit olmuştur. Nura Alispahiç, kalp rahatsızlığına iki evladını şehit vermenin verdiği acı eklendiği için ciddi sağlık sorunları yaşıyor, çocuklarının mezarına gidip dua okuyamıyor, mahkemeye tanık olarak çıkamıyor. Hiçbir sosyal güvencesi yok; “Kızım ve torunlarımla birlikte bize 175 Euro veriyorlar. Üç yılda iki kez evimiz değişti. Seneye de bu evden çıkartacaklar. Nereye gideceğimizi bilmiyorum. Bütün dünyanın gözleri önünde katledildik. Yıllardır çile çekiyoruz.”

Nura Alispahiç’in kızı Makbule o dönemde 26 yaşındaymış. Yaşanan hadiseler için “Sırplar her şeyi planlamış. BM askerleri bizi uyuttu. Biz ölüme giderken onlar şakalaşıyordu. Bizi Tuzla’ya götürecek otobüslerin şoförleri bile Sırp’tı. Yolda Çetnikler otobüsü durdurduğunda şoför, seçip istediğinizi alın, diye kapıları açıyordu.” diyor.

ŞU ÇILGIN TÜRKLER SAYFA:47

İstanbul hükümetinin Harbiye Nazırı Ziya Paşa, her zamanki yumuşaklığı ile, “Beyler..” dedi, “..İngilizlere kafa tutamayız. Adamların hiç şakası yok. Daha geçen gün, bir bahane icat ederek İzmit’i tekrar işgal ediverdiler.”
Sarı atlas döşeli büyük oda, nezaretin ileri gelen subayları ile doluydu. Hürriyet ve İtilaf Partisi yanlısı olan birkaç gerici subay dışında hepsi, Anadolu’ya geçmeye çoktan hazır, Ankara’nın İstanbul’da kalmalarını gerekli gördüğü namuslu askerlerdi. Kapı açıldı, kapının boşluğu içinde yaver göründü:
“Emrettiğiniz yüzbaşı geldi efendim.”
“İçeri al.”
Nazır subaylara bilgi verdi:
“Az önce sözünü ettiğim talihsiz olayın faili.”
Yüzbaşı bekletmeden içeri girdi, kaygılı bakışlarla kendisini izleyen subayların arasından hızla ilerleyerek nazırın masası önünde durdu, selam verdi:
“Yüzbaşı Faruk, İstanbul. Beni emretmişsiniz.”
Uzun boylu, kumral, yakışıklı, biraz bıçkın havalı bir subaydı. Nazır önündeki bir yazıya bakarak, yumuşak bir sesle, “oğlum..” dedi, “..dün akşam Beyoğlu’nda İngiliz İnzibat Subayı Teğmen Miller’i, emre rağmen selamlamamışsın. Doğru mu?”
“Evet efendim, doğru.”
Nazır dürüst subaya babacanca yol gösterdi:
“Herhalde görmediğin için selamlamadın, değil mi çocuğum?”
“Hayır efendim, gördüm.”
Nazırın canı sıkıldı:
“Niye selamlamadın öyleyse? Selamlamanız için emir verilmişti.”
“Rütbesi benden küçük olduğu için selamlamadım Paşam. Askerlik töresince, önce onun beni selamlaması gerekmez miydi?”
Ziya Paşa derin bir kederle ellerini açtı:
“Askerlik töresi mi kaldı a yavrum? Adamlar galibiyet haklarını kullanıyorlar. İngiliz Komutanlığı olayı bu sabah protesto etti. Mesele çıkarılacak zaman değil. Hemen şu müzevir teğmeni bul da özür dile. Olayı kapatalım.”
Başıyla çıkması için izin verdi. Ama yüzbaşı yerinden kıpırdamadı:
“Paşam, bir de beni dinlemenizi rica ediyorum.”
Nazır bıkkınlıkla, “Söyle bakalım” dedi.
“Balkan Savaşı’nda teğmendim, Çanakkale’de üsteğmen, Suriye cephesinde yüzbaşı oldum. Ben bu rütbeleri tek başıma savaşarak almadım. Her rütbemde binlerce şehidin ve gazinin hakkı var. Onların hakkını korumak namus borcumdur. Beni affedin, özür dileyemem.”
Harbiye Nazırı bozuldu:
“Anlamadın galiba. Harbiye Nazırı olarak emrediyorum.”
Yüzbaşı sukunetle, “Anladım efendim” dedi, apoletlerini bir hamlede söküp nazırın masasına bıraktı:
“Artık emrinizi dinlemek zorunda değilim!”
Selam vermeden dönüp kapıya yürüdü. Oturan subayların, İstanbul’u tutan birkaçı dışında hepsi saygıyla ayağa fırladı. Hepsinin rütbesi yüzbaşıdan daha büyüktü.
Gözleri dolarak yüzbaşıya selam durdular.

İstanbul hükümetinin Harbiye Nazırı Ziya Paşa, her zamanki yumuşaklığı ile, “Beyler..” dedi, “..İngilizlere kafa tutamayız. Adamların hiç şakası yok. Daha geçen gün, bir bahane icat ederek İzmit’i tekrar işgal ediverdiler.”

Sarı atlas döşeli büyük oda, nezaretin ileri gelen subayları ile doluydu. Hürriyet ve İtilaf Partisi yanlısı olan birkaç gerici subay dışında hepsi, Anadolu’ya geçmeye çoktan hazır, Ankara’nın İstanbul’da kalmalarını gerekli gördüğü namuslu askerlerdi. Kapı açıldı, kapının boşluğu içinde yaver göründü:

“Emrettiğiniz yüzbaşı geldi efendim.”
“İçeri al.”

Nazır subaylara bilgi verdi:
“Az önce sözünü ettiğim talihsiz olayın faili.”

Yüzbaşı bekletmeden içeri girdi, kaygılı bakışlarla kendisini izleyen subayların arasından hızla ilerleyerek nazırın masası önünde durdu, selam verdi:
“Yüzbaşı Faruk, İstanbul. Beni emretmişsiniz.”

Uzun boylu, kumral, yakışıklı, biraz bıçkın havalı bir subaydı. Nazır önündeki bir yazıya bakarak, yumuşak bir sesle, “oğlum..” dedi, “..dün akşam Beyoğlu’nda İngiliz İnzibat Subayı Teğmen Miller’i, emre rağmen selamlamamışsın. Doğru mu?”
“Evet efendim, doğru.”

Nazır dürüst subaya babacanca yol gösterdi:
“Herhalde görmediğin için selamlamadın, değil mi çocuğum?”
“Hayır efendim, gördüm.”

Nazırın canı sıkıldı:
“Niye selamlamadın öyleyse? Selamlamanız için emir verilmişti.”
“Rütbesi benden küçük olduğu için selamlamadım Paşam. Askerlik töresince, önce onun beni selamlaması gerekmez miydi?”

Ziya Paşa derin bir kederle ellerini açtı:
“Askerlik töresi mi kaldı a yavrum? Adamlar galibiyet haklarını kullanıyorlar. İngiliz Komutanlığı olayı bu sabah protesto etti. Mesele çıkarılacak zaman değil. Hemen şu müzevir teğmeni bul da özür dile. Olayı kapatalım.”

Başıyla çıkması için izin verdi. Ama yüzbaşı yerinden kıpırdamadı:
“Paşam, bir de beni dinlemenizi rica ediyorum.”

Nazır bıkkınlıkla, “Söyle bakalım” dedi.
“Balkan Savaşı’nda teğmendim, Çanakkale’de üsteğmen, Suriye cephesinde yüzbaşı oldum. Ben bu rütbeleri tek başıma savaşarak almadım. Her rütbemde binlerce şehidin ve gazinin hakkı var. Onların hakkını korumak namus borcumdur. Beni affedin, özür dileyemem.”

Harbiye Nazırı bozuldu:
“Anlamadın galiba. Harbiye Nazırı olarak emrediyorum.”

Yüzbaşı sukunetle, “Anladım efendim” dedi, apoletlerini bir hamlede söküp nazırın masasına bıraktı:
“Artık emrinizi dinlemek zorunda değilim!”

Selam vermeden dönüp kapıya yürüdü. Oturan subayların, İstanbul’u tutan birkaçı dışında hepsi saygıyla ayağa fırladı. Hepsinin rütbesi yüzbaşıdan daha büyüktü.

Gözleri dolarak yüzbaşıya selam durdular.

ID:- 1359Blog Adı:- Günlük Süt
Pagerank:- N/A Çiftliğimden Süt %100 Doğal %100 Katkısız Günlük Sütünüz… çocuk ve kadın ... Çocuğunuza güvenle içirebileceğiniz katkısız doğal günlük süt. sütlaç uzun ömürlü sütlere göre tadı daha güzel olan süt. bunun piyasasına ilk olarak  süt hakimmiş fakat möö süt kutu süt satmaya başlayınca işleri daha  iyi olduğunu gördük. GÜNLÜK SÜTÜN ÖZELLİKLERİ. “Taze” sütler modern çiftliklerden toplanır. Her Sabah Özenle Sağılan İnek ve Keçilerimizin Taze Doğal Sütleri Evinize Teslim Katkısız ve doğal çiğ süt kapınıza kadar geliyor. %100 katkısız, doğal ve günlük çiğ sütü kapınıza getiriyoruz. Sütlerimizi kargo ile değil, soğutuculu dağıtım
Açıklama:- Günlük Doğal Çiftlik Sütü Evinize teslim. Samsun 'da kapınıza teslim. Kapıya teslimat taze köy sütü için bizi arayın. Alosüt hattı:0533 593 1615. Arayın çiftlikten sofranıza taze yoğurt tereyağ süt gelsin. Kategori:- çelik kasaYemek Ekleyen:- osman
Ekleme Tarihi:- December 07, 2016 11:28:58 AM Hitleri:- 0 RSS:- http://www.moosut.com/feed/ Gönderileri: süt yoğurt - blog linkleri - kasa