boş

Arşiv aramaları için konu başlığı ‘uzay’

Satürn’ün halkasında esrarengiz cisimler

Bilim insanları, Satürn’ün halkalarından birine zarar veren, esrarengiz cisimler keşfetti.

Satün’ün “F halkası”nda tespit edilen cisim, NASA’nın Cassini uzay aracı tarafından çekilen fotoğrafta ortaya çıktı. Uzay aracının çektiği fotoğraflarda, Satürn’ün en dıştaki halkası olan F halkası üzerinde ilerleyen, yaklaşık bir kilometre uzunluğunda cisimler görüldü.

F halkasında gezinen gök cisimlerinin, hareketleri esnasında buz parçacıklarını da hareketlendirdikler ve tıpkı jetlerin gökyüzünde arkalarında bıraktığına benzeyen bir iz ortaya çıkardıkları fark edildi. Gök bilimciler, F halkasındaki serseri cisimlerin geride bıraktığı izleri “mini jetler” olarak adlandırdı.

Londra’nın Queen Mary Üniversitesi’nde gök bilimci olan ve Cassini görüntüleme ekibinde yer alan Carl Murray, Space.com’a, “Bence F Satürn’ün en tuhaf halkası. Son tespitler bu halkanın sanıldığından çok daha hareketli olduğunu gösteriyor… F halkası bir kilometreden, 150 kilometrelik Prometheus uydusuna kadar birçok gök cisminin yer aldığı bir yer. Bu cisimlerin her biri görülmeye değer bir görüntü ortaya çıkarıyor” dedi.

NÖBETÇİ UYDULAR
F halkası, Satürn’ün iki uydusu, Prometheus ve Pandora’nın gözetimi altında. Bu iki uydu, halkanın içinde ve dışında kıvrılarak hareket ediyor. Bazı zamanlarda, iki uydu F halkasını düzensizleştiriyor ve ortaya “kar topları ve kanallar” çıkıyor. Bilim insanları, buz parçalarından oluşan bu kar tanelerinin, uzun süre hayatta kalmayı başararak F halkası üzerindek kayan cisimler haline geldiğini düşünüyor

.

F halkası, Satürn’den 140 kilometre uzaklıkta yer alıyor. Halkanın üzerinde gezinen cisimlerin, saatte yaklaşık 6.4 kilometre hızla halkayla çarpıştığı tespit edildi. Bu düşük hıza rağmen, çarpışmaların ardından geride 40 ila 180 kilometre uzunluğunda izler kalıyor.

Cassini

görüntüleme ekibinden bir diğer isim Nick Attree, “F halkasının çevresi yaklaşık 550 bin kilometre. Mini jetler halkaya kıyasla çok ufak kaldığı için tespitleri çok zor oluyor… Cassi’nin çektiği 20 bin fotoğrafı inceledik ve Devamını Oku… »

Yılın ilk ‘yıldız yağmuru’ bugün

Çoban takımyıldızından gelen Quadrantid meteor yağmurunda saatte 120 adet “yıldız kaymasının” görülmesi ve yıldız yağmurunun 3 gece sürmesi bekleniyor.

ANKARA – Kuzey yarımkürede izlenecek meteor yağmuru kuzeydoğudan akacak ve 23:00′dan sabaha kadar izlenebilecek. 2012 yılında toplam 18 meteor yağmuru gözlemlenebilecek.

Ortalama olarak saatte 50 ila 200 civarında yüksek yoğunluğu olan Quadrantid göktaşı yağmuru, 28 Aralık-7 Ocak tarihleri arasında gözlemlenebiliyor. Devamını Oku… »

Dinozorları asteroit yok etmiş

65 milyon yıl önce, Meksika kıyılarına düşen bir kuyruklu yıldız veya asteroitin dinozorların sonu olduğu açıklandı.

ABD’nin Montana Eyaleti’nde bulunan üç boynuzlu “Triceratops” adlı otçul dinozor türüne ait olduğu belirlenen fosil

üzerinde yapılan incelemelerde dinozorların asteroit çarpmasından sonra yok olduğunu öngören tezi destekleyen bulgular elde edildiği açıklandı.

Bilim adamları, 65 milyon yıl önce, Tebeşir (Kretase) Çağı’nın sonlarında Meksika kıyılarına düşen bir kuyruklu yıldız veya asteroitin dinozorların sonu olduğunu açıkladı.

Yale Üniversitesi’nden Dr. Tyler Lyson, bulunan boynuz fosilinin dinozorların yavaş yavaş ölmediğini, ani bir değişim sonucu öldüğü teorisini güçlendirdiğini vurguladı.

Bu teze inanmayanlar ise asteroit Dünya’ya çarptığında dinozor ırkının çoktan yok olduğunu iddia etti. Bazı bilim adamları ise dinozorların açlık, susuzluk gibi etkenler nedeniyle ağır ağır yok olduğuna dair savlarını yineledi.

İçimizdeki uzaylı

Yeni bir ankete göre sanılandan çok daha fazla sayıda insan, uzaylıların Dünya’da bizimle birlikte yaşadığına inanıyor.

Çok uzun zamandır insanların merakını cezbetmeyi başaran uzaylılar sadece bilim kurgu hikayelerinin parçası değil. Tahmin ettiğinizden çok daha fazla insan uzayda bizim dışımızda akıllı canlılar olduğuna inanıyor. Hatta bazıları uzaylıların hiç de uzakta olmadıklarını, yanımızda yani Dünya’da yaşadıklarına inanıyor.

Araştırma firması Ipsos’un yaptığı ankete göre her 5 kişiden biri uzaylıların dünyada gizlenmiş veya şekil değiştirmiş olarak yaşadıklarına inanıyor. Erkeklerin kadınlara göre bu düşünceye daha çok inandıkları görülüyor. Araştırmaya göre ankete katılan erkeklerin yüzde %22′si uzaylıların Dünya’da olduklarını söylerken, kadınlar da bu oran yüzde 17.

Dünya’daki uzaylılar fikrine gençler daha yakın görünüyor. 35 yaş altı katılımcıların yüzde 25′i bu fikre inandığını belirtirken, 35 – 54 yaş arasındaki katılımcılarda oran yüzde 16′ya düşüyor. 55 yaş üzerindekilerin Dünya’daki uzaylılara inanların oranı ise sadece yüzde 11.Ülkelere göre bakıldığında bu fikre en çok sahip çıkanlar Hintliler. Hintlerin yüzde 45′i uzaylıların aramızda olduğunu düşünüyor. Ardından yüzde 42 ile Çinliler, yüzde 29 ile Japonlar ve yüzde 25 ile Güney Koreliler yer alıyor. Avrupa’da İtalyanların yüzde 25′inin bu fikre yakın olduğu görülürken ABD’de ise oran yüzde 24.

NASA alarmda!

Korkutan cismi yakından takip ediyor.

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), Atlantis uzay mekiği ile kenetli Uluslararası Uzay İstasyonu’na (UUİ) tehlikeli bir şekilde yaklaşan bir cismi yakından takip ediyor.

NASA’dan bazı uzmanlara göre, kullanılmayan bir Rus uydusuna ait olan bu başıboş cisim, yarın yapılması öngörülen uzay yürüyüşünün tam ortasında en yakından UUİ’ye yaklaşacak.

Uçuş idare ekibinin lideri LeRoy Cain, bu başıboş uzay hurdasının boyutunun bilinmediğini belirterek, cismin tehlikeye yaratmayacak bir mesafede yaklaşmasını umduklarını, ancak henüz bunu bilmediklerini söyledi.

Cismin tehlike yaratması durumunda Atlantis motorlarını ateşleyerek kenetli olduğu uzay istasyonuyla cisimden uzaklaşacak.

İki haftadan kısa bir süre önce de bir uzay hurdasının tehlikeli şekilde yaklaşması yüzünden UUİ mürettebatı sığınağa geçmişlerdi.

En uzak parlak gök cismi görüntülendi.

Avrupalı gökbilimciler, Büyük Patlama (Big Bang)’dan sadece 770 milyon yıl sonra oluşmuş bir quasar (yıldızımsı gök cismi) görüntüledi.

Eşsiz bir parlaklığa sahip olan nesne, kütlesiGüneş’in 2 milyar katından fazla olan bir karadelik tarafından güç alıyor. Avrupa Güney Yarımküre Astronomik Araştırmalar Organizasyonu (ESO)’na ait olan Şili’deki VLT teleskopunun tespit ettiği quasar, şu ana kadar evrende keşfedilen en eski ve enparlak nesne. Bilim dergisi Nature’da dün yayınlanan araştırma sonuçlarına göre, ‘ULAS J1120+0641’ adı verilen quasar dünyaya öyle uzak ki, ışığı bize ancak 12.9 milyar yıl sonra ulaşabildi. ESO’dan araştırma lideri Stephen Warren, “Bu gök cismi, evrenin hayati bir noktası. Bu, Büyük Patlama’dan milyonlarca yıl sonra süper kütleli karadeliklerin nasıl büyüdüklerini anlamamıza yardım edecek çok nadir bir nesne” açıklamasını yaptı. Bilim adamı Bram Venemans da, “Bu cismi bulmak 5 yılımızı aldı. Bize, evrenin tarihinde 100 milyon yıllık bir pencereyi keşfetmenin eşsiz bir fırsatını veriyor” dedi. Gizemleri tam anlamıyla çözülememiş olan quasar’lar, evrenin uzak köşelerinde akıl almaz bir enerjiyle parlayan gökadalar olarak da biliniyor. Daha önce, bugüne kadar gözlenen en eski quasar’ın varlığı, evrenin oluşumundan 870 milyon yıl sonrasına ait olarak tespit edilmişti.

Onlarla karşılaşmamıza çok az kaldı

Rusya’nın en önde gelen gökbilimcilerinden Andrey Finkelstein, dün yaptığı açıklamada, “insanlığın önümüzdeki 20 yıl içinde dünya dışından uygarlıklarla karşılaşacağını umduğunu” söyledi

Rusya Bilim Akademisi Uygulamalı Astronomi Enstitüsü Başkanı Andrey
Finkelstein, “Hayatın ortaya çıkması, atomların bir araya gelmesi kadar kaçınılmaz… Diğer gezegenlerde yaşam var ve 20 yıl içinde başka gezegenlerdeki hayatı keşfedeceğiz” dedi.

Dünya dışı yaşamın araştırılmasını konu alan uluslararası bir forumda konuşan Finkelstein, “Samanyolu Galaksisi’nde bir yıldızın (güneşin) yörüngesinde bulunan gezegenlerin yüzde 10’unun Dünya’ya benzerlik gösterdiğine” dikkat çekti.

Rus gökbilimci, “bu gezegenlerde su bulunması halinde hayatın da olabileceğini, hatta insanlar gibi iki kola, iki bacağa ve bir kafaya sahip uzaylıların var olabileceğini” ifade etti. Gazeteport’ta yer alan habere göre; Finkelstein, “Derilerinin renkleri bizimkinden farklı olabilir. Ama insanların bile derilerinin renkleri birbirlerinden farklı” dedi.

UZAYA MESAJ GÖNDERİYORLAR

Finkelstein’ın başında olduğu enstitü, 1960’larda başlatılan ve uzaydaki radyo sinyallerinin tespit edilmesini ve uzaya radyo sinyalleri gönderilmesini öngören bir program yürütüyor. Rus gökbilimci, “Dünya dışı yaşam aradığımız zaman boyunca, genel olarak uzaydan mesaj gelmesini bekledik ama tersini düşünmedik” ifadesini kullandı.

ABD Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA), Mart ayında Dünya’ya düşmüş olan fosillerin içinde uzaylı bakterilerin olduğunu öne sürmüştü.

Ay dev bir disko topu olacak..

Bir Japon şirketi Ay’ı güneş panelleriyle kaplı dev bir disko topuna çevirmeyi planlıyor.

 

Kulağa bilimkurgu filmlerini andıran bir senaryo gibi gelse de Japonlar gerçekten ‘çılgın’ bir projeye imza atmaya hazırlanıyor. Shimizu adlı şirket Ay yüzeyini güneş panelleriyle kaplayarak dünyadaki tüm enerji ihtiyacını bu şekilde karşılamayı öneriyor.

Daily Mail’in haberine göre, yerleştirilen güneş panellerinin bakımının robotlar tarafından yapılması düşünülen projede enerjiyi lazer veya mikrodalga yoluyla Dünya’daki istasyonlara taşıyarak 13 bin teravatlık sürekli bir kaynak yaratılması hedefleniyor.

Şu ana kadar kurulması planlanan en büyük altyapı sisteminde Ay’ın aydınlık yüzünde 6800 mil uzunluğunda ve 248 mil genişliğinde bir bant yer alacak. Yüzeyde de 12 mil genişliğinde antenler olacak.

Japonya, Mart ayında yaşanan deprem ve ardından yaşanan nükleer felaketlerin ardından alternatif enerji arayışına girmişti. Şimdilik projeye ne zaman başlanacağına ve ne kadar sürede bitirileceğine dair bir takvim açıklanmadı.

 

İlk ‘uzay’ üniversitemiz kuruluyor

THK Sabiha Gökçen Havacılık ve Uzay Üniversitesi” adıyla kurulacak Türkiye’nin ilk havacılık üniversitesi
Haber, Türk Hava Kurumu, Türkiye’nin ilk uzay ve havacılık üniversitesini açmak için YÖK’e başvurdu. 3 yıl içinde öğrenci kabul edecek. Üniversitenin beş ilde kampüsü olacak.
THK Genel Başkanlığından yapılan yazılı açıklamada, havacılık gibi önemli bir konuda ülkenin ihtiyaç duyduğu eğitimli iş gücünü karşılamak için 2009 yılında harekete geçen kurumun, gerekli fizibilite çalışmalarını tamamladığı belirtildi.
”THK Sabiha Gökçen Havacılık ve Uzay Üniversitesi”nin kurulması amacıyla hazırlanan başvuru dilekçesinin bugün YÖK’e sunulduğu bildirilerek, YÖK tarafından gerekli izinlerin verilmesi halinde Ankara’da kurulacak üniversitenin İstanbul, İzmir, Konya ve Eskişehir’de kampüslerinin bulunacağı ifade edildi.
Türk Hava Kurumu (THK) Genel Başkanı Emekli Tümgeneral Osman Yıldırım, üniversiteyi hayata geçirebilmek için bir vakıf kurduklarını ve üniversitenin de vakıfa bağlı olarak açılacağını söyledi. Yüksek Öğretim Kurumu’na (YÖK) başvurduklarını ve izin için beklemede olduklarını söyleyen Yıldırım, “Konuya sıcak bakılıyor. Üniversite ile THK’ya bağlı havacılık eğitim merkezlerini akademi statüsüne kavuşturacağız” dedi. Üniversite’nin Ankara Etimesgut’ta kurulacağını kaydeden Yıldırım “THK Sabiha Gökçen Havacılık ve Uzay Üniversitesi’nin rektörlük binası hazır.” diye konuştu.
Üniversitenin bünyesinde ”Havacılık Meslek Yüksekokulu, Havacılık ve Uzay Bilimleri, Mühendislik, Hava Ulaştırma ve İşletme” fakültelerinin bulunacağı belirtilerek, havacılık sektöründe faaliyet gösteren çok sayıda kuruluş ile yapılacak iş birliği sayesinde, mezunlara iş garantisinin sağlanacağı kaydedildi.
Üniversitede, ”Uzay Mühendisliği”, ”Havayolu İşletmeciliği”, ”Havaalanı İşletmeciliği”, ”Hava Trafik Yönetimi”, ”Mekatronik Mühendisliği”, ”Havacılık Elektroniği” ve ”Kabin Hizmetleri” konularında eğitim verileceği belirtilerek, üniversitenin Ankara, İstanbul ve İzmir’de bulunacak pilotaj bölümlerinde lisans düzeyinde 4 yıllık pilotluk eğitiminin verileceği ifade edildi.
Bu eğitime ek olarak farklı bölümlerden mezun olmuş ancak pilotluk mesleğine hevesli öğrencilere yüksek lisans programları uygulanacak

Uzayda toplu taşıma başlıyor

uzaya turistik seferlerde kullanılacak “SpaceShipTwo” mekiğinin 1,5 yıl içinde ilk uçuşlarına başlayacağını bildirdi.
Haber, Virgin Havayolları’nın sahibi İngiliz milyarder Richard Branson, uzaya turistik seferlerde kullanılacak “SpaceShipTwo” mekiğinin 1,5 yıl içinde ilk uçuşlarına başlayacağını bildirdi.
Branson, Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’da yatırımcıların katıldığı bir toplantıda yaptığı açıklamada, SpaceShipTwo’nun inşasını yeni bitirdik. 18 aya insanları uzaya götürürüz” dedi.
İsmi Virgin Space Ship (VSS) Enterprise olacak bu mekiğin yolcularının uzay seyahati için 200 bin dolar civarında bir ödeme yapacaklarını belirten Branson, uzaya turistik sefer yapacak ilk ticari şirket olan Virgin Galactic’in şimdiden 6 koltuklu mekikte seyahat için 330 müşteriden 45 milyon dolar topladığını da söyledi.
Mühendis Burt Rutan tarafından geliştirilen kompozit malzemeden üretilmiş mekik, ana gemi “Beyaz Şövalye”nin kanatları altındaki ilk deneme uçuşunu mart ayında California çölü üzerinde yapmıştı. Mekik, ana gemiden 16 kilometre irtifada ayrılarak uzaya doğru yol alacak.
Turistler uzaya çıktıklarında Dünya’yı mekiğin lombozlarından bakarak gözleyebilecekler.
Ünlü milyarder, basın toplantısında yaptığı açıklamada, bundan sonraki aşamada, Ay’a yolculuk gibi uzun seyahatlerde kullanılmak üzere uzayda lüks oteller açmayı planladıklarını bildirdi.
“Uzayda oteller açmayı planlıyoruz. Ay’ı seviyoruz” diyen Branson, ayrıca okullar ve üniversitelerin kullanımına yönelik küçük uydular fırlatmakla da ilgilendiğini anlattı

Türk gökbilimcinin müthiş keşfi

ABD’nin Boston kentindeki Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi (CfA)’da çalışan Türk gökbilimci Mükremin Kılıç ve beraberindeki bilim adamları, uzayda eşine az rastlanan bir olayı tespit etti. İki beyaz cücenin (ölmekte olan yıldız) birleşerek yeni bir yıldızı doğurmaya başladığı ortaya çıktı.

Kılıç’ın önderliğindeki CfA ekibinin yayınladığı bulgulara göre, ‘SDSS J010657.39 – 100003.3′ adı verilen ikili yıldız sistemi, Dünya’dan yaklaşık 7 bin 800 ışık yılı uzaklıktaki Balina takımyıldızında yer alıyor.
Birbirleri etrafındaki dönüşlerini 39 dakikada tamamlayan iki beyaz cüce, 37 milyon yıl içerisinde çarpışıp birleşecek ve yeni bir yıldızı oluşturacak.
Beyaz cücelerin arasındaki uzaklık 225 bin kilometreden fazla, yani Dünya ve Ay arasındaki mesafeden biraz daha az. İki yıldız, saatte yaklaşık 1,6 milyon kilometre hızla birbirleri etrafında dönüyor. Beyaz cücelerden biri Güneş’in yüzde 17′si, diğeri ise yüzde 43′ü ağırlığında. Astronomlar, ikisinin de helyumdan oluştuğunu düşünüyor.
Keşif, ABD’nin Arizona eyaletinde bulunan Hopkins Dağı’ndaki MMT Gözlemevi’nde gerçekleştirildi. Konu hakkında bilgi veren Mükremin Kılıç, “Bu yıldızlar ömürlerini tamamlamış durumda. Birleştiklerinde yeniden doğacaklar ve ikinci bir yaşama başlayacaklar” dedi. Kılıç ve ekibi, daha önce 200 milyardan fazla yıldızın bulunduğu Samanyolu galaksisinde çok sayıda beyaz cüce sistemi bulmuştu. Ancak ilk kez iki ölü yıldızın birleşme sürecinin gözlendiği belirtiliyor.
Yıldızlar, nükleer yakıtlarını tükettikten sonra önce ‘kırmızı dev’e dönüşüyor. Bu aşamada çok genişleyen yıldız, daha sonra içe doğru çökmeye başlıyor. Çekirdeğin etrafındaki helyum iyice sıkıştıktan sonra büyük bir patlama meydana geliyor. Dış katmanları uzaya dağılan yıldızdan geriye kalanlara beyaz cüce deniliyor. Bilim adamları, Güneş’in de yaklaşık 6 milyar yıl içinde bir beyaz cüceye dönüşeceğini öngörüyor.

FBI raporunda ‘uzaylılar’

FBI’ın hazırladığı raporda, 60 yıl önce ABD’ye bir uçan daire düştüğü ve üç cesedin bulunduğu ileri sürüldü.

Federal Araştırma Bürosu (FBI), yaklaşık 60 yıl önce ABD’ye düştüğü iddia edilen bir uzay mekiği hakkında hazırlanan özel raporunu yayınladı.

Raporda, gizli ajan Guy Hottel’in UFO notları da yer aldı. Hottel, Hava Kuvvetleri’nden bir müfettişin uzaydan gelen üç uçan dairenin ABD’nin New Mexico eyaletine iniş yaptığını aktardığını yazdı.

Uçan çisimlerde üç çeset bulunduğu iddia edilen raporda, şu ifadeler yer aldı: “Her araçta insan vücuduna benzer üç ceset bulduk. Bulunanlar 90 santimetre boyunda ve metalik kıyafetler giyiyor. Her birinin vücudu pilotların giydiği kıyafetlere benzer bandajlarla kaplı.”

1947 yılında New Mexico’nun Roswell Kasabası’na uçan daire düştüğü iddiaları ortaya atılmıştı. Ancak yetkililer cismin “meteoroloji balonu” olduğunu açıklamıştı.

Türk Gökbilimcinin Müthiş Keşfi

Türk gökbilimci Mükremin Kılıç ve beraberindeki bilim adamları, uzayda eşine az rastlanan bir olayı tespit etti.

ABD’nin Boston kentindeki Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi (CFA)’da çalışan Türk gökbilimci Mükremin Kılıç ve beraberindeki bilim adamları, uzayda eşine az rastlanan bir olayı tespit etti. İki beyaz cücenin (ölmekte olan yıldız) birleşerek yeni bir yıldızı doğurmaya başladığı ortaya çıktı.
Kılıç’ın önderliğindeki CfA ekibinin yayınladığı bulgulara göre, ‘SDSS J010657.39 – 100003.3′ adı verilen ikili yıldız sistemi, Dünya’dan yaklaşık 7 bin 800 ışık yılı uzaklıktaki Balina takımyıldızında yer alıyor. Birbirleri etrafındaki dönüşlerini 39 dakikada tamamlayan iki beyaz cüce, 37 milyon yıl içerisinde çarpışıp birleşecek ve yeni bir yıldızı oluşturacak. Beyaz cücelerin arasındaki uzaklık 225 bin kilometreden fazla, yani Dünya ve Ay arasındaki mesafeden biraz daha az. İki yıldız, saatte yaklaşık 1,6 milyon kilometre hızla birbirleri etrafında dönüyor. Beyaz cücelerden biri Güneş’in yüzde 17′si, diğeri ise yüzde 43′ü ağırlığında.
Astronomlar, ikisinin de helyumdan oluştuğunu düşünüyor. Keşif, ABD’nin Arizona eyaletinde bulunan Hopkins Dağı’ndaki MMT Gözlemevi’nde gerçekleştirildi. Konu hakkında bilgi veren Mükremin Kılıç, “Bu yıldızlar ömürlerini tamamlamış durumda. Birleştiklerinde yeniden doğacaklar ve ikinci bir yaşama başlayacaklar” dedi.
Kılıç ve ekibi, daha önce 200 milyardan fazla yıldızın bulunduğu Samanyolu galaksisinde çok sayıda beyaz cüce sistemi bulmuştu. Ancak ilk kez iki ölü yıldızın birleşme sürecinin gözlendiği belirtiliyor. Yıldızlar, nükleer yakıtlarını tükettikten sonra önce ‘kırmızı dev’e dönüşüyor. Bu aşamada çok genişleyen yıldız, daha sonra içe doğru çökmeye başlıyor. Çekirdeğin etrafındaki helyum iyice sıkıştıktan sonra büyük bir patlama meydana geliyor. Dış katmanları uzaya dağılan yıldızdan geriye kalanlara beyaz cüce deniliyor. Bilim adamları, Güneş’in de yaklaşık 6 milyar yıl içinde bir beyaz cüceye dönüşeceğini öngörüyor

Uzaya yolculuk başlıyor

Los Angeles’ın kuzeyinde Kaliforniya çöllerinde, mühendisler hummalı bir çalışma içerisinde.

Amaç, uzaya turistik yolculuk yapmanın milyonlarca dolarlık bir hayal olmaktan çıkması. Virgin havayollarının uzaya aynı anda 6 yolcu taşıyabilecek Virgin Galactic isimli uzay gemisi yapım aşamasında. Tamamlandığında, uzaya yolculuğun maliyetinin çok daha az olacağı hesap ediliyor. Virgin Galactic uzay gemisi, bej alelade bir hangarda duruyor. Virgin Havayolları, uzay gemisinin birkaç sene içinde müşterileri uzaya götürmeye hazır hale geleceğini düşünüyor. Geminin neredeyse tam altındaki küçük bir delikten tırmandıktan sonra, daha yapılacak çok iş olduğunu görüyorum. Duvarlar çıplak, kablolar dışarıda ve henüz koltuk konmamış. Ancak her bir yolculuğa katılacak altı kişinin nasıl bir deneyim yaşacağını hissediyor insan. Geminin gövdesi boyunca yerleştirilmiş pencerelerin kimi yanlarda, kimiyse tavanda. Yolcular bu pencerelerden mavi gökyüzünün önce mora, daha sonra ise uzayın siyahına dönüşmesini izleyecek. Motorun gürültüsü ve uzay gemisini saran atmosferin sesi kaybolacak.Sessizlik çöktüğünde ve dışarıdaki karanlığı gördüklerinde, yolcular artık uzayda olduklarını anlayacaklar. Ve işte o andan itibaren, atmosferin olmadığı ortamda, beş dakika geçirecekler. Sorunları öngörebilmek
Geminin pilotlarından Pete Siebold, “Test uçuşu programında olduğumuz için, karşı karşıya olduğumuz en büyük zorluk geminin uçması değil, neyin ters gidebileceğini önceden tahmin edebilmek” diyor. Pilotların seyahatı New Mexico’da, henüz inşası bitmeyen dünyanın ilk ticari uzay limanında başlayacak. Pilotlar, uzay gemisinde yerlerini almadan önce bu terminalde üç gün eğitim görecekler. Yolculuk ise iki aşamadan oluşacak. Önce bir uçak, uzay gemisini 15 kilometre irtifaya çıkaracak ve ardından boşluğa bırakacak. Uzay gemisi, motorunu ateşleyecek ve bir dakikadan kısa süre içinde saatte 4000 kilometre hıza erişecek. Virgin Galactic, henüz test uçuşu için bile uzaya gitmiş değil ancak gittikçe daha yüksek irtifada test ediliyor. Biletler şimdiden ayrıldı
Virgin Havayolları, uzaya yapılacak uçuşların yolcu başı üreteceği karbonun okyanus aşırı uçuşlarınkinden daha az olacağını söylüyor. Ancak gene de, söz konusu olan çok kısa bir yolculuk için çok fazla enerji kullanılacak olması. Yakıt tüketimini düşüren bir etmen ise, geminin tümüyle karbon bileşenlerinden yapılmış olması. Gemiyi inşa eden Scaled Composites firmasından Matt Stinemetze, “Amacımız insanları tekrar tekrar uzaya götürebilmek” diyor. Stinemetze, “İlk iki sene için hedef, binlerce kişinin uzaya götürülmesi. Yirmi sene içinde, herkes uzaya gitmiş birini tanıyor olacak” diyor. Gemi uzaydan dönerken kanatlarını kapayarak yarattığı dirençle yolculuğunu sarsılmadan tamamlayacak. Virgin Havayollarıyla rekabet eden bir firma şimdilik yok. Ancak girişim başarılı olursa, yatırımcıların rakip projelere para aktarması bekleniyor. Neden mi? Çünkü bedeli 200 bin doların üzerinde olan biletlerden şimdiden 400′den fazla adet ayrılmış durumda.

 

 

Merkür gezegeninin ilk fotoğrafları

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Ajansı, NASA’ya ait Messenger uzay aracı, 29 Mart günü TSİ 11.20 sularından Merkür’ün yörüngesinden ilk fotoğrafları çekti.
Messenger’in Dünya’ya gönderdiği ilk fotoğrafta, Merkür’n güneyinde dev bir kraterin bulunduğu, ıssız, gri bir bölge görünüyor.
Merkür’den gönderilen ilk fotoğraflar, John Hopkins Üniversitesi’nin internet sitesinde yayımlandı.
Messenger uzay aracı tarafından çekilerek Dünya’ya gönderilen 363 fotoğraf, uzay aracının Merkür’ün etrafında yaptığı 6 saatlik dönüşü esnasında çekildi.
6 buçuk yıl önce fırlatılan Messenger uzay aracı, ancak 17 Mart 2011 tarihinde Merkür’ün yörüngesine ulaşabilmişti.
446 milyon dolara mal olan araç en az bir yıl Merkür’ün yörüngesinde kalacak.
Görevi süresince, Messenger’ın Dünya’ya 750 bin fotoğraf göndermesi bekleniyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

1235 dünya daha var

NASA, “Evrende yalnız mıyız” sorusuna cevap bulmak için yaptığı incelemelerin sonuçlarını açıkladı

NASA, “Evrende yalnız mıyız” sorusuna cevap bulmak için yaptığı incelemelerde dünya benzeri yaşamın olabileceği 1235 gezegeni kamuoyuna duyurdu. Samanyolu’nda iki yıldır, dünya benzeri yaşamın olabileceği gezegenler üzerinde inceleme yapan astronomlar farklı boylardaki gezegenlerde uzaylıların yaşayabileceğini açıkladı. Bu gezegenlerden 54’ünün su bulunan bölgede yer aldığına dikkat çeken bilim adamları “Bu 54 gezegenin yüzeyi dünya yüzeyine benziyor” açıklamasında bulundu.

Uzayda 54 yeni gezegen bulundu

Uzayda yaşanabilir kuşakta 54 yeni gezgen bulundu.

 

WASHINGTON (A.A) – 02.02.2011 – NASA’nın Kepler teleskobu ile, diğer güneş sistemlerinde, yaşam koşullarına sahip olma olasılığı yüksek 54 yeni gezegen keşfedildi.

Samanyolu galaksisinin 1 yıl boyunca taranması sonucu, diğer güneş sistemlerinde bin 235 adet, gezegen olma olasılığı yüksek gök cismi belirlendi. Kepler, gezegen olma olasılığı bulunan, bilinen gök cisimlerinin sayısını da böylece üçe yakın oranda katlamış oldu.

Bunlardan 54′ünün, kendi güneşlerine, yaşam koşullarına uygun yani ne çok soğuk ne de çok sıcak olabilecek uzaklıkta (yaşanabilir kuşakta) olduğu anlaşıldı.

Kepler projesinin baş araştırmacısı William Borucki, bu keşfin oldukça heyecan verici olduğunu ifade ederek, bugüne kadar, yaşamın desteklenebileceği kuşakta yer alan sadece 2 gezegenin bilindiğini söyledi.

Bu gezegenlerin bu kuşakta yer almaları, bunlarda yaşam olabileceği anlamına gelmiyor. Bunun en iyi örneği olarak da, tamamen çöl halindeki Mars gösteriliyor. Bu gezegenler teleskopla gözlemlenemiyor, yüzey koşulları görülemiyor, bu gezegenlerin ancak, kendi güneşleri üzerinde oluşturdukları çekim veya güneşlerinin yaydığı ışığa çıkardıkları engel, defalarca yapılan gözlemlerle izlenerek, orada oldukları anlaşılıyor.

Bu gezegenlere seyahat de mümkün değil çünkü, bugünkü teknolojiyle dünyadan bunlara seyahatler, milyonlarca yıl sürebilecek.

Uzayda dünya dışı yaşam olabileceğine ilişkin olasılığı arttıran bu yeni keşif içerisinde bulunan gezegenlerin yüzeylerinin 0-100 santigrat derece arasında değiştiği, yüzeylerinde bulunma olasılığı bulunan suyun sıvı halde olduğu düşünülüyor.

2009′da fırlatılan Kepler, Güneş’in yörüngesinde, Dünya ve Mars’ın yörüngelerinin arasında dönüyor.

Güneş’in tamamı ilk kez görüntülendi

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA)’nın iki uzay aracı, Güneş’in küre şeklinde olduğunu resmi olarak ispatladı.

Yıldız, ilk kez 360 derece fotoğraflandı. Güneş’in Dünya’ya göre önü ve arkasına yerleştirilmiş aynı yörüngede ilerleyen NASA’ya ait iki STEREO (Güneş Dünya İlişkileri Uydusu) uzay aracı, Güneş’i ilk kez “tamamıyla” görüntülemeyi başardı. Bilim adamları bu sayede Güneş’in yüzey hareketlerini eksiksiz bir şekilde inceleyebilecek. Güneş’in Dünya’ya olan etkileri hakkında daha net veriler alınabilecek.

Ters konumdaki ikiz uydular, 2006′dan bu yana Güneş’in sadece kendi taraflarında kalan kısımlarını görüntülüyordu. Elde edilen fotoğraflar ışığında bilim adamları tam bir küre oluşturma imkanı yakaladı. STEREO uydular, yüzeydeki bütün devasa patlamaları, tsunamileri ve manyetik hareketleri tespit etti. Washington’daki Donanma Araştırma Laboratuarı’nda görevli STEREO ekibi üyelerinden Angelous Vourlidas, tarihte ilk kez Güneş aktivitelerini tamamıyla 3 boyutlu izleyebileceklerini belirtti. Vourlidas, “Bu, Güneş fizikçileri için büyük bir an. STEREO’lar, yıldızın gerçekten sıcakplazmave karmakarışık manyetik alanlardan oluşan bir küre olduğunu ortaya çıkardı” dedi. Amerikan Ulusal Okyanus ve Atmosfer Yönetimi (NOAA)’nınUzayHava Tahmin Merkezi’nden Bill Murtagh, “Artık Güneş’ten sürpriz tahminler yerine kesin sonuçlar alabileceğiz” diye konuştu. STEREO uydularının sağladığı veriler sayesinde NOAA’nın havayolu şirketleri, güç firmaları ve uydu operatörlerine sağladığı tahminlerin doğruluk yüzdesi yükselecek. İkiz STEREO uyduları önümüzdeki 8 yıl boyunca Güneş’i izlemeyi sürdürecek.

Uzay Araştırmaları,Bazı Uzay Terimleri,Uzay Çağından Önce Araştırmalar,Uzaydaki İlk Adımlar,Ay'da İlk İnsan,

 Uzayda yapılan inceleme ve keşif gezilerine uzay araştırması ya da uzay yolculuğu denir. Dünya atmosferi­nin sınırları dışında uzanan uzaya uçakla çıkılamaz. Jet yolcu uçakları genellikle atmos­ferin stratosfer katmanında, yerden yaklaşık 12 kilometreye kadar olan yüksekliklerde yol alır; balonlar da yaklaşık 40 kilometreden daha yükseğe çıkamaz. Araştırma uçakları atmosferin uzay sınırlarında uçabilir, ama dış uzaya ancak Dünya’dan roketlerle fırlatılan uzay araçlarıyla ulaşılabilir. Bu, ancak 1950′lerde başarılmıştır.

Bazı Uzay Terimleri

Bazı “uzay terimlerinin anlamlarını vererek konuya girmek yararlı olacaktır. Uzay araçla­rını fırlatmak için kullanılan roketlere fırlat­ma araçları denir. Bir roket, geriye doğru püskürttüğü sıcak gaz kütlesinin itme kuvvetiyle çalışır; itme kuvveti roketin ileri doğru yol almasını sağlar. Bazı fırlatma araçlarında bu itme kuvveti birkaç bin tona çıkabilir. Roket itmesi için kullanılan yakıt maddeleri ile bu yakıtı yakan oksijene iticiler denir. Yakıt, gazyağı gibi bir petrol türevi olabilir; oksijen ise genellikle sıvı haldedir. Fırlatma aracının (yani roketin) hızı, kademeleridir me’yle artırılabilir; kademelendirme, üst üste oturtulmuş ve sırayla ateşlenen birkaç roketi bir arada kullanmak demektir. Her roket kademesindeki yanma sona erince, o kademe gruptan ayrılır ve yere düşer.

Uzay araştırmaları bilimine astronotik de­nir. Uzay yolculuğuna katılanlar ise astronot olarak adlandırılır, ama Ruslar bunlara koz­monot derler. Fırlatma ara­cıyla uzaya taşman yük ise uzay aracı’dır. İçinde mürettebat bulunan araçlar insanlı uzay aracı olarak tanımlanır. İnsansız uzay araçları ise yalnızca aletler, radyo donanımla­rı taşır. Mürettebat kabini kapsül ya da modül olarak adlandırılır. İki uzay aracının uzayda buluşup birbiriyle birleşmesine kenetlenme denir. Mekik, yeniden kullanılabilen insanlı uzay aracıdır.

Uzay aracının Dünya çevresinde izlediği yol, o aracın yörünge’sidir. Dünya çevresinde belirli bir yörüngede dolanan insansız uzay araçları yapma uydu olarak tanımlanır. Ay’a, Güneş’e, gezegenlere ya da uzayın derinlikle­rine gönderilen insansız uzay araçlarına sonda denir. Dünya’nın çevresinde bir yörüngede

dolanmakta olan ve zaman zaman astronotlarca ziyaret edilen uzay araçları uzay istasyo­nu olarak adlandırılır.

Uzay Çağından Önce

İnsanoğlu uzaya açılmayı, daha bunun ola­naklarının bulunmadığı çok eski tarihlerde düşlemeye başlamıştır. Öyle ki, Ay’a gitmek için kuşlara binen mucitlerden ve benzeri düşsel serüvenlerden söz eden pek çok efsane vardır. Ama ancak 19. yüzyılda büyük Fransız bilimkurgu yazarı Jules Verne, 1865′te yayım­ladığı Ay’a Seyahat {De la Terre â la Lune) adlı romanıyla gerçeğe çok yaklaştı. Bu romanda, astronotları taşıyan uzay aracı dev bir toptan fırlatılır; araç Ay’ın çevresinde yörüngede dolanır ve sonra da geri dönüp okyanusa iner. İngiliz romancı H. G. Wells de Dünyalar Savaşı {The W ar of the Worlds; 1898) adlı romanında, Mars’tan uzay araçla­rıyla gelen yaratıkların dünyamızı istila edişini canlandırır; aynı yazar, Ay’da İlk İnsanlar {The First Man in the Moon; 1901) adlı romanında iki İngiliz astronotun Ay’a gidişini ve orada, Ay yüzeyinin altındaki dev mağara­larda yaşayanları ziyaret edişini anlatır.

Bütün bunlar eğlenceliydi, ama uzay yolcu­luğunu gerçekleştirme bakımından herhangi bir yarar sağlamadı. Uzay yolculuğunun ilk gerçek öncüsü, bir Rus öğretmen olan Konstantin Tsiolkovski (1857-1936) idi. Ciddi bir düşünür olan Tsiolkovski, uzay yolculuğu üzerine ilk makalesini 1893′te yayımladı. Tsiol­kovski sıvı yakıtlı ve kademeli roketlere olan gereksinimi çok önceden görmüştü. Bir başka büyük öncü de Hermann Oberth (do­ğumu 1894) idi. Oberth 1923′te Die Rakete zu den Planetenranmen (“Gezegenler arası Uza­ya Roket”) adlı bir kitap yazdı; bilimkurgu türünden olmayan bu kitapta, Oberth ne yapılabileceğini ve nasıl yapılacağını göster­mekteydi. Bir başka önemli kişi de, 1926′da ilk sıvı yakıtlı roketin tasarımını yapan ve bu roketi başarıyla fırlatan ABD’li bilim adamı Robert H. Goddard (1882-1945) idi.

Oberth ve uzay tutkunu başka Almanlar 1927′de Uzay Yolculuğu Derneği’ni kurdular. Daha sonra ABD’de uzay biliminin önemli adlarından biri durumuna gelecek olan Wernher von Braun (1912-77) da bu derneğe katıldı. Dernek üyelerinin Berlin yakınların­da sıvı yakıtlı roketlerle gerçekleştirdikleri ilk deneyler olağanüstü bir çabanın ürünüydü; ama bu çaba çok geçmeden askeri makamla­rın dikkatini çekti. Askerler uzay araştırmala­rında kullanılmak üzere değil, ama uzun menzilli bombardıman silahı olarak yararlanı­labilecek roketler geliştirme şanslarının bu­lunduğunu gördüler. Derneği kapattılar ve dernek üyelerini Baltık kıyısında ıssız bir yer olan Peenemünde’ye götürdüler. Orada Bra­un ve arkadaşları modern güdümlü füzelerin ve fırlatma araçları­nın ilk örneği olan dev “V 2″ roketini geliştir­diler.

Uzaydaki İlk Adımlar

1954′te ABD ve SSCB hükümetleri, 1957-58 Uluslararası Jeofizik Yılı’nda yapma uydular fırlatacaklarını açıkladılar. Bunu ilk başaran SSCB oldu; bu ülkeden 4 Ekim 1957′de insansız uzay uydusu “Sputnik 1″ fırlatıldı. {sputnik Rusça’da “yol arkadaşı” anlamına gelir.) Sputnik’in Dünya yörüngesine giren 83,6 kilogramlık kapsülündeki radyo vericisi­nin yaydığı sinyaller yerden alındı.

“Sputnik l”i, Kasım 1957′de fırlatılan, il­kinden çok daha büyük ve yarım ton ağırlığın­daki “Sputnik 2″ izledi. “Sputnik 2″de, Dünya çevresinde dolanan ilk canlı unvanını kazanan Layka adlı bir köpek bulunuyordu. İlk ABD uydusu olan, yalnızca 14 kg ağırlı­ğındaki “Explorer 1″ (explorer İngilizce’de “kâşif” anlamına gelir) Ocak 1958′de fırlatıl­dı. Bu uydu Dünya’nın magnetik alanına yakalanmış yüklü parçacıkların ekvatora pa­ralel olarak ve yeryüzeyinden epeyce yüksek­te oluşturdukları Van Ailen kuşaklarına iliş­kin bilgiler gönderdi.

SSCB’nin 1959′da fırlattığı uzay araştırma aracı “Luna 1″, Ay’ın 6.000 km kadar yakı­nından geçti. Aynı yıl SSCB’nin fırlattığı “Luna 2″ Ay’a çarptı; “Luna 3″ de, Ay’ın çevresinde dolanarak bize dönük olmayan yüzünün ilk fotoğraflarını gönderdi.

ABD de havacılık ve uzay araştırmalarını planlamak ve yönetmek üzere 1958′de, kısa adı NASA olan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’ni kurdu. Ama SSCB bu alandaki üstünlüğünü korudu ve 12 Nisan 1961′de ilk insanlı uzay aracı “Vostok l”i fırlattı (vostok “doğu” demektir); bu aracın taşıdığı Yuri Gagarin (1934-68) Dünya çevresinde dolanan ilk insan oldu. Bundan kısa bir süre sonra, ilk ABD’li astronotlar Alan Shepard ve Virgil Grissom, “Mercury” adlı uzay aracıyla Dünya yörüngesine oturmaksızın kısa “seferler” yap­tılar. İkinci SSCB kozmonotu German Stepa- noviç Titov, Ağustos 1961′de “Vostok 2″ ile Dünya’nın çevresinde 17 kez dolandı. ABD’ nin ilk insanlı yörünge uçuşunu ise, Şubat 1962′de “Friendship 7″ adlı uzay aracıyla Dünya’nın çevresini üç kez dolanan John Glenn yaptı {friendship “dostluk” demektir).

O günlerde hem ABD’de, hem de SSCB’de güdümlü silahlardan geliştirilen fırlatma araç­ları kullanılmaktaydı. SSCB’nin güdümlü sila­hı daha ağır bir savaş başlığı taşıyacak biçim­de tasarımlandığı için çok daha büyük bir uzay aracını fırlatabilmekteydi. ABD’nin 2 tonluk “Mercury” kapsülüne karşılık, “Vos­tok” uzay aracı neredeyse 5 ton gelmekteydi. 1964′te SSCB, bundan da ağır olan “Voshod l”i, içindeki üç kozmonotla birlikte Dünya yörüngesine sokarak önderliğini pekiştirdi {voshod “gün doğuşu” demektir). 1965′te, “Voshod 2″nin kozmonotu Aleksey Leonov kapsüle iple bağlı bir uzay elbisesi giyip,

soluyacağı oksijeni de yanına alarak, uzay aracından dışarı çıktı ve uzayda “yürüyen” ilk insan oldu.

1963′te NASA, Mercury uçuşları programı­nı başarıyla tamamladı. Bu uçuşlar astronot­ların yörüngede yaşayabildiklerini, gözlem­lerde bulunabildiklerini ve yerden verilen komutları izleyebildiklerini kanıtladı. NASA 1965-66′daki Gemini programıyla uzayda bu­luşma ve kenetlenme çalışmalarını uygulama­ya koydu {gemini, “ikizler” anlamına gelen Latince bir sözcüktür). 10 Gemini uzay aracı­nın her biri yaklaşık 3,5 ton ağırlığındaydı ve bunlarda iki astronot bulunuyordu. Gemini astronotları uzay elbiseleri giyerek araç dışın­da çalışma denemeleri de yaptılar. En uzun uçuş rekorunu Dünya çevresinde 206 kez dolanan “Gemini 7″ kırdı.

NASA’nın 1960′lardaki uzay programının son hedefi Ay’a inmekti; ama buna hazırlık olarak başka türden bazı uçuşlar da yapıldı. Bu uçuşlar insansız uzay araştırma araçlarıyla gerçekleştirildi. Bunlardan “Ranger” {ranger “korucu” demektir) tipi uzay aracı 1964-65′te

Ay’a gönderildi ve yüzeyinin fotoğrafları çe­kildi; bu uzay araçları hızla Ay’a yaklaşırken yüzey fotoğraflarını çekip Dünya’ya gönder­mekte, daha sonra da Ay’a çarpıp parçalan­maktaydı. Bunu izleyen adım, hız kesici roketlerini ateşleyerek alçalışlarını yavaşlatan ve böylece Ay’a yumuşak iniş yapan uzay araştırma araçlarından yararlanılarak gerçek­leştirilen yakın çekimlerdi. Bu uçuşlar 1966- 67′de “Surveyor” (surveyor “yerölçümcü” de­mektir) uzay araştırma araçlarıyla yapıldı. Bunlardan “Surveyor 3″, taşıdığı tırnaklı me­kanik kepçeyle Ay’ın yüzeyinden toprak ör­nekleri topluyor ve bunları televizyon kame­rasıyla inceliyordu.

İlk insanlı inişin, Ay’ın Dünya’ya dönük yüzünde, ekvatoru boyunca uzanan dar bir şeride yapılması planlanmıştı; bu nedenle 1966-67′de “Lunar Orbiter” (Lunar orbiter “Ay yörünge aracı” demektir) sınıfı uzay araştırma araçlarıyla bu şeridin fotoğrafları çekildi. Bu araçlar Ay’ın çevresinde dolanırken yüzeye 40 km kadar yaklaşıyorlardı. Bu uzaklık, çapı 1 metrenin üstünde olan cisimlerin fotoğrafla­rını çekmeye olanak veriyordu.

Ay’da İlk İnsan

1961′de ABD Başkanı John F. Kennedy ülkesinin 1970′ten önce Ay’a insan indireceği­ne söz vermişti. Apollo programı bu görevi yerine getirmek için tasarımlandı. Hedef, Ay’a üç astronot göndermek ve onların gü­venli bir biçimde geri dönmelerini sağlamaktı. Dev bir “Satürn 5″ roketiyle uzaya fırlatılacak olan “Apollo” uzay aracı üç ayrı bölümden, yani modülden oluşuyordu. Ay’a iniş Ay modülünde bulunan iki astronotça gerçekleş­tirilecek, bu sırada üçüncü astronot, Ay çevresinde yörüngede dolanan komuta modü­lünde kalacaktı. Ay’ın yüzeyindeki görevler yerine getirildikten sonra Ay modülü yeniden havalanarak yörünge uçuşundaki komuta modülüyle kenetlenecekti. Ay modülündeki iki astronot komuta modülüne geçtikten sonra Ay modülü öbür modülden ayrılacak ve yalnızca komuta modülü Dünya’ya geri döne­cekti. Komuta modülü denize inecek biçimde tasarımlanmıştı. “Apollo” uzay aracı ile “Sa­türn 5″ roketinin birlikte toplam yüksekliği 111 metre, ağırlığı da 2.770 tondu.

Satürn 5. Bu dev roketin birinci kademesi gazyağı ve sıvı oksijen yakan, beş motorlu bir kümeden oluşuyordu. 2.000 ton ağırlığındaki iticinin yaklaşık 2Vı dakika süreyle toplam 3.400 tonluk bir itme kuvveti sağlaması plan­lanmıştı. Beş motordan dördünün doğrultusu değiştirilebiliyor ve böylece roketin eğimi ve doğrultusu denetim altında tutulabiliyordu. İkinci kademede rokette sıvı oksijen ve sıvı hidrojenden oluşan itici kullanılıyordu; beş motorlu bu roket, yaklaşık 6V2 dakika süreyle toplam 520 tonluk itme kuvveti sağlıyordu. 100 tonluk itme kuvvetindeki tek bir motor­dan oluşan üçüncü kademede de aynı yakıt kullanılmaktaydı. 100 tonluk itme kuvveti, Dünya yörüngesine ulaşıncaya kadar ve sonra tekrar Ay’a doğru son bir itme sağlamak için 2Vı dakika süreyle ateşleniyordu.

Apollo Uzay Aracı. Bu araç, komuta mo­dülü, hizmet modülü ve Ay modülünden oluşuyordu. Üç astronotun Ay’a giderken ve Ay’dan dönüşte içinde yaşayacakları komuta modülü, 5,5 ton ağırlığında, koni biçiminde bir kabindi. Bu kabinin, alüminyumdan ve hava sızdırmaz biçimde yapılmış olan iç çepe­ri, ısı kalkanı denen plastik bileşimli bir maddeyle kaplanmıştı. Dönüş yolculuğunda Dünya atmosferiyle sürtünme sonucunda uzay aracının dış yüzeyindeki sıcaklık 2.800°C’ye kadar çıkabiliyordu. Isı kalkanı bu ısıyı soğuruyor ve plastik madde eriyerek akıp gidiyordu.

Komuta modülü, oksijen ve yakıtı taşıyan, silindir biçimli hizmet modülüne bağlanmıştı. Hizmet modülü, ayrıca uzay aracının uçuş sırasındaki manevraları için kullanılan kendi motorunu da taşıyordu. Oksijen ve hidrojen kullanan yakıt pilleri gerekli elektrik enerjisi­ni ve mürettebatın içme suyunu sağlıyordu.

Komuta modülüyle bağlantılı olan Ay mo­dülü iki astronotu Ay’a götürüp getirmek için tasarımlanmıştı ve oldukça hafifti. Ay modü­lü, iniş kademesi ve çıkış kademesi olarak iki bölümden oluşuyordu. Ay yüzeyine yumuşak iniş yapacak biçimde alçalmayı iniş kademesi sağlayacak ve iki astronot iniş sırasında bu kademede bulunacaktı. Ay’ın yüzeyindeki görev tamamlandıktan sonra iniş kademesi, çıkış kademesi için bir platform oluşturacak,çıkış kademesi bu platformdan fırlatılarak komuta modülüyle kenetlenecek, iniş kade­mesi ise Ay’da kalacaktı.

1967′deki yer denemeleri sırasında, “Apol­lo” uzay aracında çıkan bir yangın sonucunda, içeride çalışmakta olan üç astronot yaşamını yitirdi ve bu yüzden program ciddi bir gecik­meye uğradı. Tasarımda çeşitli değişiklikler yapıldı ve çok sayıdaki insansız deneme uçu­şundan sonra 1968′de programın ilk insanlı uçuşu “Apollo 7″ ile gerçekleştirildi ve üç astronot Dünya yörüngesine çıktı.

Aralık 1968′de “Apollo 8″ Ay’a ilk insanlı uçuşu gerçekleştirdi ve Dünya’ya geri dönme­den önce Ay’ın çevresini 10 kez dolandı. Mart 1969′da “Apollo 9″ Ay modülünü denedi ve aynı yılın mayısında “Apollo 10″ Ay çevresin­de 31 kez dolandı. Bu uçuşlarla, Ay’a ilk insanlı inişi gerçekleştirecek olan “Apollo 11″ için fırlatılma hazırlıkları tamamlanmış oldu.

Ay’a iniş 20 Temmuz 1969′da gerçekleştiril­di. Neil Armstrong ve Edwin Aldrin’i taşıyan Ay modülü “Eagle” (eagle “kartal” demektir) Sessizlik Denizi olarak adlandırılan bölgeye indi. Yeryüzündeki milyonlarca insan “Bu bir insan için küçük, ama insanlık için dev bir adım” sözleriyle Ay’a ilk adımını atan ve böylece Ay’a ayak basan ilk insan unvanını kazanan Armstrong’u bu tarihsel anda tele­vizyon ekranlarından izledi. Aldrin, Arms- trong’a katıldı ve birlikte, iki saat kadar uzay aracının dışında kalarak fotoğraf çekti­ler, bilimsel deneyler yaptılar ve kay aç örnek­leri topladılar. Ay’ın üstünde 21V2 saat kaldıktan sonra “Eagle” havalandı ve Ay yörüngesinde dolanmakta olan, Michael Collins’in yönetimindeki komuta modülü “Co- lumbia” ile buluştu. Ay’a bırakılan bir levha üzerine şu sözler yazılmıştı: “Dünya gezege­ninden gelen insanlar ilk kez İS Temmuz 1969′da burada Ay’a ayak bastılar. Biz, bütün insanlık adına barışçıl amaçlarla geldik.” Mü­rettebat 24 Temmuz’da başarılı bir biçimde Dünya’ya geri döndü.

Bu tarihsel inişi insanlı beş iniş daha izledi ve her bir seferinde Ay’ın yeni bir bölgesinde incelemeler yapıldı. Bu inişler “Apollo 12″ (Kasım 1969), 14 (Şubat 1971), 15 (Temmuz 1971), 16 (Nisan 1972) ve “Apollo 17″ ile (Aralık 1972) gerçekleştirildi. Nisan 1970′te “Apollo 13″ün uçuşu, yolculuk sırasında ger­çekleşen bir patlamanın hizmet modülünü ha­sara uğratması üzerine yarıda kaldı; ama, as­tronotlar Ay modülünden enerji sağlayarak güvenlik içinde Dünya’ya geri döndüler.

Sonuncu ve en uzun Apollo uçuşunu ger­çekleştiren “Apollo 17″, fırlatmanın gece ya­pıldığı tek uçuştu. Eugene Cernan ve jeolog Harrison Schmitt, Durgunluk Denizi’nin gü­neydoğu kıyısına yakın, dar bir vadiye indiler ve komuta modülü pilotu Ronald Evans ile tek­rar buluşup Dünya’ya geri dönmeden önce Ay yüzeyinde 75 saat kaldılar.

Böylece Apollo programı ve bir süre için insanlı Ay yolculukları sona erdi. Bütün bir Apollo programı boyunca astronotlar Ay’ dan Dünya’ya toplam 385 kg ağırlığında top­rak ve kayaç örnekleri taşıdılar; bu örnekler­den sağlanan bilgiler hâlâ bilim adamlarınca incelenmektedir.

Uzay turizmi patlayacak

ABD’de geçen yıl başarıyla yapılan ilk sivil uzay uçuşunun mimarı Burt Rutan, özel uzay turizminin 5 ila 10 yıl içinde patlayacağını söyledi. İlk sivil uzay aracının yaratıcısı Rutan, Amerikan Kongresi’nin Uzay ve Havacılık için Bilim Dairesi alt komisyonunda yaptığı konuşmada, “Çabalarımızı, 5 ila 10 yıl içinde 3 veya 4 tur operatörüyle uzay uçuşlarının ticarileştirilmesi yolunda yoğunlaştırıyoruz” dedi.

‘Sayı yıldan yıla artacak’
Bu turizm şirketlerinin ilk yıllarda 500 kadar amatör astronotu uzaya götüreceği tahmininde bulunduklarını söyleyen Rutan, bu sayının beşinci yılda 3 bine, 12. yılda 50 bin ila 100 bine çıkabileceğini ifade etti.

‘Zamanla daha güvenli hale gelecek’
“Bir gün belki de milyarlarca dolar iş hacmine ulaşacak, hedefi insanları uzaya sadece kendi zevkleri için ve uygun fiyatlarla götürecek yeni bir ekonomik faaliyeti başlatacağımızı söylemekten onur duyuyorum” diyen Rutan, özel uzay uçuşlarının zamanla artarak daha güvenli hale geleceğinin altını çizdi.

İngiliz Virgin Atlantic havayolu şirketinin sahibi İngiliz milyarder işadamı Sir Richard Bronson tarafından kurulan uzay turizmi şirketi Virgin Galactic’in Başkanı Will Whitehorn ise önceki gün alt komisyonda yaptığı konuşmada, 5 yıl içinde ticari açıdan verimli bir ekonomik faaliyeti yaratmayı planladıklarını söylemişti.

100 milyon dolarlık yatırım
Virgin Galactic şirketi Rutan’ın şirketiyle birlikte yaptığı 21,5 milyon dolar tutarındaki anlaşmayla, uzaya giden ilk sivil araç SpaceShipOne’ın teknolojisinin kullanılması ve California’da 5 uzay aracının üretimi için 100 milyon dolar yatırım yapılması konusunda uzlaşmıştı.

Tarihe geçen uzay aracı
Burt Rutan, SpaceShipOne ile geçen yıl 3 başarılı uzay uçuşu yaparak uzay turizminin yolunu açmıştı. SpaceShipOne, 100 kilometre irtifa sınırını aşan ilk özel uzay aracı olarak 10 milyon dolar tutarındaki ödülü de kazanmıştı.

ID:- 1359Blog Adı:- Günlük Süt
Pagerank:- N/A Çiftliğimden Süt %100 Doğal %100 Katkısız Günlük Sütünüz… çocuk ve kadın ... Çocuğunuza güvenle içirebileceğiniz katkısız doğal günlük süt. sütlaç uzun ömürlü sütlere göre tadı daha güzel olan süt. bunun piyasasına ilk olarak  süt hakimmiş fakat möö süt kutu süt satmaya başlayınca işleri daha  iyi olduğunu gördük. GÜNLÜK SÜTÜN ÖZELLİKLERİ. “Taze” sütler modern çiftliklerden toplanır. Her Sabah Özenle Sağılan İnek ve Keçilerimizin Taze Doğal Sütleri Evinize Teslim Katkısız ve doğal çiğ süt kapınıza kadar geliyor. %100 katkısız, doğal ve günlük çiğ sütü kapınıza getiriyoruz. Sütlerimizi kargo ile değil, soğutuculu dağıtım
Açıklama:- Günlük Doğal Çiftlik Sütü Evinize teslim. Samsun 'da kapınıza teslim. Kapıya teslimat taze köy sütü için bizi arayın. Alosüt hattı:0533 593 1615. Arayın çiftlikten sofranıza taze yoğurt tereyağ süt gelsin. Kategori:- çelik kasaYemek Ekleyen:- osman
Ekleme Tarihi:- December 07, 2016 11:28:58 AM Hitleri:- 0 RSS:- http://www.moosut.com/feed/ Gönderileri: süt yoğurt - blog linkleri - kasa